tonyahaber @ hotmail.com

1970 yılı...

Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) üyeleriyiz.

Özel bir lokalimiz yok. Şehir Kulübünün bir odasını bize ayırdı Kulüpçü Mehmet Ağabey.

Az sayıda üye, toplantılarımızı o küçücük odada yapıyoruz, sendikanın evrakları da bir dolapta duruyor.

Odamız, hem bize hem öteki müşterilere açık.

Bir gün, sendika üyeleriyle daracık odada oturuyoruz.

Hararetli bir taştırma geçiyor aramızda.

Türkiye’nin ve dünyanın politik durumunu tartışıyoruz.

Tartışmanın önemli bir bölümü ABD ve Rusya üzerine kurulu.

Ulusal bağımsızlığın önemini vurguluyor konuşmacılar.

ABD emperyalizminin ülkemiz üzerindeki yakıcı etkisi eleştiriliyor.

Bir ara, dönemin CHP İlçe Başkanı, daha sonra Tonya Belediye Başkanı seçilen rahmetli Ahmet Uzuner geliyor arımıza. Ellerini, oturduğumuz sandalyelerin üzerine koyup dinliyor bizi bir süre.

Sonra oda söze karışıyor:

“Uşaklar, bir de beni dinleyin!” diyor ve devam ediyor: “Bir ayı orada, bir ayı burada… İkisiyle de aynı yatağa girilmez!”

Saatlerce süren tartışmamıza noktayı koyuyor Uzuner…

“Ayı ile bir çuvala girilmez.” sözünü bilmeyenimiz yoktur sanırım.

Yıllardır ABD ile NATO ayağından yola çıkarak aynı çuvala girmeye çalıştık. Hâlâ girilemeyeceğini anlayamadık.

Kore macerasıyla başlayan süreç, Ege Denizi’ndeki ortak tatbikatta Muavenet gemimizin roketlerin hedefi haline gelmesiyle, sonra, Kuzey Irak’ta askerlerimizin başına çuval geçirmeyle sürdü.

Hepsini yuttuk!...

Türkiye’ye verilmesi gereken F-35’lerin parasının üzerine yattı ABD.

“Stratejik ortağımız” ABD, patriot hava savunma sistemini satmayınca, Rusya’nın S-400’lerine mahküm olduk.

Bir NATO üyesi saldırıya uğradığı takdirde, tüm üyelere yapılmış sayılır hükmündeki NATO sözleşmesinin 5. maddesi, bize sıra gelince lastik gibi eğilip bükülüyor.

Öte yandan Türkiye’ye saldıran terör örgütleri ABD silahları ile donatılıyor.

Çoğunuz unutmuşsunuzdur 1990’lı yıllardaki “Çekiç Güç” konusunu… Doğu ve Güneydoğu’nun dağlarındaki uçaksavarların, o tepelere katır sırtında çıkarılamayacağını da bilirsiniz.

Defalarca yaşadığımız askeri darbelerle Türkiye demokrasisinin önünün tıkanışının arkasında ABD’nin olduğunu bilmeyen mi var?

15 Temmuz darbesi başka bir şey mi idi?

FETÖ’yü ülkenin başına bela eden ABD değil mi?

Ya Rusya!...

Tarihimiz Rusya ile yapılan savaşlarla dolu.

Çar Petro’nun sıcak denizlere inme hayali ve her fırsatta Osmanlı ile yaşanan savaşlar…

Kurtuluş Savaşı sırasındaki yardımlarını bir yana bırakırsak, iki devlet arasında sürekli uyuşmazlıklar…

Görüldü ki, bu ayıyla da çuvala girilmiyor.

Putin, Petro’nun hayalini gerçekleştirdi. Rusya aynı zamanda güney komşumuz da oldu. Suriye, neredeyse Rusya’nın bir eyaleti durumunda…

S-400 bataryaların yarısın teslim ettiler, yarısı beklemede.

Rus uçağı düşürüldüğünde, emri ben verdim diye yarışa girenler, sonra işi FETÖ’ye yıkmıştı.

Ekonomik, siyasal, kültürel bağımsızlığı olmayan uluslar, başkalarının egemenliğini kabul etmek zorunda kalır.

Şimdi, Suriye’de düştüğümüz bataklıktan çıkmak için hâlâ ABD ve Rusya’nın ağzının içine bakıyoruz.

Yıllar öncesinin sloganı yeniden gündeme mi geldi?

“Ne Amerika ne Rusya, bağımsız Türkiye!...”

Ama kim anlayacak?

Yazık, çok yazık!...