Devleti kuran partiyle uzlaşıp anlaşamayan “iktidar”, devleti yıkmayı, milleti bölmeyi, vatanı parçalamayı amaçlayan bir örgütle nasıl uzlaşıp anlaşabiliyordu? Hangi ödünler verilerek masaya oturulabiliyordu? “Koşulsuz” neler konuşulup “evet” denilebiliyordu? Önyargılardan, kırmızıçizgilerden arınmış olarak neler verilebiliyordu bu ölüm makinelerine ki, silahlarını bırakmıyor, ama susturabiliyorlardı?
İktidarın çıkarları için bir anda “terörü yapan ve besleyen kaynaklarla” sarmaş dolaş olunuyor, Cumhuriyet’e ait elde edilmiş ne kadar kazanım ve değer varsa tümü yerle bir edilebiliyor, “19 isyan” için “devlet size yanlış yaptı” düşünce ve inancıyla “özür üzerine özürler dileniyordu.” Zannediyorlardı ki, “verdiğimiz ödünlerden ötürü, onlar da bizim gibi devlete, millete ve hukuka dair” tüm değerlerden vazgeçerler… / Bugüne kadar elde ettikleri kazanımları bir kalemde silip atıyorlardı. / Oysa teröristlerin “barış” gibi, “kardeşlik” gibi, “huzur, mutluluk, gelecek” gibi, “demokrasi, özgürlükler, insan hakları” gibi… sorunları hiçbir zaman olmamıştır. Onlarla bir masaya oturmak, bu değerleri yok etmek demektir.
“Analar ağlamasın” dediniz, anaları ağlattınız; “çocuklar yetim kalmasın” dediniz, çocukları babasız bıraktınız. Kaç kez “ateş kestiler” ve her defasında, “devleti, kendileriyle eş değerde tutarak, askerin silah bırakmasını” istediler ve kanlı baskınlarla ortalığı kasıp kavurdular. Örgütle, “devlet gibi” mücadele edilmez, Kandil bitirilmeden de kurtuluş olmaz.
Gurup gurup şehit cenazelerini yurdun dört bir tarafına gönderiyorsunuz. Terör örgütüyle anlaşma, gaflet ve dalaletten öte ihanettir. Ülke kan gölüne döndü. Toplum acıya, gözyaşına boğuldu. Şimdi çıkıp yıllardır kucak kucağa yaşayıp kader birliği yaptığınız, “beraber yürüdüğünüz yoldaşlarınız, beraber ıslandığınız kader arkadaşlarınız Fetullahçılar için “aldattılar, kandırdılar” dediğiniz gibi terör örgütü için de “aldattı, kandırdı bizi” diyorsunuz?
Onlar ki ölümü, öldürmeyi kadın-erkek-çocuk demeden, onlar ki kimlik kontrolü ve vergi toplamayı, uyuşturucu-silah kaçakçılığı yaparak kaynak yaratmayı, tehditle para almayı, mayın döşemeyi, patlayıcı gömmeyi, istedikleri partiye oy verdirmeyi her zaman yapanlardı. İktidar, yalakalık yapmayan “basının uyarılarına” hiçbir zaman kulak asmamış, “yürü, kim tutar seni” yandaşlarıyla terör örgütüne ve İmralı’ya inançlarını sürdürmüş ve ülkeyi bu duruma getirmişlerdir. Cumhuriyet dönemi isyanlarıyla “uğradıkları haksızlıklara(!), mağduriyetlere(!) salya-sümük ağlaşmalarla dilenen özürler sonucu tüm bölge onların kontrolüne bırakılmış, her zaman darbe tehdidi öne çıkarılarak ordu tutuklanmış, kale-kolların inşaatı durdurulmuş, PKK serbest bırakılmıştı. En korkuncu da PKK’yı tüm Kürt halkının temsilcisi sayarak “muhatap” almaları olmuştu.
Herkes şunu çok iyi biliyor ki, PKK’nın isteklerinin sonu gelseydi, PKK’ya karşı seçenekler-politikalar üretilseydi, muhalefetin uyarıları dikkate alınsaydı, Kandil söndürülüp teröristler “ışıksız” bırakılsaydı bu savaş çıkmayacak, kınalı kuzucuklarımız ölmeyecek, çocuklar yetim kalmayacaktı. “Hain, namussuz, şerefsiz, alçakça saldırılar” yaşanmayacak ve terör tüm Güney Doğu’ya ve Türkiye’ye egemen olmayacaktı.
Basiretsizliklerinizin ve “ustalaştığınızı” söylediğiniz beceriksizliklerinizin kınasını başınıza yakınız. Çürük raporlarıyla, bedelini ödeyerek askere göndermediğiniz çocuklarınızla, (fakir, fukaranın çocukları ölürken), rahat, mutlu ve huzurlu, “karaktersiz şehit babaları sayesinde” karakterli yaşayınız…
Teröristlerle uzlaşanlar, Cumhuriyet’in değerleriyle, Atatürk’le, devrimleriyle, anayasal partilerle nasıl uzlaşamıyorlar, anlayamıyorum. Anlayanlar varsa, lütfen anlatsınlar bana…
Demokrasi barış, uzlaşı ve saygı rejimidir.
Barış ve esenlik dileklerimle…
NOT: Sekiz ay önce yazılmış bir yazıyı masa üstünden paylaşmak istedim.