İktidarın nice hesap-kitapla önümüze koyduğu “baskın seçim”in son haftasına girdik. Görüldü ki gizli kapılar ardında yapılan hesaplar yaşanan gerçeğe uymadı. CHP’nin ve genel başkan Kılıçdaroğlu’nun beklenmeyen aktif politikası, Muharrem İnce’nin bütün yurdu kucaklayan yürekli, eleştirel, ses getiren konuşmaları gidişatı birden değiştirdi. Meydanlar, umutlarını yeniden yeşerten insanlarla dolmağa başladı. Sadece Muharrem İnce’nin mi? “Millet İttifakı”nda yer alan İyi Parti genel başkanı Meral Akşener ile Saadet Partisi genel başkanı Temel Karamollaoğlu’nun akılcı politikaları iktidarı ve yalakası “sefil medya”yı iyice şaşırttı.Millet “Yolcudur Abbas” şarkısını söylemeğe başladı.

Bazı geceler iktidar yanlısı medyanın haberlerini, yorumlarını da izlerim. İyice raydan çıktıkları görülüyor ayan beyan.Bir haber nasıl çarpıtılıyor, laf salatalarıyla olumsuzluklar ıkına sıkına nasıl CHP’ye ve Muharrem İnce’ye yükletilmeğe çalışılıyor, her akşam örnekleri tam seyirlik doğrusu. Hele o gazeteci bozuntularının yaptıkları yorumlara ne demeli? Türkçe’mizin güzel sözcüklerine ters taklalar attırarak, iktidarı koruma ve kollama görevine soyunmaları tam bir devekuşu hikayesi!.

*****

Geçmişte bir seçim dönemi. Çaycuma’dayız.Ben Zonguldak’ta da Çaycuma’da da miting kalabalıklarını hep aynı yerden gözlerim.Adalet Partisi’nin mitingi vardı. Alim Ağa’nın kahvesinin önündeyim.Demirel’den once “üvertür politikacılar” konuşmalarını yaptılar.Yok Çaycuma için bir şey demediler, eften püften lafendazlık ettiler. Sıra Süleyman Demirel’e gelince izleyiciler önce iyice bir coşturuldu. Demirel meşhur fötr şapkasıyla halkı selamladıktan sonra konuşmasına başladı: “Kahraman Çaycumalılaar, yiğit Çaycumalılaar…” konuşma bu minval üzre devam etti.

Ben oradaki bir elektrik direğine yaslanmış dururken, önümdeki üç köylünün konuşmaları dikkatimi çekti. Biri gülümserken, diğeri “Lan dayı ne gonuşuya beh!” dedi. Sonra üçü birden alkış kervanına katıldı. Demirel, o köylü yurttaşlar için bir vaatte bulunmamıştı. Çaycuma için bir şey de dememişti. Ama “Lan dayı ne gonuşuya beh!” dedirtmişti köylü yurttaşımıza.Yani iş orada bitmişti. Onlara bundan sonra ne desen boştu. O köylü yurttaşlarımız yürekleri Demirel sevgisiyle dolu olarak sandık başına gideceklerdi.

*****

Yine bir seçim döneminde Çaycuma’ya gidiyorum. Arabadaki konuşmalar politika üzerine. Yurtdışında yaşadığını bildiğim bir kişi, “Tayyip Bey de çok güzel konuşuyor” dedi. Ben de kendisine “Evet, Tayyip Bey çok güzel konuşuyor, daha ziyade hitap ettiği kitleye göre konuşuyor. Ama ne diyor senin için?” diye sordum. Kem küm etti, bir yanıt veremedi. Bu tür konuşmaların, sadece halkı oyalamak amacıyla yapıldığını, halkın yaşamına bir şey katmadığını belirtmeğe çalışmıştım.

*****

Bu seçim döneminde ise Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin, onbeş-yirmi yıldır ülkeyi neredeyse tek başına yöneten Tayyip Bey’i epey zorladığını, mantalitesini bozduğunu söyleyebiliriz. Çünkü Muharrem İnce, her gittiği yerde alanları tıka basa dolduruyor, halktan da büyük ilgi görüyor. İktidara yönettiği eleştirilerin, kendi çözüm önerilerinin benimsendiği görülüyor. Burası çok önemli.Muharrem İnce’nin değme hatiplere taş çıkartan bir üsluba sahip olduğu da görülüyor. “İnce rüzgarı”, 1977 döneminin “Ecevit rüzgarı”nı hatırlatıyor.Bu durum ise geniş halk kitlelerinde yeni bir “umut rüzgarı”nın esmesine yol açıyor.

*****

Zonguldak’ta seçim, CHP, İyi Parti, Saadet Partisinin oluşturduğu “Millet İttifakı” ile AKP ve MHP arasında kurulan “Cumhur İttifakı” arasında geçecek gibi görünüyor. Adaylar sessiz ve derinden çalışmalarını sürdürüyorlar. Kimi gözlemciler Millet İttifakı’nın önde gittiğini, bu defa Zonguldak’ta hesapların değişeceğini söylüyorlar.

Bu seçimlerde Türkiye’nin geleceği oylanacak, unutmayalım. Bu seçimlerde herkes, kesin sonuçlar alınıncaya kadar -8 Temmuz dahil- sandık görevinde olmalıdır. Bu seçimlerde oy kullanmak, görev almak, kutsal bir görevdir, unutmayalım.

Son olarak “Haydi Zonguldak” ve “Haydi Türkiye” diyorum.

Seçim sandığına giderken ve hatırlamamız gereken ve daha önceki seçim dönemlerinde yazdığım “Hal-i Ahvâl-i Zonguldak” başlıklı dizelerden bazı bölümleri de buraya aktarmayı yararlı gördüm.

“Seviyorum bu şehri, dedin de sonra ne yaptın?

Kaymağını yedin bu şehrin de başka ne ettin?

Şimdi bir düşün bakalım kabahat kimin?

Sahipsiz bıraktığın Zonguldak şehrinden;

Koskoca KEDAŞ Genel Müdürlüğü,

Orman Bölge Başmüdürlüğü,

PTT Bölge Başmüdürlüğü,

Sümerbank Bölge Müdürlüğü,

Devlet Malzeme Ofisi,

MİT Bölge Müdürlüğü ve bunun gibi kurumlar,

Zonguldak’tan alınıp başka illere gönderilirken;

Ne yaptın hele bir söyle duysun cümle alem!

***

Çok mu ağır geldi bu kurumlar şehrimize

Şimdi de sıra geldi TTK’yı bölüşmeye

Çatalağzı’nı termik santral vadisi etmeye.

Devlete verdiğin vergi kadar bile alamadın geri

Emeklilerin çoğalıp parkta, banka kuyruğunda

Çalışanlar azalırken ve yeni işçi alımı yokken

Binlerce Zonguldaklı başka illere göçerken,

Esnafların borç içinde kepenkleri kapatırken,

İcra dosyaları çoğalırken mahkemelerde

Maddi geçimsizlikle boşanmalar artarken

Gözünüz var görmedi, kulağınız var duymadı.

***

Şehrinize çağdaş bir düzen, yaşam veremediniz,

Kültür değerlerinize hiç ama hiç sahip çıkamadınız.

Itiraz etmediniz kötü gidişata, sesinizi çıkarmadınız.

Zonguldak’ın daha çok ufalmasına, ufalanmasına

Daraltılmasına, küçültülmesine gözlerinizi yumdunuz.

Kırk yıldır bir çivi çakmadınız, 10 yıldır uyudunuz da

Şimdi yeniden Filyos Vadisi masallarını anlatıyorsunuz

Sonra da Zonguldak’ta fal tuttunuz fasulyeden

Acaba niye turist gelmiyor bu güzelim şehre diye

Yani ki masal masal mastika üstüne de madika!..”