Demokrasinin olmazsa olmazlarından birisidir seçim. Onun da ön koşulu özgür irade ile oy kullanmaktır. İktidar ya da muhalefet yurttaşın kullandığı oyu şaibeli kılıyor, koruyamıyor ve “çalınmasını” engelleyemiyorsa ne iktidarın, ne de muhalefetin “demokrasi adına oy istemeye hakları yoktur.” (Anayasa kararları tanınmıyor, yasalar uygulanmıyorsa, Yüksek Seçim Kurulu görev yapmıyor ve güven vermiyorsa sandığa neden gidilir?)

Seçim sonuçlarına uygun yaratılan “teamüller” sonucu, hükümet kurma görevi “çoğunluk milletvekili” bulunan partiye, sonra diğerine, sonra diğerine verilirdi… Ne kadar acıdır ki, böyle bir demokrasi inancı ve alışkanlığı zedelendi. Cumhurbaşkanı bu yolu izlemedi ve 2015’te yeniden seçime gitti. İşte burada, “benim oyuma ne oldu?” “Oyumu verdiğim partilere bu görev neden verilmedi?” İktidarın el değiştirmesinden neden çekinildi?

Yerel seçim yapıldı. Büyük bir kentimizin belediye başkanı “falanca seçildi” diye açıklamalarda bulunuldu, sonra oylar nasıl tasnif edildi ki, başkanlık birkaç saat sonra “başkasına verildi.” Üstelik kimi yerlerin sandıkları açılmadan, sonuçları alınmadan yapıldı bu açıklamalar. Anayasa Mahkemesi’ne başvuruldu; yüce mahkeme davaya bakmadı. (Tıpkı 1957’de 14.30 “Demokrat Parti seçimi kazandı” açıklaması gibi.)

Yabancı basında çıkan yazılarda %48,5 ve %51,5 rakamları gerçekte çok “şaibe” barındıran sonuçlar olarak açıklandı. Türkiye’de bir örgüt, oyların %20’si üzerinden iki buçuk milyon oyun “ çalındığını açıkladı televizyonlarda ve hiç de yalanlayan çıkmadı.

Cumhurbaşkanlığı ve genel seçim sonuçları Yüksek Seçim Kurulu’ndan değil bir ajansın ve iktidar partisinin genel merkezinden duyuruldu. Muhalefet, seçmenin hakkını-oyunu korumak için “elli bin avukatı” Yüksek Seçim Kurulunun önüne yığacağını söyledi ve dediğini yapmadı.

Önümüzde seçim var: Kullanılacak olan oyların artırılmayacağını ya da eksiltilmeyeceğini kim garanti edecek? (Seçim listeleri, olmayan insanlarla dolduruldu.) Düşünce namustur. Oy halkın düşüncesidir. Halkın namusunu kim koruyacak? Bundan önceki seçimlerde ısrarla yazdık. Hükümet kanadı “seçimi ve seçim sonuçlarını korumak bizim namusumuzdur” diyemedi; şimdi de diyeceğini zannetmiyorum. Muhalefet partileri, (zaten birisi iktidar yamağı oldu) halkın kendilerine verdiği oyu korumaktan acze düşüyorlar. Halkın oyunu koruyamayan, kendilerine verilen oylara sahip çıkamayanlar, ülkeyi, milleti, devleti nasıl koruyacaklar, nasıl sahip çıkacaklar? 76’dan beri “devletin ve milletin bekası” diyenlerin neye sahip çıktığı çok belli. (Şu anda çanak açıklamalarla seçim listeleri zaten şaibeli. 

Mühürsüz zarfları ve oyları kabul eden bir Yüksek Seçim Kuruluna kim, nasıl inanacak?)

Ordu da, polis de, yargı da, yargıç da, savcı da milletin-devletin demokrasinin ordusu, milletin-devletin demokrasinin polisi, milletin-demokrasinin yargısı olmak zorundadır. Aksi halde “devletin ve milletin bekası” mümkün olmayacaktır.

“Hakaret etti” diye, maddi ve manevi tazminat davaları açılıyor durmadan. İktidarın davasına nerdeyse gönüllü bakılıyor, muhalefet hakaret yediği zaman belgelerine bakma ihtiyacı dahi duyulmuyor. İktidardan olmayanlar dava açacak mahkeme, davaya bakacak yargıç-savcı da bulamıyorlar. Oysa yargı, yasa, yargıç, savcı iktidarın olduğu kadar muhalefetin de, adaletin de yargısı, yargıcı olmalı.

Referandumda öyle ağır suçlama, aşağılama ve hakaretlerle seçmene saldırılarda bulunuldu ki, “terörist, hain ve düşman” kavramlarının hesabı “iktidar mensuplarından” sorulmadı. Hala da aynı saldırılarda bulunuluyor. Yurtsever, devletine, milletine bağlı, yasalara saygılı, “vatandaşlık yükümlülüklerini” yerine getiren, vergisini ödeyen, askerliğini yapan, PKK ile savaşan, gazi olan, Atatürkçü insanlara terörist dendi, hain dendi, düşman dendi. Oysa “çözüm sürecinde” hainlerle, teröristlerle, PKK’lılarla işbirliği yapan iktidardı. Yargı namuslu insanların haklarını korumadı, sahip çıkmadı? Pekiy benim, yani halkın oyuna kim sahip çıkacak, halkın oyunu kim koruyacak?

Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalınız…