İşte Mart’ın sonu da geldi sayılır. Bakacağız, CHP’nin romantik sloganı, “Mart’ın Sonu Bahar” gerçekliğe ulaşacak mı? Yoksa, eskilerin deyişiyle, “Mart kapıdan baktırır kazma-kürek yaktırır” mı?, göreceğiz. Hayırlısı diyelim..

Pazar günü mutlaka sandığa gideceğiz. Kafamızdaki partiiçi politik ve kişisel gerginliklerin, kırgınlıkların, dargınlıkların, hesapların tuzağına düşmeden oyumuzu kullanacağız. Ama mutlaka kullanacağız. Biliyoruz ki kullanılmayan veya başka partiye atılan her oy, iktidar partisinin hanesine yazılacaktır.

*****

Yaşanılan sürece CHP penceresinden baktığımızda, sancılı dönemlerden geçtiğimiz ortada. Çeşitli itirazları olsa da Genel merkezin belirlediği adayları gün geçtikçe daha çok benimsedi milletimiz. Parti örgütleri de vargüçleriyle çalışmağa başladılar doğrusu.

Kafamızı bozan, dinden imandan çıkaran çeşitli yanlış davranışlar, açıklamalar, söylentiler olmadı mı? Elbette oldu. Allah’tan partililerimiz, bunların yerinin ve zamanının seçim çalışmaları sırasında olmadığının bilinci içinde. İşte bu anlayışla hep birlikte son düzlüğe gelindi. İnşallah sandıklardan beklenen, umulan sonuçları alabiliriz.

Oylar kullanıldıktan sonra heyecanlı bir bekleyiş içinde, akşam televizyonların başında, telefonlar kulakta sonuçları almağa çalışacağız..

*****

Şimdi geçmişten kimi gülümsetici, kimi düşündürücü, kimi ders verici bazı örnekleri hatırlıyalım.

1954 çok zor hatırlıyorum (12 yaşındayım daha), ama yerel mi genel seçim mi 1957 olabilir. Demokrat Parti iktidarı dönemi. Çaycuma Belediye Başkanı Nihat Kantarcı. Topbaşı tepesine Belediye bir su kuyusu yaptırdı. Yaka köyünden borularla getirilen su, bu depoda toplanıyor. Çarşıya da borularla indirilecek. Yaka köyünün suyu meşhur.

Bir Cuma günü çarşı kalabalık. Yapılan hizmeti de halka göstermek gerek. Necati Ağabey(Yorgancıoğlu) depo tarafına haber gönderdi. Boruların birbirine bağlanacağı yerler, üstüpü veya conta olmadığı için bağlantı yapılamıyor. Necati Ağabey o gür sesiyle; “Çamurla sıvasınlar!” diye ünledi aşağıdan yukarıya. Duyan işçi ötekine, o öbürüne, o öbür işçiye, en sonunda depoya. Borular, yol kenarından çamur sıvalı çarşıya indirildi. “Tamam mı?” dedi Necati Ağabey. Kısa bir süre sonra “Açın lan musluğu!” diye bir daha ünledi. Musluk bir açıldı ki, sular çarşı ortasına doğru şarladı.

Hiç gözümün önünde gitmez suyun coşkun akışı. Suyun şarlayışı güzel de toz-toprak içindeki çarşı çamur çökek içinde kalmıştı..O zaman küçük Belediye binası, caminin bir-iki dükkan daha ilerisinde. Şimdiki yerde de bir dükkan sırası var: Başta Necati Ağabey’in kahvesi, yanında Cibo Mehmet’in terzi dükkanı, bir bakkal, bir berber ve Müezzin Ahmet Bilgin’in (rahmetli Mehmet Bilgin ve Engin Bilgin’in babaları) bakkal dükkanı.

Tabii çarşı içi de böyle değildi o zaman. Şimdiki meydanda önlü-arkalı sıralı dükkanlar vardı. Nihat Kantarcı bu dükkanları peyderpey boşaltarak, sonrasında şimdiki alanı ortaya çıkardı.

*****

Çaycuma’da 1963 belediye seçimleriydi sanırım. Adalet Partisi adayı Nihat Kantarcı, CHP adayı Halil Köktürk, Bağımsız aday Maksut Çavdar. Bizim tercihimiz Maksut Çavdar’dı. Anlattıkları kulağımıza hoş geliyordu. O zaman için yeniliği temsil ediyordu. Birlikte olduğumuz genç kesim de aynı düşüncede idi.

Yarınki gün seçim vardı. Sokakları pay etmiştik. Kuş uçurmıyacaktık. Ben bizim iki sokağı da kontrol ediyordum. O yıllarda bizde uyku-yorgunluk da yoktu. Gece saat 1-2 sıraları. Gezinirken adım sesleri duydum. Ses yukarı taraftan geliyordu. Dut ağacının altında idim. Baktım ki gelen Nihat Kantarcı Ağabeydi. Sırtında takım elbise, ayağında çizmeler vardı. Yukarı kısımdaki evleri dolaşmış olmalı. Beni görünce duraladı. Ama ben hiçbir şey söylemeden hafif kenara çekilerek yol verdim. Şöyle bir baktı ve geçti. Zaten sokağın sonuna doğru kayınvalidesinin evi vardı.

27 Mayıs 1960 İhtilalinden sonraki ilk seçimdi. Bize göre Çaycuma’daki seçim CHP adayı ile Maksut Çavdar arasında geçecekti. Adalet Partisinin oy alabileceği düşünülmüyordu. Bütün hesaplar bu minval üzere idi.

Ama sandıktan Nihat Kantarcı çıkmıştı.

*****

Zonguldak’ın yetiştirdiği önemli isimlerden biri de Zeki Çakan’dır. Belediye İşletmeler Müdürü iken, bizlerin istemediği halde Anavatan Partisinden belediye başkan adayı oldu. Yapılan seçimler sonunda SODEP adayı Av. Yılmaz Kayhan önünde 1984-1989 yılları için başkanlığa seçildi.

1989 seçimlerinde ise biz SHP saflarındaydık. Adayımız Yüksel Aytaç’ın seçilmesi için elden gelen gayreti göstermiştik. Çakan, iktidar partisi belediye başkanı olmasına rağmen seçimi SHP adayı Yüksel Aytaç kazanmıştı. ANAP Genel Başkanı Özal, Çakan’ı 1989-1992 yılları arasında Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğüne atadı. Bu görevde iken, Zonguldak Maden işçilerinin grevi başladı. 1991`in başında greve gitmekle sonuç alınamayınca Büyük Ankara Yürüyüşü başladı.

Yürüyüşteki işçilerin yolu Deller Köprüsü’nde iki büyük dozerle ve jandarma komandoları ve polis tarafından kesilerek kapatılmıştı. Maden işçisinin yolunu kesen dozerler, Zeki Çakan`ın başında bulunduğu Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğüne aitti. Durum, maden işçilerinin çok büyük tepkisine neden olmuştu. O gün binlerce Zonguldaklı gibi ben de oradaydım. Bu durumu görünce sanıldı ki, Zeki Çakan ve Anap Zonguldak’tan bir tek oy dahi alamaz.

Ne mi oldu? Zeki Çakan 1994 seçimlerinde yine Zonguldak Belediye Başkanı seçildi. Bu milletin de ne zaman ne yapacağı da belli olmuyor!..

*****

Evet, Mart’ın sonu geldi nihayet..Bu seçim propagandaları sırasında gördük ki, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” adı verilen bu düzende, başka bir sese tahammülü olmayan sadece iktidarın sesi var. Ben yandaş adı verilen televizyonları da dikkatle izleyen bir kişiyim. Gördüm ki, muhalefeti eleştirebilmek için kelimelere seksen takla attırılıyor, uydurma-kaydırma ile yoktan yonga biçiliyor. Din-inanma gibi en kutsal değerler bir oy uğruna ulu orta kullanılıyor. Bize yazık elbette, ama bunu yapanlara daha çok yazık..Ülkemizde birkaç gazete ve Tv dışında doğru haber alabilme imkanımız ne yazık ki çok çok kısıtlı.

Mart’ın sonu bahar olduğunda elbette süreç içinde Anayasanın 2. Maddesinde tarif edilen “Laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti”ne yeniden yollar açılır. Tek dileğimiz budur.