On altı yılda altı Milli Eğitim Bakanı değişti. / Eğitim-öğretim kılasiktir, gelenekseldir. Ne sistemi, ne yöntemleri sıkça değiştirilecek özellikler taşımaz: Eğitim, bilgi, kültür, yemek gibi hazmedilir unsurlar değildir, kazanılması uzun zaman alır. Bu yüzden kültür ve uygarlık değişimleri uzun zamana yayılmaktadır. / Eğitim, öğretim ilkelerince, kurallarınca, yöntemlerince çocuklar yetiştirilir, çağın koşullarına hazırlanır ve toplumun geleceği onlara teslim edilir. Bu yüzden çocuklarımız, torunlarımız hem başarımız, hem de geleceğimiz olurlar”.

Ne kadar kaliteli, nitelikli, becerikli yetiştirilirlerse çağı algılama, kucaklama, çağdaşlaşma işi o kadar başarılı olur, buluşlarla uygarlığa katkı verilir. İnsanlık ailesi içinde edinilecek yer saygın olur. Hem toplum, hem de ülke itibar kazanır. Gelecek emin ellerde olduğu için kimse kaygılanmaz, endişelenmez: Güvenmekte en küçük bir sorun ve korku kalmaz. Bunlar kaliteli, nitelikli, başarılı eğitim ve çağı kucaklayan akılcı ve bilimsel düşünmeyle kazanılır.

Çocuklarımız “yapboz” tahtasına dönmüş bir eğitim sisteminde, daha doğru bir anlatımla, sistemsizliğinde yetiştirilirlerse ne onlardan emin olabiliriz, ne de geleceğimizden. Kaygı, tasa ve endişelerden kurtulup güvenle önümüze bakamayız. Akıl, bilim, teknoloji yoksa, her türlü olumsuzluk da var demektir.

Her gelen Milli Eğitim Bakanı ayrı bir sistem kurmaya çalıştı. Oysa “milli” olan politikalar ülke çıkarlarına dayalı bilimsel, akılcı politikalar olduğu için ne bakanlara, ne de hükümetlere göre değişmezler. Eğitim-öğretim politikası, orman, güvenlik-savunma, toprak-tarım politikaları, dış politika, ülke-toplum-devlet politikası olduğu için millidirler ve “zırt-pırt” değişmezler. Değiştirilirse ne kafalarda, ne toplumda, ne de devlet düzeninde dirlik-birlik kalmaz, kaos-karmaşa yaşanır. İşin ayarı bozulur, şirazesinden çıkar; kolay kolay da rayına oturmaz.

Sınavlar değiştirildi, bir daha ayar tutmadı. Sorular çalındı, birilerine verilip ödüllendirilirken, diğer çocukların hakkı yendi; devletin simgesi olan hak, hukuk, adalet duygu ve inançları yok edildi. Çalanlar yakalanıp cezalandırılmadı. Her sınav ve sınavı yapanlar şaibe altında kaldı. İnsanların kafalarındaki sorulara yanıt bulunamadı. Devlete, YÖK’e, sınavları yapan tüm kurum ve kuruluşlara karşı son derece güvensizlikler yaşandı; hala da yaşanıyor.

Sen halkım, sen; çocuklarının hakkı, hukuku elinden alınıp başkalarına verilirken, / eğitimde eşitlik ilkesi çiğnenirken sustun, / ne hakka hukuka, ne de çocuklarına sahip çıkmadın, / çocuğunun ve ülkenin geleceğini korumadın.

Sen halkım, sen; buğday ekmeğindi, fındık ekmeğindi; pancar, tütün, pamuk ekmeğindi; nohut, mercimek, hayvancılık ekmeğindi; ekmeğine sahip çıkmadın, ekmeğini korumadın.

Fabrikalar, madenler, bankalar, şirketler vatanındı; vatanın satıldı; sahip çıkıp korumadın.

Doların, avronun her artışında, enflasyonun, faizin her yükselişinde akaryakıt ve doğalgaz pahalılaştı. Taşınarak sana ulaşan her yiyecek “ekmeğin” acılaştı, tuzlu oldu, aldırmadın ey halkım. Ama senin ürettiğin, sattın her mal ucuzladı; hayatın yükü omuzlarında ağırlaştı, taşınmaz oldu; açlıktan nefesin kokar duruma geldi; gırtlağa kadar borca girdin; vergilerin altında ezildin, hala gıgın çıkmıyor. Doların, avronun, enflasyonun, faizin artışı ister istemez gelirini azalttı, masrafını çoğalttı, yükünü kurşun yaptı.

Çocuğuna sahip çıkmadın. Ekmeğine sahip çıkmadın, gelirine, ürününe sahip çıkmadın. Geleceğine, sağlığına, hayatına sahip çıkmadın. / İnsanca yaşamak senin de hakkın ey halkım. / Öğren, düşün; nasıl bir ülkede yaşamaya, hangi sorunlarla boğuşmaya mahkum edildiğini bir gör, ülkene ve kendine sahip çık, çık ve gel beni yanılt. Yanlışlıklar kaderin değil.

Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalın…