Hafızasını yitiren bir toplum mu olduk? Yoksa toptan alzheimer  hastalığına mı  yakalandık?

Özellikle de gazeteciler hepten mi, pusulayı şaşırmış durumdalar?

Eskiden tarihte yaşanmış acı-tatlı günleri gazeteler yazar, o günlere ilişkin bilgi tazelemesi yaparlardı. Okurlar da -özellikle gençler- yaşanan günün önemini öğrenirlerdi.

Günümüzün yaygın basın gazetecileri  böyle güzel bir gazetecilik geleneğini  unuttular.

Çalıyor, oynuyorlar havadan-sudan konulardan söz ediyorlar. 

Dertleri magazin...

Dert mi onlara; 23 Temmuz 1919'da Erzurum Kongresi'nin toplandığı!..

Ya da 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan Barış Anlaşması'nın imzalandığı...

1950 yılı Temmuz ayının 25. günü Bakanlar Kurulu kararıyla Mehmetçik'i savaşmak üzere Güney Kore'ye gönderdiğimiz...

 

Gazeteci, geçmişte böylesi önemli olayların yaşandığı günleri unutursa, o zaman kapıldığı kısır döngüde döner durur.

Türk basınında -şimdilerde yaşanan- bir sorunu da bu...

Ne önemli bir röportaj...

Ne ilgiyle okunacak bir yazı dizisi var!

Hafızasını yitirmiş bir basın/gazeteler...

Eğer yitirmemişlerse o zaman 1919'un Temmuz ayının 24'ünde toplanan ve geçmişte bugün de devam eden tarihi bir olay için iki satır da olsa gazeteler niçin bir yazı yazmazlar? Anımsatma yapmazlar?

İşin içinde Cumhuriyeti kuran Gazi Mustafa Kemal Atatürk var da ondan mı yoksa?

Manzaraya bakıyor musunuz?

Utanıyorum... Başka ne diyebilirim ki...

Lozan Konferansı da öyle... 

24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Barış Anlaşması için gazetelerde anımsatıcı bir haber, ya da yıldönümü nedeniyle gazetelerde makaleler gördünüz mü?

Kimi ya da neyi inkar ediyor gazeteler?

Türkiye Cumhuriyeti'ni mi? Garp Cephesi Kahramanı, Lozan kahramanı İsmet Paşa'yı mı? Lozan Anlaşması'nı mı?

Kore'de düşmanla vuruştuğu savaşta; Kunuri'de Albay Celal Dora Rahmetlinin  yönetiminde destan yazan Mehmetçik'in kahramanlığını gazeteler nasıl unutuyor?

Anmayız... Yazmayız... Fatiha okumayız...

Yaygın basın holdingleşme dönemine girdikten sonra tarihimizle ilgili konularda, örneğin yıldönümlerinde uzağı da, yakını da göremiyor.

Yıldönümlerini okurlara anımsatma, bilgilendirme için eskiden olduğu gibi ne haber yapıyor, ne de o güne ilişkin bir yazı yayınlıyor.

Peki, niçin?

"Yaygın Basın"ı yöneten genç kuşağı yönlendirecek, onlara deniz feneri olup yol gösterecek deneyimli/alaylı gazetecilerin nesli dükendi de ondan...

***

Türk basını teknoloji açısında çağı yakalamış olsa da; -eskiye göre- içerik açısından tamamen magazinleşen bir kimliğe doğru koşuyor.

Gazetelerin dün ile bugünü karşılaştırma, dünün koşullarını anımsatıp ders çıkarma gibi bir görevi olduğu çoktan unuttular. 

Var da yok da magazin...

Oysa Cumhuriyet'in kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Ortadoğu'da "Model Türkiye" yaratma konusunda Türk basına da görevler vermiş, desteklemişti üstelik de...

Bunlar çok eskilerde kaldı diyenler varsa, o zaman yarın için gerçekçi toplumsal hedef ne?

Bunu birisi/birileri çıksın Türkiye'nin geleceği konusunda -afaki değil- açıklama yapsın.

Atatürk'ün çizdiği bilimde, sanatta, kültürde, eğitimde, sosyal yaşamda çağdaş/modern, kalkınmış, sorunsuz, mutlu insanlar ülkesi Türkiye nerede?

Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün gösterdiği "Model Türkiye" idealinden/hedefinden koptuğumuzda/ayrıldığımızda nelerle karşılaştığımızı hep birlikte yaşıyoruz ne yazık ki...