Bir dost, “lise yıllarımızdan çekilmiş fotoğraflarımızdan varsa ve gönderirsen” diye bir istekte bulunmuştu. Yıllar vardı ki hiç bakmak ihtiyacını duymamıştım o fotoğraflara. Aradım, buldum bir koli dolusu siyah-beyaz fotoğrafı. Teknoloji ne kadar da değişmiş elli küsur yılda.

Çocukluğumun körüklü ile şipşak çekilmiş ilk fotoğrafını da gördüm. Daha öncesi yok. Bakıyorum “bana benziyor mu?” Kaşlar aynı kaşlar, gözler, yanaklar aynı gözler ve yanaklar. “Bu kadar da benzeme olur mu” diye soruyorum kendi kedime. Sahiden benmişim. Hele ortaokula girerken ki vesikalık fotoğrafım ne kadar da sahici ben. Sanki aradan altmış yıl değil binlerce yıl geçmiş de kazı yapılırken bulunmuş gibi geldi bana bu iki fotoğraf.

Tırabzon Lisesi, o zamanlar “üniversite gibi” bir okuldu. Öğretmenlerimiz hem KTÜ’ye, hem de Fatih Eğitim Enstitüsü’ne atanarak “hocalık” yapıyorlardı. 1887’den bu yana yetmiş üç yıllık eğitimiyle-öğretimiyle tüm Karadeniz’e hizmet veriyordu, Artvin’den Ordu’ya, Bayburt’tan Tırabzon’a kadar…

Fotoğraflara bakarken altmışlı yıllar zamanda netleşiyor, anılar, duygular, düşünceler, dostlar, arkadaşlar billurlaşıyor; umutlarımız, beklentilerimiz, düşlerimiz, savaşın yıkıntılarını üzerinden atamamış bir toplumun çocukları olarak Kaf Dağı’na uçuruyordu bizi. İlk sevgiler, ilk aşklar, çocukluk ve delikanlılık arasındaki bocalamalarımız, ilk sıgara, ilk içki içişimiz, günahın dehlizlerinde çektiğimiz acılar, sinemaya kaçışlarımız, okulu asışlarımız… İlk denemelerimiz, ilk şiirlerimiz ve okuduğumuz kitaplar. Bizi yetiştiren öğretmenlerimizi minnetle, şükranla anıyorum. / Gözümün önünden gitmeyen ve burnumda tüten dostluklarımız, arkadaşlıklarımız…

Aradan yarım yüzyıldan fazla zaman geçmiş: Her bir fotoğraf, gülümsetirken, düşündürüp hayallere daldırırken, anıları çağrıştırırken, kimi fotoğraflar da yaşamın tokadını yiyenlerle derin üzüntülere boğdu beni. Yaşam koşulları tümümüzü de tundan tuna savurdu. Rastlantısal olaylarla birbirimizden haber alabiliyorduk. Kimileri ile de aynı memleketli oluşumuzdan görüşebiliyorduk. Bir araya gelip ortak duygu, düşünce ve anıları paylaşamıyor, yad edemiyorduk. Elli küsur yıldır görüşemediğim, haber alamadığım arkadaşlarım var.

Ne var ki, kimi fotoğraflar, yüreğimi yaktı geçti. Gözlerim ıslandı, acı verdi. Zaman perdesini aralamaya çalıştım; kimi yaşanmışlıklar zamansız bir yerlere taşıdı beni. Orada yalnız gözyaşı ve hüzün vardı. Bir daha karşılaşmak olasılığı yoktu o insanlarla. Kimi parçalanmış cesediyle tırafikten, kimi kanserden, kimi kalpten, kimi beyin kanamasından-yüksek tansiyondan bir daha dönmemek üzere çıkıp gitmişti fotoğraflardan. Dostluklar-arkadaşlıklar-sevgiler her dem taze ve güzel olandı. Biz o tazeliğinde ve güzelliğinde yaşadık dostlukları-arkadaşlıkları-sevgileri. Biliyorum bu acı, yüreğimdeki bu sıkıntı ondandır.

Eğitim Enstitüsünde, öğretmenliğimde, askerliğimde, evliliğimde, dostlarımla, öğrencilerimle, eşimle, çocuklarımla çekilmiş bir yığın fotoğrafım var; bakarken “dün gibi yakın” geliyor bana. Bu “dün kadar yakına” ne kadar çok şey sığdırmışız, en önemlisi de hayatta kalabilmeyi…  

İhtilaller korkulu rüyalarımızdı. Her an, her dakika ihanetle, vefasızlıkla, gammazlamakla ve ispiyonlamakla karşı karşıyaydık. Gizli-kapaklı işimiz yoktu. Ama burası Türkiye idi ve herkes her suçla suçlanıp içeri atılabiliyordu. O karanlık günlerde kimsenin gözünün yaşına bakılmıyordu; bir sürü arkadaşımız içeri alınmıştı; tedirginlik, güvensizlik ve huzursuzluk o zamanların yüreğimizin yandığı konulardı.

Duygular, düşünceler, ayrılıklar, ölümler, özlemler, su gibi taze gençlik çağları dolduruyordu fotoğrafları. Sevgi yaşamın en bereketli toprağıydı: Zaman akıyordu fotoğraflardan; zamandan da su gibi duygular, anılar çeşmesini dolduruyordu.

En güç koşullarında yaşamanın, sorunların, sıkıntıların nefes almaz duruma soktuğu anlarında bile, kayaların üzerinde kır çiçekleri açar ve gülümserler; onlara bakın.

Yaşamak ölümü yenmektir be / her şeye rağmen “yaşamak güzel şeydir” kardeşim.

Anılar olmasa biz ne yapardık / dostlukları, arkadaşlıkları ve o karşılıksız sevgileri / yeniden yaşayabilir miydik / onlarsız dolar mıydı bir ömür / anlamı olur muydu?

Barış ve esenlik dileklerimle…