Bir süre önce AKP Genel Başkanı, sonra da Bakanı geldi. Vakfıkebir ve Beşikdüzü’nde parti kongreleri vardı.

 İnsanlar parti genel başkanına soramadıkları soruları, bakanına da soramadılar. Nedense gizli bir korkunun etkisi altındaydılar, öne çıkmak istemiyorlardı. Bekliyorlardı ki, gazeteciler sorsun. “Gazeteciler” zaten soru sormuyorlar, sorarlarsa ya azarlanıp aşağılanıyor, ya da tutuklanıp içeri atılıyorlardı. Halk Cumhurbaşkanına ve Bakana soramadıkları soruları “birbirlerine” yöneltti: “FINDIK İÇİN NE DİYORLAR, FINDIK İÇİN NE DÜŞÜNÜYORLAR?”

 Ne AKP Genel Başkanı, ne de Bakanı fındık için ağızlarını açmadıkları gibi diğer sorunların hiçbirine de yanıt olacak konuşma yapmadılar. Belli ki sıkıntıları başkaydı:

 1) Bir yıl önce (21 Eylül) Beşikdüzü ve Vakfıkebir bir sel felaketi yaşadı; üç insanını yitirdi. Heyelanla evler, araziler derelere, denizlere uçtu.

2) “En kısa zamanda yapacağız” diye söz verdiler, bir yıl geçmesine karşın evler ve istinat duvarları yapılmadı, verilen sözler unutuldu.

3) Beşikdüzü esnafı tüm mal varlığını yitirdi. Zararları yanında devede kulak kalan devlet yardımını ve kıredilerini yerinde ve zamanında alamadılar.

4) Gönlü ferahlatacak, yüreği dinginleştirecek bir ses, bir nefes halktan esirgendi. Gelen bakan, vali, kaymakam, başkan vekili ve belediye başkanlarının verdikleri tüm sözler, yaptıkları tüm konuşmalar asılsızdı, tutulmadı, unutuldu çünkü. “Gösterdikleri ilgiden ve verdikleri sözlerden ötürü gazete sayfalarında tek tek adları sayılarak kendilerine ilçe örgütü tarafından teşekkür edildi; fakat hiçbirisi yapılan teşekkürü” hak etmedi. Teşekkür, işler başarıldıktan, sorunlar çözüldükten sonra yapılır. İlçe başkanı teşekkür için çok acele etti(!).

5) Fındık Vakfıkebir’in, Beşikdüzü’nün, 800 bin aileyle tüm Karadeniz’in de ortak gelir kaynağıdır. Ne kadar hazindir ki, “ağızbirliği etmişçesine ne Cumhurbaşkanı, ne bakanı, ne de vekilleri fındık için konuşmadılar; vatandaşın kafasındaki hiçbir soruyu yanıtlayacak açıklama yapmadılar. Kartel Ferrero’ya teslim edilen fındık için herkesin üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi sustular, işi “Allah’a bıraktılar.”(Suriyeliye otuz milyar dolar parayı yediren hükümet, fındıkla giden iki buçuk milyar doları düşünür mü?)

 Bakan “ilk seçimlerde %70’in üzerinde” Vakfıkebir’den oy bekliyor: “Çok çalıştık, çok gayret gösterdik, terörün belini kırdık” diyor. Kutluyorum: Terör Türkiye’nin en başat sorunu… Ama fındık da sekiz yüz bin ailenin ekmek kapısı… Mutlaka çözümlenmeli, politikası oluşturulmalı, bir temele oturtulup uzmanlarına (FİSKOBİRLİK) teslim edilmeli ve siyasiler FİSKOBİRLİK üzerinden ellerini çekmeliler. (Sahi Sayın Bakan, yanınızda “mostralık” olarak taşıdığınız birkaç vekil (?) maaş almanın ve parmak kaldırmanın dışında ne işe yararlar? Milletin vekili mi, başkanın vekili mi bunlar?)

6) Üç yıldır ciddi bir biçimde mücadele yapılmadığı, devlet-hükümet üreticiyi yalnız bıraktığı için küllenme fındığı dalda çürüttü. Fındığın dışı sapsarı, altın gibi olmasına karşın içi çürük... Seçmekle sağlam fındık çürük fındıktan ayrılamıyor. Kurutuluyor, çuvala dolduruluyor, TMO’ya götürülüyor. Fakat “çürük çıktı” diye TMO fındığı almıyor. Tarım Bakanı “fındığa çok iyi para verdik, fındığınızı alacağız” diyor, ama TMO kurallarını değiştirerek fındığı almadıktan sonra “verdik” denilen bu para, “alacağız” diye söylenen bu söz ne işe yarar? “Çıkan randımana göre parasını ödemeyen devlet” vatandaşını kapısından kovuyor. Sayın Bakan, TMO’dan “çürük çıktı” diye fındığı geri dönen vatandaştan %70 oy istiyor. Hiç merak etmesin Sayın Bakan, tüm olumsuzluklara karşın sesini çıkarmayan ve ekmeğine sahip çıkmayan bu milletten % 70 de oy alır, % 80 de. Millet eziyeti, korkuyu yaşam tarzı olarak benimsedikten sonra neden oyunu vermesin ki?

7) Fındığın yüreği kanıyor. Her satın alınan malın ve emeğin “ateş pahası” olduğu bir zamanda satılan fındık para etmiyor, masrafını karşılamıyor, yerlerde sürünüyor.

8) Yurttaşın cebi yanıyor. Fındık en az 15(on beş)TL olmalıdır.

9) Her zaman olduğu gibi fındık üreticisi yalnız bırakılıyor.

10) Bir fındık politikası oluşturulmadı. / Lisanslı depoculuk faaliyete sokulmadı. / Dünya fındık fiyatını denetlemede etkin bir yer edinilemedi. Fındığa bir gelecek çizilemedi. / Üreticiler “ne olacak bu fındığın hali” sorusunu sormaktan kurtarılmadı: “Pamuğun, tütünün, nohudun, mercimeğin, buğdayın, pancarın, hayvancılığın… başına gelenler fındığın da başına gelir mi” kaygı ve endişesi yıllardan beri giderilmedi.

11) Hangi politikalarla fındığa içeride ve dışarıda istikrar sağlanacak?

12) Azerbaycan ve Gürcistan’da yetişen fındık, Türkiye’nin “dünya fındık pazarındaki payını %75’ten %63’e çekti.” Önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin bu payı daha da geriye düşecek. Yunanistan, İtalya ve İspanya fındığı yanında, şimdi de çok geniş alanlara fındık diken Azerbaycan ve Gürcistan fındıktaki rakibimiz olacaklar. Önünü görememek, politika üretememek, fındığı Ferrero’ya bırakmak bizi hüsrandan kurtarmayacaktır. Beceriksizliği ve başarısızlığı Serbest Piyasa Ekonomisi masalına yüklemeyin.

13) Politika “sorunları çözme sanatıdır.” Bu politakasızlık-ya da bu politika üreticiyi malına düşman ederek fındığı gözden çıkartır mı? Ekmeğine sahip çıkmayan bu millet akıllanırsa fındığına sahip çıkarak hesabını oyla sorar mı? Bekleyip göreceğiz.

 Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalın.