Varsayalım ki, bir banka her gün 86.400 liralık bir hesap açıyor. Yalnız, önceki günden bir sonraki güne hesabımızı aktarmıyor. Her gün 86.400 liralık yeni bir hesap. Ve her akşam ne kadarını kullandığınıza bakmadan hesabınız kapatılıyor. Bu durumda ne yapardınız? Bütün parayı kuruşuna kadar hepsini çekip kullanmak isterdiniz elbette. Hepimizin böyle bir banka hesabı var: Zaman Bankası.

Her sabah, hesabımıza 86.400 saniye yatırılıyor ve her gece hesabımız kapatılıyor. Hayırlı bir amaç için kullanıp kullanmadığımıza bakılmaksızın, her gün bu devran böyle dönüyor. Bir günden diğer güne bir saniye bile eklenemiyor. Her sabah yeni bir hesap. Her gece sıfırlanan ve kapatılan hesap. O günkü hesabınızı güzelce kullanamadıysanız, bu sizin zararınıza. Geriye dönüşü yok, “yarın”dan borçlanma imkânı yok!

 Kısacası, bugünün mevduatını kullanmaktan başka çaremiz yok. Onu en güzel yatırımlarla sonsuzluğa köprü yapmak elimizde, ancak,

- Bir yılın değerini, sınavını verememiş bir öğrenciye sorun!

- Bir ayın değerini, prematüre bebek doğurmuş bir anneye sorun!

- Bir haftanın değerini, haftalık bir derginin yayıncısına sorun!

- Bir günün değerini, altı çocuğunu doyurmak zorunda olan bir ameleye sorun!

- Bir saatin değerini, sevgilisiyle buluşmayı beklerken aşığa sorun!

- Bir dakikanın değerini, trenini kaçırmış bir yolcuya sorun!

- Bir saniyenin değerini, kazadan kıl payı kurtulmuş bir kişiye sorun!

- Bir salisenin değerini, olimpiyatlarda gümüş madalya almış bir atlete sorun!

Sorumsuzluk

Uyuşturucu bağımlısı adamın, çocuklarından birisi de uyuşturucu bağımlısıdır ve hapishanede yatmaktadır. Diğeri büyük bir şirketin genel müdürüdür. Olay gazetecilerin ilgisini çeker ve bu adamla söyleşi yapmaya giderler.

Söyleşi sırasında adam, asla oğullarına farklı muamele yapmadığını söyler. Çünkü ikisiyle de hiç ilgilenmemiştir. Gazeteciler, önce hapisteki oğlunu ziyaret eder ve ona niçin bu durumda olduğunu sorarlar. Cevap üzücü, fakat bir o kadar da açıktır."Babamı tanıyorsunuz, başka ne yapabilirim ki?" Olayın ilginç yönü, şirket yöneticisi olan oğlunun düşüncesidir. Gazeteciler onunla da röportaj yaparlar ve ona da nasıl bu duruma geldiğini sorarlar. Cevap çok ilginçtir."Babamı tanıyorsunuz, başka ne yapabilirim ki?"

Çobanın Oğlu

Bir öğretmen ders yapacağı sınıfa girmiş. Ön sırada oturan çobanın oğlunun dışında sınıfta hiç kimse yokmuş. Öğretmen bu durum karşısında dersi işleyip işlememekte tereddüt etmiş ve çobanın oğluna sormuş: “Sınıfta bir tek sen varsın. Sence dersi yapmalı mıyım, yapmamalı mıyım?”

Çobanın oğlu cevap vermiş: “Öğretmenim ben sıradan, basit bir insanım, bu konulardan pek anlamam. Fakat ahıra girseydim ve bütün ineklerin kaçıp bir tanesinin kaldığını görseydim yine de onu beslerdim.”

Çobanın oğlunun bu cevabını duyan öğretmen derse başlamış. Üç saatin üzerinde konuşmuş. Dersten sonra kendisini görevini yerine getirdiği için huzurlu hissetmiş ve öğrencisinin de memnun kaldığını söylemesini bekleyerek sormuş:“Dersi nasıl buldun?”

Çobanın oğlu biraz duraksadıktan sonra cevap vermiş: “Size daha önce de söyledim öğretmenim, ben basit bir insanım, bu konulardan pek anlamam. Yine de ahıra girip biri dışında bütün ineklerimin kaçtığını görseydim onu beslerdim; ama elimdeki tüm yemi ona verip hayvanı çatlatmazdım.