Sokaklar, caddeler insan kaynıyor. Köprülerin üzerinden insanlar sel gibi akıyor. Bir yandan gelişmekte olan metro, diğer yanda vagon sayısı az, ulaşım yeri kısa olmasına karşın tıramvay, binlerce özel ve belediye otobüsü, metrobüs, on binlerce minibüs, midibüs, yüz binlerce taksi, özel taksi, servisler, gemiler, motorlar İstanbul insanını taşıyor; taşıyor ama yine de yetmiyor.

 

İstanbul o kadar büyük ki, tüm araçları, tüm insanları bir canavar gibi yutuyor.

 

Sokaklarını, caddelerini dolduruyor insanlar.

Meydanlarını, parklarını, bahçelerini dolduruyor insanlar.

Yine de bana mısın demiyor İstanbul.

 

Durmadan hareket halindeler.

Bir yerden bir yere gidip geliyorlar.

Sabahın köründe düşüyorlar yollara, ekmeğe koşuyorlar.

Bir vasıta, iki vasıta, üç vasıta, hatta dört vasıta değiştirenler oluyor.

 

Sabahleyin iş yönüne akan tırafik çoğu zaman tıkanıyor.

Akşamleyin de ev yönüne akan tırafik tıkanıyor.

Bir yanda iş yorgunluğu, diğer yanda tırafik…

Zaman geçmek nedir bilmiyor. Arabalar gitmiyor.

Gün oluyor bir iki saatte ulaşıyor çoluğuna çocuğuna seviniyor;

Gün oluyor dört beş saatte ulaşamıyor; üzülüyor, kahroluyor.

Yorgunluk, sitres, uykusuzluk yaşamlarını çekilmez kılıyor insanların.

 

Hele yağmur, kar yağarsa, felç ne demek, mıhlanıp kalıyor, ırgalanmıyor tırafik.

Yürümüyor araçlar, belediye çözümsüz-hükümsüz kalıyor.

 

Her sabah ve her akşam, milyonlarca araca karşın İstanbullular bu işkenceyi yaşıyor.

 

Yollar, araçlar yetmiyor.

 

Nüfus yoğunluğu o kadar çok ve İstanbul o kadar şişti ki, Boğaz’ın iki yakasına sığmıyor. Kent kilometrelerce uzunluk ve derinlik kazandı. Türkiye nüfusunun dörtte biri İstanbul’a yığıldı. Avrupa’nın pek çok ülkesinden daha kalabalık ve nüfus yoğunluğuna sahip…

 

Bu koca kent ne yollara sığıyor, ne denize, ne yer altına, ne de yer üstüne...

 

Dolup dolup boşalıyor gemiler, motorlar, metrolar, tıramvaylar,

Dolup dolup boşalıyor otobüsler, metrobüsler, minibüsler,

Vızır vızır gidip geliyor taksiler…

Yine de yetmiyor, yine de yetmiyor.

 

Nüfus çığ gibi büyüyor, volkan gibi patlıyor.

Her gün yüzlerce araç bu kentin tırafiğine giriyor.

Her gün çalışan anne ve babalar çocuklarına biraz daha geç kavuşuyor.

Biraz daha geç yemeklerini yiyor, biraz daha geç dinlenmeye çekiliyor, uyuyorlar.

 

Tırafik sitres, tırafik sinir; tırafik biraz daha tansiyon, biraz daha kalp ve damar hastalıkları demek… Tırafiğin yarattığı kirli hava biraz daha kanser, biraz daha ölüm demek…

 

Ağaca düşmanlık temiz havaya ve insana düşmanlıktır.

Ağaca, parka, yeşil alana düşmanlık ölüme dostluk, ölüme çağrı demektir.

İstanbullular yürürken bu kirliliğin, sitresin, kalp, damar ve beyin hastalıklarının yanında kansere yenik düşerek depremden önce ölecekler…

 

Barış ve esenlik dileklerimle…

 

NOT: Beşiktaş Belediye Başkanı Murat Hazinedar, ramazanın son akşamı “memleketim” dediği, “atalarımın yıllarca hizmet verdiği, babamın okuduğu ve pek çok dostunun bulunduğu TIRABZON’da, son iftarı vermekten, mutluyum, bahtiyarım” dedi. Etrafına saçtığı sevginin sıcaklığıyla, yüzündeki gülümseme, gençlik enerjisi Murat’ı daha bir candan yapıyor. Baba dostu olarak gönlümüzdesin. Allah yolunu açık etsin. Dini din olarak yaşayanların ramazan bayramını kutlar, daha nicelerini yaşamalarını dilerim.