İktidar partisinin “Cebimizden 5 kuruş çıkmayacak” diyerek müteahhitlere, araç ve dolar garantisiyle yaptırdığı köprü, tünel ve otoyol gibi mega projeler; daha şimdiden 44.5 milyar liralık koca bir kara deliğe dönüştü. 

Geçmediğimiz köprü ve tüneller, kullanmadığımız otoyollar ve gitmediğimiz hastaneler için, bu yıl sonuna kadar, cebimizden 7.4 milyar, 2021 yılı sonuna kadar,  tam 44 milyar 511 milyon lira çıkacak. Üstelik ödeme 2021'de bitmiyor. Şimdiden yıllık 15 milyar lirayı aşan garanti yükü, önümüzdeki 15-20 yıl boyunca vatandaşın cebinden çıkıp şirketlerin kasasına akmaya devam edecek. 

İktidar partisi “paralel yapı” diye nitelediği eski ortağına (Fetö) ve kendisine muhalefet eden tüm güçlere karşı kendi paralel devletini” hızla oluşturmakta ve pekiştirmektedir. İktidar, toplumsal muhalefete karşı “paralel yapı, terör yanlısı, bölücü” gibi söylemlerle, gerçekleri gizlemeye, ekonomideki kara deliklerin, yolsuzlukların üzerini örtmeye, Sayıştay raporlarını engellemeye, yandaşlar hakkındaki soruşturmaları durdurmaya, delilleri karartmaya çalışmaktadır… 

Despot iktidar; satın aldığı, hegemonya kurduğu yazılı ve görsel tüm medya organlarını, devletin parasal olanaklarını, kurumlarını; yasama, yürütme, yargı organlarını taraflı biçimde kullanmaya; toplumu kutuplaştırmaya devam ediyor. Merkezi siyasal otorite; yasaklar, yolsuzluk, hırsızlık, yalan ve çirkef çukurunda, debelenmeye devam ediyor. Mevcut otoriter yapının, emekçi halka yönelik ekonomik baskısı, merkezi propagandası, hegemonya ve saldırıları; yerel ve genel siyaseti olumsuz yönde etkilemekte, toplumu kutuplaştırmaya devam etmektedir... “Taşları bağlayıp köpekleri serbest bırakan” bu merkezi otorite, toplumsal muhalefete yönelik internet yasaklarıyla, yeni ve eski tüm baskı yasalarıyla, çok açık bir eşitsizlik temelinde “yalan dolan, iftira ve çamur atma” kampanyasını pervasızca sürdürmektedir. 

İktidar güçleri; tüm çabalarına karşın, şimdiye dek, iç ve dış politikada bir kahramanlık hikâyesi yazamadılar… Başarısızlığı “başarı” diye sundular ama “mızrak çuvala sığmadı. Tam tersine, pandemik, ekolojik, ekonomik, sosyal ve siyasal alanlarda, tam bir hezimete uğradılar….  Toplumsal muhalefet güçleri;11 Kasım 2020’de ortadan kaybolan Damat’la birlikte, Merkez Bankası’nın, halka ait 128 milyar dolar tutarındaki dövizinin nasıl eridiğini, mevcut rezervin -45 milyar dolara nasıl gerilediğini sormaya devam ediyorlar… İktidar güçleri; toplumsal desteklerini hızla yitiriyorlar… İşte bunun için, önümüzdeki süreçte, muhtemel seçimlere yönelik, toplumsal muhalefetin, medyadaki sesini, tamamen kısarken, kendileri, gece gündüz, tek taraflı biçimde, kamuoyu oluşturmaya çalışmaktadırlar. Halen çok güçlü bir kitle desteğine sahip oldukları imajını güçlendirmeye çalışıyorlar… Ağır pandemi koşullarına karşın, iktidar partisi kongrelerinden kamuoyuna yansıyan görüntüler, son derece ibret verici… Covid-19 önlemlerini hiçe sayan gülünç gerçekler, tüm boyutlarıyla ortaya saçılmıştır. İktidarın merkezi politikası, ayrıcalıklı yapısıyla, muhalif olan herkese ve her kesime, ağza alınmayacak küfür ve hakaretlerle saldırmaktadır. Gelinen aşamada, büsbütün despotlaşan “tek adam rejimi” küçük ortağının, gerçekleri ters yüz eden olağanüstü gayretleriyle, hızla “ileri faşizme” doğru evrilmektedir… İç ve dış politikada yaşadıkları başarısızlıkları, hezimetleri perdelemek için “Yeni Anayasa, Hukuk Reformu, Fezlekeler, Ekonomi Reformu, Kanal-İstanbul” gibi olguları kullanarak, dikkatleri, kendi faşizan uygulamalarından uzaklaştırmaya çalışmaktadırlar… 

Ülkede yayın yapan gazetelerin, radyo ve televizyonların yaklaşık yüzde doksanı, Gobbels taktikleriyle halkı, iktidar lehine şekillendirmeye çalışmaktadır. Hitler faşizminin Propaganda Bakanı Gobbels, bir zamanlar şöyle demişti: “ Bana vicdansız bir medya temin et, sana bilinçsiz bir halk yaratayım.” Böyle bir ortamda tarafsız bir seçim hukukundan, sandık güvenliğinden ve adil bir seçim sonucundan söz etmek, bir hayli zorlaşmaktadır. Yaklaşık 19 yıldır, devletin maddi olanaklarını elinde bulunduran iktidar partisi, her çareye başvurarak seçimlerde muhalefeti, alt etme taktikleri uyguluyor. Devletin güç ve imkânları ile adeta bir “seçim terörü” estiriyor. Sandık başına gidildiğinde olacakları bir düşünün. Seçim güvenliği bakımından asıl büyük endişe, yolsuzluklar iktidarının yapısında görülen çok sayıdaki “hukuk dışı” uygulamadır. Sandık sonuçlarının interaktif ortamda toplandığı nihai aşamayı denetlemenin çok güç olduğu biliniyor. Tüm bunlara karşın, muhalefet güçleri, yeterli sayıda deneyimli ve bilgili sandık gözlemcisi ve gelişmiş bir “paralel sayım tekniği” kullanarak, iktidarın kendi lehine oy kaydırma hesaplarını bir ölçüde engelleyebilirler. 

Gelinen aşamada, iktidar bloğu,31 Mart 2019 yerel seçimlerinde, başta İstanbul, Ankara, İzmir, Diyarbakır olmak üzere, büyük kentlerde aldığı hazin yenilginin kuyruk acısını unutamamıştır. Despot iktidar ve şürekâsı, devletin tüm maddi olanaklarını, arkasına alarak, baş aktör marifetiyle, ülke genelindeki tüm seçim-kongre birimlerinde, toplumsal muhalefet güçlerine karşı sürdürdüğü sistemli medya terörünü, açık bir kanunsuzluk ve eşitsizlik biçiminde sürmektedir. Tüm bu ayrıcalıklı faaliyetlerine karşın mevcut iktidar, ortadaki ekonomik ve sosyal sorunları, özellikle salgın sürecini, bilimsel gerçeklere uygun şekilde yönetmemiştir... Muhalif belediyelerin, halka yaptıkları yardımları engellemiştir. Seçilmiş belediye başkanlarını, çeşitli bahanelerle, görevden almış, onların yerine kayyumlar atamıştır. Ülke genelindeki ekonomik ve sosyal sorunları çözememenin ağırlığı altında adeta ezilmiştir. Millet ittifakında yer alan demokrasi güçlerinin toplumsal muhalefeti karşısında, dengesini kaybeden tek adam rejimi, freni patlamış kamyon gibi, yokuş aşağı hızla kaymaktadır. 

Sonuç olarak, tüm baskı ve saldırılara rağmen, başta millet ittifakı olmak üzere, tüm demokratik muhalefet güçleri, el ele vererek, güçlerini birleştirerek, tek parti diktatörlüğüne dönüşen bu despotik iktidarı; hem sandıkta, hem de alanlarda büyük ölçüde geriletmek, yenilgiye uğratmak, iktidardan göndermek göreviyle karşı karşıyadır.