Derlerdi, "Dost kara günde belli olur." Doğrudur, bir sıkıntınız, bir çıkmaz işiniz olduğunda en çok dostlarınızı yanınızda görmek istersiniz.

Bu insani bir duygudur. Herkes böyle düşünür. Böyle bir durumda yalnızlık yaşamak istemez kimse.

Bu durumun bir başka yönü de  -dini yönden- "düşenin elinden tuttunuz" ahlaki önerisidir ki, insanımız buna da çok dikkat eder.

Bunun içindir ki, gerek kişisel, gerekse toplumsal acılı olaylar; yüreklerde hep birlikte yaşanır.

Acıları paylaşmak için maddi-manevi yardım yarışı yapılır.

***

Yaygın basından bir gazetede okuduğum:  "..... akaryakıt istasyonu işleten bir şirket faaliyet gösterdiği ilçedeki belediyeye 2 yılda 4 milyon liralık akaryakıt sattı, parasını alamadı. Şirket de İcra Müdürlüğü'ne haciz kararı aldırdı."

Haberin devamında alacaklı şirket, borçlu belediyenin makam otosu dahil, tüm malvarlığına el koydurduğu bilgisi var.

Haberden anladığımıza göre; belediyeye icra gönderen şirket, ilçede bir siyasal parti İlçe Başkanı'nın kardeşlerine aitmiş...

Önce haberin kuyruğundan başlayalım: Belediyeye İcra emri gönderen şirket yönetiminin bir partiye, iktidara, belediye başkanının seçildiği partiye uzaklığı-yakınlığı irdelenirken ne amaçlanılıyor acaba? Bu soruyu haberi yazan ve yayınlayanlara sormak gerekiyor ki, bu konumuz değil.

Parti yakını da olsa, uzağı da olsa belediyenin borçlanmasının arka plana itilmesi doğru mu?

Yurttaşın çıkarı/yararı hangi noktada?

Yapılan akaryakıt borcunun nasıl oluşturulduğu, hangi işler için kullanıldığı biliniyor mu?

İşin içinde keyfilik var mı, yok mu?

Bir de "ilçedeki belediyeye 2 yılda 4 milyon liralık akaryakıt" satan şirket; bu işi ihale ile mi üzerine almış, yoksa sözlü bir ricayla başlayıp alacağını biriktirmiş mi?

Akaryakıt alım işini şirket ihale ile kabul etmişse, alacakları konusunda belediyenin ricalarını kırmayıp, alacağını ertelemişse; "dar zamanda" böyle bir yola/icraya başvurması acaba neden?

İki yıl birikmiş borç... Bir kurum için iyi bir puan değil.

***

Daha önce de bu köşede birkaç kez belirttim. Belediyeler, yerel anlamda demokrasimizin en dakik, en güzel, en sağlıklı yaşanması gereken noktalardır, ama ne yazık ki, bu makamların hiç önemsenmediği yaşanan olaylarla ortaya çıkıyor.

Belediyeciliği bilen de, bilmeyen de bu görev alanına talip olup seçilebiliyor.

Ve böyle olaylar yaşanıyor.

Bu olayda alacaklı şirketin mali durumunu aşan miktarda yerel belediyeye yardımcı olması hoş karşılanabilir. Tabii ki, böyle bir hoşgörünün sonunda şirket de kendi mali durumunu gözetip ona göre davranmalıydı.

Şirket şimdi mali sıkıntı içine girmişse ve belediyeyi "hık Boğaz" etmesi;  bizce "iki cami arasında binamaz" durumu.

"Aşağısı yukarısı bıyık..." Kararı siz verin!..