İnsan kendi kendini kandırır mı? Bu soru akıl işi değil tabii ki... Akıl sağlığı yerinde olan herkes; öncelikle yanlış/hata yapmamaya, yasalara, gelenek ve göreneklere ters düşmemeye özen gösterir. 

        Sağlıklı düşünür, dikkati davranır ve ondan sonra hür iradesini kullanır.

        Biliyorum, bu da nereden çıktı, diye soranlarınız var.

        Şöyle açıklayayım: Öteden beri resmî kurum ve ticari işletmelerin; hatta partilerin siyasi propagandalarını hoparlörle duyuru  yapmalarına karşıyım.

        Hem gürültü kirliliği yaratıyor, hem de hiç de toplumsal amaç gütmeyen konular yüksek sesle duyurularak rahatsızlık yaratılıyor.

        Dün sabah böyle bir hoparlör duyurusuyla rahatsız oldum. Ülkemiz genelinde "Okuma Yazma Seferberliği" açılmış, onun duyurusu yapıldı. Halk Eğitimi Merkezi Müdürlüğü ne yapsın, emir yukarıdan gelince duyurmak durumunda...

        O zaman sormak gerekiyor; "Ya hani, nüfusumuzun yüzde 95'i okur-yazardı?

        Onlarca yıl önceydi; bu okur-yazar oranını  yükseltmek için kurslar açmış ve sonunda sevindirici rakamı açıklamıştık.

         Hatta, ilkokul öğretmenlerimizin maaş bademlerini yükselmesi için onlar da "Açık Öğretim"den geçirmiş, hemen hepsini üniversite mezunu yapmıştık. Şimdi tekrar başa döndük. Okur-yazar oranı derdimiz devam ediyormuş...

         Demek ki boşuna, göstermelik bir gayretmiş bunca cabalar...

         Eskiden beri havası inmiş oto şamyeline (iç lastik) hava basıp yorulmuşuz, ama şişmemiş.

                                                               ***

         Allahaşkına, birisi çıksın açıklasın da hepimiz bilgilenelim. On yıllar önce yüz üzerinden doksan beş kişisi okur-yazar olan nüfusta şimdi nasıl oluyor da aynı hastalık görülüyor? Geçmişte yüzde 95'i okur-yazar olan nüfusun -diyebilirim ki hepsi-  yaşlı insanlarımızdı. Şimdi bu yurttaşlarımız hiç mi Rahmet-i Rahman'a kavuşmadı da, yeniden okur-yazar kursu açılıyor.

          Kim istemez böylesi kültürel, sanatsal, eğitsel  kursların açılmasını? 

          Ama, hâlâ bu ülkede okur-yazar olmayan nüfusun varlığı bir ayıp değil mi?

          Milli olan eğitim-öğretimin bir yerinde göremediğimiz, bilemediğimiz bir aksaklık mı var da; Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana okuma-yazma konusunda bu denli yaya kaldık?

          Hala okuma-yazma kursu seferberliği açıyoruz. Elbette açılsın, ama daha öncekilerde hava alındığı bu son "okuma-yazma seferberliği"yle ortaya çıkmıyor mu?