İman

Bektaşi ile Hacı, Osmanlı zamanında Ramazanda içki içerken yakalanırlar. Kadı yaptıklarının cezasının ne olduğunu bilip bilmediklerini sorar bunlara. 

Hacı af dileyerek:

-Şeytana uyduk kadı efendi, der ancak Kadı, Hacı'ya idam cezası verir. 

Bektaşi’ye sıra gelir ve der ki: 

-Ben Müslüman değilim, bana oruç farz değildir. Kadı Bektaşi’yi serbest bırakır. 

Bektaşi kadıya sorar: 

-Kadı Efendi ben de şehadet getirsem, Müslüman olsam, arkadaşımı da bağışlar mısın? 

Kadı Efendi düşünür: 

-Gâvuru Müslüman yapmanın ona sağlayacağı sevabı hesap eder ve Hacı'yı da affeder. 
Kadının huzurundan ayrıldıktan sonra Hacı şaşırarak Bektaşi’ye sorar: 

-Sen ne biçim adamsın be, bir dinli oluyorsun bir dinsiz, sende iman yok mu bire münafık deyip azarlar. 

Bektaşi de:

- Gâvur oldum kendimi, Müslüman oldum seni kurtardım. Peki, sen ne işe yaradın?

 

Senede iki Defa

  
Bayramın yaklaştığı günlerden birinde, iftar sırasında misafirlerden biri:
-Keşke, Ramazan senede iki kez gelse.
Aynı sofrada misafir bulunan Bektaşi, hemen şu cevabı verir:
-Öyleyse Ramazan gider gitmez neden bayram yaparsınız?

 

Haram

Bektaşi’nin birini Ramazanda içki içtiği için yaka paça kadıya götürürler. 

Çakırkeyif Bektaşi'yi görür görmez kadı: 

- Behey kâfir! Bu yaşta hala içiyorsun bu zıkkımı. Utanmıyor musun? Bilmiyor musun haram olduğunu, der. 

- Sırtınızdaki ipek kaftan da haramdır..." diye karşılık verir Bektaşi. 

Kadı: 

- Bunun içine pamuk katarlar. 

Bektaşi:

- Dünyada doğru adam mı kaldı, şaraba da yarı yarıya su katıyorlar, der.

Temel

Temel, Ramazan günü Sultan Ahmet Meydanında sabırsızlıkla biran önce iftar vaktinin gelmesini beklemektedir. Güneş tepede, Temel’in dilini damağını kurutmaktadır. 

Derken bir turist kafilesi gelir içlerinden birkaçı oradaki satıcılardan irice bir karpuz alır ve Temel’in gözü önünde şapır şupur yemeye başlarlar. Bir süre sonra bizimki yerinden kalkar usulca yanlarına yaklaşır ve kulaklarına eğilerek:

-Uy, dininizun kıymetini pilesınuz ha! 

Teravihi Hatırlarsa

İki kafadar Ramazanda kadı kıyafetine girerek köy köy dolaşmaya ve birkaç basit soru sorup cevap veremeyen köylüleri falakaya yatırıp para kazanmaya başlamışlar. Kadı Efendinin bu durumdan haberi olunca, bunları yakalatmış ve:

-Bu sabah namazının, bu öğle namazının, bu ikindi namazının, bu akşam namazının, bu yatsı namazının, diyerek kırk sopa attırıp bıraktırmış.

İki kafadar köyden uzaklaşınca birisi:

-Tabanlarım sızlıyor, şurada oturup dinlenelim, deyince diğeri:

-Yürü yürü! Dinlenmenin sırası mı şimdi? Kadı Efendi teravihi unuttu. Hatırlarsa vay halimize!

Erik

Adamın biri Ramazan günü erik yiyormuş. Bunu gören adam: 

-Yahu, Müslüman olan böyle oruç yer mi? demiş.

Adam: 

-Hayır, oruçluyum, cevabını verince adam, avurdunun şişliğini işaret ederek:

-Ağzındaki nedir? diye sormuş.

Adam: 

-Eriktir, iftara kadar yumuşasın diye ağzımda tutuyorum! demiş.