abekaroglu @ gmail.com

İsmail Coşar'larımız iki tane idi. Birisi uzun yıllar Din Görevlileri Federasyonu Bşkanlıği yapmış ve Hakses'i çıkarmış Ankara Maltepe Camii İmam Hatibi merhum Hafız  İsmail Coşar'dır. Diğeri de,  Kocatepe Camii'nin önce mıüezzin sonra da imamı olan mevlidhan Hafız İsmail Coşar'dır. Bu İsmaillerimiz'den, ilk olarak

Eskişehir'li olan İsmail Doruk, 'Bülbül Kasidesi'ni Edirne Selimiye Camii'nde yetmişli yıllarda bir Kadir Gecesi ilk defa kendisinin okuması sebebi ile sözkonusu kaside ile ôzdeşleştiği için Nam-ı Diğer'i  'Bülbül Hoca' olan İsmailimiz vefat ett.  Sonra da doksan sekiz  yılında bana göre bu dünyanın bir daha göremeyeceği Üstad Hafız İsmail Biçer'imiz, Bandırma yakınlarında Erdek yolunda elim bir trafik kazasında vefat etti,  doktora döneminde ortak dersler aldığımız  ünlü Neyzen Sadettin Erguner'in 'şayet zamanında keşfedilseydi;  dünyada pavarotti diye bir  kişi olmazdı' dediği Üsküdar Valide Camii Müezzini Hafız ve Mevlidhan  Yusuf Gebzeli ile beraber. Ben İsmail Biçer'in vefat haberini duyunca belki de  babamın cenazesinde  ağladığım kadar ağlamamış ve donmuş kalmıştım ki vefat yıldönümünde bu konuda  bir yazı kaleme alacağım. Hem de herkesin انا الله و انا اليه راجعون 'Allah'tan geldik ve O'na döneceğiz' (Bakara, 2/156) ayetini bir türlü okumayı da akledememiştim.  Son günlerde gelen şehit haberleri; elbette hepimizi üzüyor.  Dün akşam Trabzonspor Fenerbahçe maçını bizim Rumeli kavak'taki bir Balıkçı kahvehanesinde seyrediyordum ve Trabzon Pelitli Mahallesinden bir şehid haberini de üzüntü ile bu sırada öğrendim. Maç sırasında arkadaşlarla sohbet ediyor ve fanatik olan her iki takımın taraftarlarına lâf atıyordum, ama içimde sebebini bilemediğim,  sanki 'on sekizli yaşlarda aşık olup yerinde duramamak' gibi  korkunç bir sıkıntı vardı. Eve geldim,  inanın saat 02.30'  kadar hiç uyuyamadım,  kalktım bir süre ayakta durdum,  uykum gelsin diye. Yine olmadı, bu sefer Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi ile Hacettepe Üniversitesi felsefe bölümü emekli öğretim üyelerinden  Prof. Dr. Süleyman Hayri Bolay'ın,  Felsefi Doktirinler Sözlüğü' isimli eserini elime aldım, bazı kavramlara göz attım, okudum, sonra biraz uzandım ama yine uyuyamadım. Sabah namazından sonra biraz kestireyim dedim ve bunu kısmen başardım. Çünkü bugün bir programınız vardı ve orada uykusuz olmamam gerekirdi. Gözüm açılınca sat 11.00 gibi idi, birden  Rumelikavak Ulu Camii görevlisi Hafız Selçuk Kocaman kardeşim'in  mesajını gördüm. Bu kardeşim benim İsmail Coşar'ın hayranı olduğumu bildiği için;  diyordu ki,  'İsmail Coşar Hocam eşiyle beraber vefat etti'. Böyle haberler alınınca klişeleşmiş bir laf var ya,  'bu haberi büyük bir üzüntü ile öğrendim' diye, ben de öyle oldum ve bu sözü söyledim.  Evet İsmaillerimiz'den Marmara İlâhiyat'tan Kur'an-ı Kerim Hocamız Prof. Dr. İsmail Karaçam hayatta ama o da yaşlandı ve daha Kur'an  okuyamıyor artık. İsmail Coşar Hocamız'ı ise;  Tonya'da geçen çocukluk yılların son dönemine tevafuk eden yetmişli yıllarda  radyodan dinlemeye başlamıştım.  Davudi bir sesi vardı, okuyuşundan çok etkileniyordum, sonra da televizyon çıkınca kendisini ekrandan seyretmeye başladım. Yani bu konuda çok iyi bir seyirci ve eleştirmen olduğumu iddia edebilirim.   Yıllar geçti Ankara'ya ayağım her düştüğünde soluğu Kocatepe Camii'nde alır ve  onun 'ezanını, müezzinlik esnasındaki okuyuşlarını' dinlerdim.  Her mevlid programı olduğunda da ben,  İsmail Coşar'ın okuyuş anını sabırsızlıkla beklerdim, İstanbul'a geldiğinde de onun mevlid okuyuşunu büyük bir keyifle dinlerdim.  Hocamız, mevlidlerde gençlik yıllarında iken  hep Miraç Bahri'ni okurdu. Çünkü o sıralar Veladet Bahri, yani mevlidin Amine Hatun kısmını ünlü mevlidhanlarımızdan Halil İbrahim Çanakkale'li okuyordu. Günler geldi geçti Halil İbrahim  Çanakkalelinin  de yaşı kemale erince,  kendisi Veladet Bahri'ni halefi olarak gördüğü İsmail Coşar'a 'artık bundan sonra bu bahri sen oku' diyerek bırakmıştı ve artık mevlidin  'Amine Hatun Bahri' İsmail Coşar'dan okurdu.  Yetmşli yıllarda TRT1 ekranı bir  Tuna Huş'un haberleri sunduğu anda titrerdi,  bir de İsmail Coçar mevlid okurken.  Bir arkadaşımızın babasının vefatının  kırkıncı günü sebebi ile  kendisini İsmail Biçer Üstdla beraber Sarıyer Rumelikavak'a davet etmiştik ve bu işin düzenlemesi bana verilmişti. İsmail Coşar'ı Atatürk Havalimanı'ndan almıştık.  Hep zihnimden geçirir dururdum,  'bu ikili bir gün bizim camide  bir araya gelse ben ne yaparım? 'İsmail Coşar Hocam bir ezan  lütfeder misiniz?' diye kendisine teklif ederim,  İsmail Biçer Hocamız'a da, "hocam siz de namazı lütfeder misiniz?" diye teklifte bulunurum diye düşünürdüm.  Gün geldi geçti ve doksan altı yılında belleğimden geçen  bu düşünce gerçek oldu ve mevlid programından önce bunu uygulamıştım.  O günden sonra İsmail Coşar Hocamız'la da hukukum oluştu, kendisi ile telefonla ya da bizzat görüşürdüm ve bana Ankara'dan devamlı selâm gönderirdi.  Hiç istemezdim, ara sıra  sigara ve nargile içmesini, hatta Sarıyer'e geldiği program sonrası ünlü mevlidhanlarımızdan Fevzi Mısır'ı aramış ve Unkapa'nında o günlerde meşhur olan nargileciye gitmiş ve çay içmişti, öyle ki uçak dönüş biletinin bu buluşmaya zaman kalması için akşan saat 22:00'de alınmasını da bizden  istemeyi ihmal etmemiş ve biz de öyle yapmıştık.  O'nun meslek alanındaki hatıralarını çok kişi dinlemiştir. Örneğin özel istekle 'kendisinden ezan okumasını' talep eden gayr-i müslimlerin İslam'ı seçmelerine de vesile olması bunlardan sadece  biri. Çocukluğunda annesinin,  'sesi daha da gürleşsin' düşüncesi ile kendisini boş bir kufanın içine bırakıp ağlamaya terk etmesi' kendi ağzından duyduğumuz hatıralardan sadece bir diğeri.  İsmail Biçer Üstadın vefatından sonra  Bayezid Camii'ndeki cenaze merasiminden önce, İsmail Coşar  cenazenin yanına üzüntüden  gidememişti ve benim yanıma gelmiş ikimiz beraber İsmail Biçer Üstadın cenazesinin yanına gitmiştik. Ismail Biçer Hocamız'ın Edirnekapı Şehidliği'ndeki  defni sırasında İsmail Coşar'dan,   'Kur'an tilaveti istenmiş' ama İsmail Coşar samimi arkadaşı İsmail Biçer'in cenazesinde Kur'an okumaya içi el vermemişti. Aynı gün ikindi namazında Üsküdar Valide Camii'nde Yusuf Gebzeli'nin cenaze namazı programında iise kindi Namazından önce Al-i İmran Suresi'nin '   ولتكن منكم أمة يدعون الي الخير و يآمرون بالمعروف وينهون عن المنكر وأولئك هم  المفلحون )Al-i İmran, 3/104). ayetinden başlayıp 109. ayete kadar devam eden kısmı bir okuyuşu var ki aman Allah'ım sormayın. Kendisi Aşere Takrib ve Tayyibe okumamış ve bu alanda uzman olmamasına rağmen, sesinin davudiliği ile adeta,  'coştum yine dalgalanıyorum ben' türkü sözlerinde olduğu gibi,  kendinden geçercesine  duygu boşalması yaşaması sonucu olan tilavetini ben hayatım boyunca unutamam.  Kendisi Bursalı idi. Çünkü yaratılış itibarı ile Bursa, Bolu, Çanakkale insanının ağız ve burun yapısının  okuyuşa çok müsait olduğunu ve  seslerinin güzelliğini kabul etmek gerekir.  Ama bu cep telefonları yok ki o zaman bu okuyuşu kayda alalım.  İnim inim illetmişti camiyi ve  herkesi duygulandırmış ve adeta kendinden geçmişti. Marmara İlâhiyatta lisans öğrencisi iken şimdi milli eğitimde idareci olan sınıf arkadaşım ve hemşehrim Ahmet Kara ile her Cum'a Bağlarbaşı ve Fıstıkağacı üzerinden yürüyerek Üsküdar'a iner ve  Yusuf Gebzeli'nin iç ezanlarını dilerdik. Ben Üsküdar  Valide Camii'ne  bir bu ezanlarla tanık oldum bir de  İsmail Coşar'ın bu Kur'an Tilâveti ile.  Hafız İsmail Coşar'la Rumeli Kavak'ta yukarda bahsettiğim sözkonusu program için çorba içtikten sonra sahilde dolaşıyor ve İsmail Biçer'in gelişini bekliyorduk. Bu sırada merhume olan eşi İsmail Coşar'ı  Ankara'dan telefonla arayarak,  'Anadolukavağı'nı kendisine sormuştu'. Oysa ki İsmail Coşar'ın merhume eşinin babası, deniz astsubayı olması ve görevinin bir süresini burada ifa etmesi nedeni ile  çocukluğunun bir bölümü buradaki askeri lojmanlarda geçmişti. İsmail Coşar bu sırada eşine, 'Rumelikavak'tan gördüğu kadarı ile Anadolu Kavağı'nı anlatıyordu, bu arada telefonla eşi ile konuşuyor, hocamız bir yandan bana soruyor ve  ben de kendisine  Anadolukavağındaki Askeri Lojmanları boğazın karşı yakasından  gösteriyor ve o da söylediklerimi eşine  aktatıyordu.  Merhume eşinin, 'Anadolukavağındaki Boğazlar Tümen Komutanlığı'nın arkasındaki askeri lojmanlar daki hatıralarını özlemle anlatmasından' İsmail Coşar Hocamız,  çok etkileniyor ve bu sırada gözleri doluyordu. Eşinin,  'Anadolukavağını çok özlediği ve kendisi aracılığıyla oralara selam gönderdiğini'  de İsmail Coşar Hocamız bana söylüyordu. İsmail Coşar için elbette ok şey yazılabilir,  söylenebilir. Ayrıca çok kişinin de kendisi ile çok hatırası vardır mutlaka.  Ama ben şuna üzülüyorum, 'kendilerinde yetenek ve gelişmeye yönelik durum  olan arkadaşlarımızdan  birkaç tanesi hariç,  hemen "olduk diye havaya giriyor", bunlar bir iki defa ekrana çıktıktan sonra her meslek alanında olduğu gibi kendilerini geliştirmek şöyle dursun, maalesef bu 'oldum, erdim artık'  hastalığından yok olup gidiyorlar.  İşte ben buna çok üzülüyorum.  Bizim Diyanet TV'yi,  geride bıraktığımız Regaip Kandili'nde çok eleştirmiştim.  Ya be kardeşim, tamam kendi kurumumuzda an itibari ile  çalışan okuyuculara ekranda yere veriyorsun.  Güzel de İsmail Coşar emekli olmuş olabilir,  ona da yer ver. Emekli olmuş olabilir ama, elli sene bu kurumda çalışmış ve mevlid programlarını almış götürmüş. Kendisi bu sesi ile gidip başka bir müzik icra edebilirdi,  ama o bu  kurumda kalmayı tercih etti. Şayet  bundan daha iyi okuyucu varsa onu çıkart. Çünkü Hasan Akkuş,  Abdurrahman Gürses, Tayyar Altıkulaç, Emin Işık, İsmail Karaçam,  İsmail Biçer, Muharrem Arslantürk, Kadir Temel, İlhan Tok, Mehmet Çevik,  Fatih Çollak gibi karîleri, Zeki Altın, Halil İbrahim Çanakkaleli, Nihat Ulu, Fevzi Mısır, Aziz Bahriyeli, Kâni Karaca, Âmir Ateş,  Yusuf Gebzeli, İsmail Coşar, İsmail Doruk, Şerif Duman Nam-ı Diğer Köse,  Süleyman Arabulan, Kadir Konya, Bilâl Demiryürek,  M. Emin Güler, Celâl Yılmaz, Hafiz Fikret Latipoğlu, Hafız Mehmet Nuri Bekaroğlu, gibi mevlidhanları, Adem Erim, Yahya Eskişehirli gibi duahanları vs.  yetiştiremiyoruz.  Uzattığım farkındayım,  Allah İsnail Coşar Hocamız'ın  kendisine ve  eşine gani gani rahmet eylesin Teşekkürler İsmail Coşar Hocamız'ın  kendisine, gönlümüzü okşayan mevlid, kaside, ilahi, ezan ve Kur'an tilavetleri için.  Her bilgisayarın başına geçtiğimde yutuptan  İsmail Biçer ve İsmail Coşar'dan bir kuple bölüm dinlemeden bırakmazdım. Ama  bundan sonra bunu daha da çok yapacağım.  Çok üzgünüm bir İsmail Coşar daha  yetişemeyeceğimiz ve onu da artık maalesef,  'merhum' diye  anacak olduğumuz için..