Günler, aylar, yıllar hızla akıyor. 2021’in İlkbaharında “salgın yasakları” kapsamında gelişen güncel olaylar, ekonomik, toplumsal, siyasal gelişmeler; yazılı, görsel ve interaktif medyanın gündemi, şaşırtıcı bir hızla değişiyor, değiştiriliyor... Heraklitos’un dediği gibi “Değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir.” Yazılı, görsel yaşamın, elektronik ve siber iletişim teknolojisinin haber bombardımanı altındayız… Işık hızıyla değişen gündemin arkasından, haberleresiyasal gelişmelere yetişmek, bir hayli zorlaşıyor, olanaksızlaşıyor.

"Müjdeler olsun: Petrol bulduk! Ay’a gideceğiz! Ekonomi Reformu yapacağız, İnsan Hakları Eylem Planı yapacağız… Kongre salonlarımız, her yerde leba leb doldu.”  dediler… Paketler, açıkladılar. Ne yazık ki, bütün müjdelerden, paketlerden civ civ çıktı, kuş çıktı.

Çok yeni haberler geldi... Bu yazı, yayına girmeden önümüze gelen iki önemli haber: " Türkiye Büyük Millet Meclisi; devre dışı bırakılarak, Cumhurbaşkanı Kararnamesiyle, İstanbul Sözleşmesi Feshedildi...Merkez Bankası  Başkanı Naci Ağbal, Cumhurbaşkanı kararnamesiyle görevden alındı..." Görüldüğü gibi, haberlerin hızına yetişemiyoruz.

İktidar, hiçbir zaman, yerine getiremeyeceği, içi boş “Ekonomi Reformu, Hukuk Reformu” gibi paketlerle, toplumu oyalarken, asıl niyetini ortaya koyuyor: HDP’nin kapatılması, demokratik hak ve özgürlüklerin kısıtlanması, giderek yok edilmesi… Ekonomik -sosyal krizin ve Covid-19 ‘un yükünün, halkın sırtına yıkılması… Çeşitli hamlelerle, tek adam rejiminin pekiştirilmesi… 

Gelinen aşamada, tüm toplum kesimleri, risk altındadır. Ülke genelinde, günlük vaka sayısı 20 binleri bulan, bir türlü kontrol edilemeyen Covid-19 salgını ve mutant virüsler yanında halkımız; hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı, işsizlik, açlık ve yoksullukla mücadele ediyor… Tüm ezilenler, tek adam rejiminin güncel politikalarına karşı, toplumsal güç ve konumlarını yeniden düzenlemek, hak ve özgürlük istemlerini yeniden örgütleyip seslendirmek göreviyle karşı karşıyadır. 

Demokratik hak ve özgürlük isteyen emekçilere ve ezilen halka yönelik baskılar, katliamlar sonucunda sokaklar, kitlesel muhalif hareketlerden adeta temizlendi. Bundan sonra ise, tüm muhalif hareketleri, önce binalara hapsedip sonra da tamamen sindirmeye çalışacaklardır. Özgürlüklerin önündeki en büyük engel, pekiştirilmiş diktatörlük rejiminin baskıcı karakteridir. Bu baskıcı rejim karşısında, tüm toplumsal muhalefet hareketleri, birleşmek zorundadır… Unutmamalı ki “Faşizme karşı birleşemeyenler, faşizmin zindanlarında birleşirler.” 

Birleşik emek ve demokrasi güçleri; halkçı, özgürlükçü, eşitlikçi, ekolojist bir toplumsal muhalefetin yeni yaratıcıları olmak durumundadır. Ezilenlerin vicdanında, kendini yeniden üreten, savaşsız, sömürüsüz bir dünya arayışı; önümüzdeki toplumsal mücadelenin ve başarıya giden yolun temel çizgisini oluşturacaktır.