Bağımsızlığı, özgürlüğü, insan haklarını, insanca yaşamayı, dili, kültürü toplum olarak kabul edecek bir düzeye gelemedik. Eğitimde, öğretimde ortak paydaları, değerleri çocuklarımıza veremedik. Onları toplumun ortak aklı olarak yaratamadık. Neredeyse 21. Yüzyılın ilk çeyreği bitiyor. Çocuklarımızı, torunlarımızı “adam gibi” yetiştirerek “bu çağın ve bu toplumun insanları olmalarını sağlayacak değerler sistemini, felsefesini kuramadık; düşünmeyi öğretip kazandıramadık, aklı ve bilgiyi ön pılana çıkaramadık. Okullarda resim yaptırp şarkı, türkü söyletemedik, mutlu edemedik, emeğe saygılı olmalarını sağlayamadık.”

Yüzyıllardan beri Türkçe ve Türk kültürü adına yanlışlıklar yaptık. Arap ve Fars emperyalizmiyle monte edilen çakma kültür Osmanlıcayla yok olup gitmesine karşın, uygulanan yoz siyasetler yüzünden bugün, milleti millet yapan ortak değerleri tartışır duruma getirdik. Arapçayla, Farsçayla-Fıransızca, İngilizce ve diğer diller de buna dahildir-yaratılan kültürle “millet” ve ortak değerler olamayacağını bir türlü anlayamadık. Ortak değerler Türkçe ile olur, “eğitim, öğretim” Türkçe ile yapılır, insan da Türkçe ile yetiştirilir, hala göremedik

Çocuklarımızı-torunlarımızı kaliteli, nitelikli bir biçimde eğitip öğretemediğimiz gibi, “doğru, dürüst, namuslu, hakkaniyete dayalı, adil” bir sınav sisteminden de geçiremez olduk. Hala, onları “kendimize kul, köle nasıl yaparız” ın peşindeyiz. Bağımsız, özgür, düşünen, bilen, soran, sorgulayan insanlar olarak yetişmelerini gerçekleştiremedik. Çünkü biz, kaosun-karmaşanın içinde, aklı karışık insanlarla “en büyük” değerimiz olan Kurtuluş Savaşı’nı dahi kabul (?) edemedik, Cumhuriyete düşman kesilen kimileri de “keşke Yunan kazansaydı” diye pişmanlık duyan ve bunu diyen adamı AKP Genel Başkanı hastanede ziyarete gidebildi. Böyle garabetlerin yaşandığı bir Fıransa’yı, bir İngiltere’yi, bir Almanya’yı düşünebiliyor musunuz? Düşünebiliyor musunuz, Fıransa Cumhurbaşkanı “ulusal marşı Marseyyez’i tartışıyor”, cumhuriyetine küfredenleri alkışlıyor. Olur şey mi bu?

Dilini, kültürünü, tarihini bilmeyenler benim ülkemde yaşamanın, insan olmanın anlamını ve değerini bilinmedikleri gibi, insan-kadın-çocuk haklarını da bilmiyor, öğrenmek de istenmiyorlar. Bu yüzden ekonomik kaynakları, yeraltı, yerüstü zenginliklerini, tarımı, erozyon yoluyla toprağı, dereleri, nehirleri, gölleri, ormanları, ağaçları vicdanları kanamadan, yürekleri acımadan yok ediyorlar, insanları, gençleri, çocukları gözyaşlarına bakmadan harcıyorlar.

Bu çocuklar, bu gençler ki, “akılcı, çağdaş, bilimsel yöntemlerle yetiştirilmez; çağdaş, bilimsel okullarda okutulmaz; çağdaş, bilimsel, akılcı bilgilerle donatılmaz; çağdaş mesleklere yönlendirilmez; dillerini öğrenemez, kültürlerini anlayamaz olurlarsa, olaylar karşısında ortak tavır koyamazlar; kişilikleri, karakterleri sağlam, güven verici olamaz, çağdaş milleti-toplumu yaratamazlar…

Ortak değerlerle donatılmayan gençler hangi acıya hangi gözyaşını dökecek, hangi başarıya hangi sevinci yaşayacaklardır? Ülke ve toplum çıkarlarını nasıl koruyacaklardır? Devletine milletine nasıl sahip çıkacaklardır? Satılan ülke kaynaklarını nasıl geri alacaklardır? Teröre, dış saldırılara, ülke yönetimindeki aptallıklara, haksızlıklara, adaletsizliklere, hırsızlıklara, rüşvet, adam kayırma ve korumacılığına karşı nasıl direneceklerdir?

Beyninde, yüreğinde bağımsızlık, özgürlük olmadan; insan hakları ve insanca yaşamak gibi inançlar taşımadıktan; bu toplumun, bu coğrafyanın insanı olduğunu kavrayamadıktan sonra geleceği yoğurup biçimlendirerek, dilini, kültürünü, değerlerini geleceğe nasıl taşıyacak ve var olacaklardır?

Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalın…