Kriz-mriz her neyse, vardır/yoktur tartışması yapılıyor ya, benim aklım başka yerde..

Ne olacak medya dünyasının hali?

Öyle ya; kriz yok deniliyor da gazete yöneticileri niçin kara kara düşünüyor.

En pahalı gazete Cumhuriyet'in  fiyatı 2 Lira iken  2,5 Liraya yükseldi.

Diğer gazeteler de fiyat ayarlaması yaptı, ama nereye kadar dayanacak bu direnme.

Sayfa sayılarını azaltan gazeteler var.

Doların dansöz gibi oynaklığı gazete kağıt fiyatını vuruyor en çok.

Eskiden, baskıda kalite arayan büyük gazetelerden Hürriyet, Milliyet vb. gazeteler ithal kağıt kullanır, diğerleri yerli ürün SEKA kağıdıyla yayınını sürdürürlerdi.

Şimdi SEKA sizlere ömür.

Satıldı... Kapanıp tarih oldu.

Yani, gazeteler hep ithal kağıtla basılıyor şimdilerde.

Yaygın basın gazeteleri  yakalandıkları  "magazin" hastalığından kurtulmak için sayfa sayısını -nasıl olsa okunmuyor- asgariye indirseler. 

Verdikleri ekleri kaldırsalar.

Kağıt israfına bir çare olur mu dersiniz?

Geçmişte böyle bir uygulama yapılmıştı. 

Bir de -nasıl olsa- kimi yaygın basın gazeteleri bedava dağıtıldığı halde okunmuyor. Yani, çıkmasalar da kağıt tasarrufu yapılsa ama çalışanlar ne olacak?

80 milyon nüfuslu Türkiye'nin yüzde 20'si her gün, yüzde 16'sı haftada 3-4 kez gazete 

okuyor/muş... Bu rakamlar 3 yıl öncesinin...

Gençler gazete okumuyor! Yazılı basın krize doğru koşar adım gidiyor.

***

DP iktidara geldiği 1950'li yılların ikinci yarısında ekonomik kriz yaşamıştık. Döviz sıkıntısı vardı. Vardı ve Batı dünyasının pahalı gelen ürünleri yerine Doğu Bloku ülkelerinden -sanırım Polonya'dan- Deka marka araba lastiği ve İfa marka kamyon ithal edilmişti.

İthal lastikler ve kamyonlar kalitesiz çıkmış, bu durum hem DP hükümeti içinde, hem de  partililer arasında tartışma konusu olmuştu.

"Ucuz Eti'n yahnisi..." olayı..

O dönem gazete kağıdını İskandinav ülkelerinden ithal ediliyordu.  Hükümet döviz tasarrufu için gazetelere sayfa tehditi getirmişti. Buna göre gazeteler  -yanılmıyorsam- hafta içinde 6 sayfa, Pazar günleri ilavelerle en fazla 10-12 sayfa olarak çıkıyorlardı.

Şimdi aynı denemeyi yapmaya kalksak mümkün değil. 

Çünkü, her gazetenin sayfa azaltması demek, çalışanının sayısını azaltmak, kimilerinin işine son vermek anlamına geliyor.

Yani, sayfa azaltma düşüncesi, "aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık" meselesi/sorunu...

Benim derdim; bu dönemden her il gazetecilerinin elele, gönül gönüle vererek yayımladıkları gazete sayısını azaltıp, aralarında şirketleşerek bu krizi aşmaları...

Yerel basın teknolojik açıdan son yıllarda hızla gelişti, ama yeni atılımlar için sermaye gücünün de olması gerçeği var ortada...

***

Yaygın basın olsun, yerel basın olsun, yaşanan ekonomik darboğazı aşmak için bunca okunmayan gazete yerine hem çalışanlarını korumak, hem de okurlara -1950/60'lar örneği- daha doyurucu gazeteler sunmak için ortaklaşarak yollarına devam etmeliler.

Her krizde gazeteler kapanıyor ki, çok yazık oluyor.