tonyahaber @ hotmail.com

Neneyoğu Hacı Mustafa’yı bilir misiniz?

Tonya Öğretmenevinin bulunduğu yerde terzi dükkanı vardı Neneyoğun.

İki katlı ahşap binanın zemin katındaki dükkanında hizmet vermeye çalışırdı. Üst katta da daracık odalarda, köylerden gelen ortaokul öğrencileri barınırdı.

Hacı Mustafa’nın döneminde başka terzi yoktu Tonya’da. Dikiş makinesi bile zor bulurdunuz…

Dönemin kaymakamı, koltuğunun altında bir kumaşla girer dükkana. Eşine bir manto diktirmek istediğini söyler.

“Olur.” der, terzi Mustafa.

Mezurası bile yoktur. Karışıyla ölçü alır, keser biçer, provaya hazırlar mantoyu. Bir süre sonra kaymakam uğrar, mantonun durumuna bakar. Koca kumaş, kırpılmış, manto olacak durumdan çıkmış. Keyfi kaçar…

Rahmetli Neneyoğu, yaptığı işin olmadığını anlar. Manto için çok kısaltmıştır kumaşı. Sakin sakin teklifte bulunur kaymakama:

“Kaymakam bey, yapalım ondan sağa bi koçuk!...”

Şu Anayasa’dan da koçuk yapsak nasıl olur?

Ülkemizde anayasaların tarihi oldukça eski. 1876 Meşrutiyet Anayasası, TBMM’nin kurucu irade olarak hazırladığı 1921 Anayasası, 1924 Anayasası, 1960’tan sonra Kurucu Meclis’in hazırladığı 1961 Anayasası ve 12 Eylül darbesinin ürünü Danışma Meclisi’nin hazırladığı, cuntanın keyfine göre düzenlediği 1982 Anayasası…

Her anayasada, yürürlükte olduğu dönemde, günün koşullarına göre değişiklikler yapıldı. 1982 Anayasası’nın da 126 maddesi değişti.

140 yıllık geçmişimizde, anayasaların temel mantığı parlamenter sistem olageldi.

Sistemde aksayan, yürütülmesinde zorlanılan noktala olabilir. Bunları düzeltmek, günün koşullarına uyarlamak gerekli.

Peki, sistemi tümüyle değiştirmenin gereği var mı?

Parlamenter sistemin olmazsa olmazı olan kuvvetler ayrılığını yok ederseniz, anayasadan söz etmeniz mümkün mü?...

“Akşamdan düşündüm, sabahleyin uyguladım” moduna girersiniz o zaman.

Yasama, yürütme ve yargı birbirini denetleyecek konumda olmadıkça demokrasiden söz etmek mümkün değil.

Üç erki tek elde tutmak, tek kişinin yönetimine boyun eğmektir.

Gidişat bu yöndedir.

Başkanlık sistemi ile ulaşılmak istenen de budur.

Başkanlık sistemi olursa sorunlar çözülür mü?

Aklıma, reklam almakta zorlanan televizyon kanallarında dakikalarca süren pazarlamacı reklamları geldi.

Siz de anımsarsınız: Bir zamanlar Orjin Krem reklamı vardı. Her derde deva mübarek!…

Şimdilerde hoca kılıklı biri, Deva adlı kremi pazarlıyor. Nerenizde ağrı varsa sürün, beş dakika sonra ağrılarınızdan eser yok!...

Başkanlık sistemi de, her derde deva bir mucize gibi sunuluyor.

Bir bardak içince ne tansiyon kalıyor, ne şeker…

Ya da günde bir avuç ye, kanseri bile silip süpürsün!...

Başkanlık rejimi gelirse;

Ekonomi düzelecek!

Güneydoğu’da terör bitecek!

Şam’daki Emevi Camisi’nde Cuma namazı kılacağız!

Musul, Kerkük, Süleymaniye topraklarımıza katılacak!

Ege adalarına bayrağımızı çekeceğiz!

İşsizler iş, aşsızlar aş bulacak!

Üniversite öğrencileri yurt bulacak, tarikatların, cemaatlerin kucağına düşmeyecek!

İnandınız mı?

İnandınızsa, haahhaaa!...

Türkiye’nin derinleşen krizleri karşısında başkanlık, bir kriz çözümü değil; olsa olsa krizi derinleştirme stratejisi olur…

Merak bu ya!...

Başkanlık sistemi Meclis’te görüşülüp oylanacağı zaman, Bahçeli ile Kılıçdaroğlu’nun çatı adayı MHP’li Ekmeleddin İhsanoğlu evet mi diyecek, hayır mı?

Konuyu halka götürüp referandum sonuçlarını “milli irade” diye göklere çıkaracak olanlara da peşinen bir soru:

Artvin halkı, Cerattepe’nin talan edilmesini istemiyor.

Artvin halkının iradesi “pilli irade” mi?