Ülkemiz gazetecilik tarihinin 188 yıllık bir geçmişi var. 

Neredeyse 200 yıl olacak...

Ama inişli-çıkışlı, kavgalı yıllar.

Pek çok da sorunlu...

Cinayete kurban giden gazeteciler.

İşkence görenler.

Jurnallenenler...

Hapise atılanlar...

Ve kapatılan gazeteler...

Basılıp yakılan, darmadağın edilen matbaalar.

Tüm bu olumsuzluktan -toplumsal anlamda- ders aldık mı?

Kocaman bir hayır...

 

Batıdan dört yüz yıl sonra ülkemize gelen bir yeniliğin/gazete basımının; böylesine maceralı bir süreçten geçerek gelmesi elbette olumlu bir not değil.

Bunun nedeni, yönetim katında bu yeniliğin/gazetelerin "tehlikeli iş" olarak algılanması oldu.

Batı, bu yoldan aydınlanırken biz toplum olarak -çok da istendiği/merak edildiği halde gazetecilikte yaya kaldık.

Dört yüz yıl sonra devletin yönetiminde  "Takvim-i Vekayi" gazetesini yayımladık ama, o da "resmi bir ceride" idi.

Bizde ilk özel gazeteyi Agah Efendi ile Şinasi Bey "Tercüman-ı Ahval" adıyla yayımladılar.

Türk basın tarihini bu noktadan başladığına inanıyoruz. Bu konuda kimileri daha önce İzmir'de gazete yayımlandığını belirtiyorlar.

Neyse...

Öldürülmüş/şehit edilmiş, hapse atılmış, jurnallenmiş, işkence görmüş, sürgün edilmiş  nice gazetecinin arkada bıraktığı herbiri tarihsel değer olan anıları şimdi genç kuşaklara mesleksel anlamda ışık tutuyor.

Türk gazeteciliğinin hangi badirelerde geçtiğini, gazetecilerin neler yaşadıklarını bilmek genç kuşak gazeteci arkadaşlarımızın birincil görevi olmalı...

Tarihte yaşananlardan  ders çıkarılmalı, tutulacak gazetecilik yolunda  meslek ilkelerinden ödün vermemeliler.

 

Bugün Türk gazeteciliğinin içinde bulunduğu sorunları aşmasını dileriz.