hep beni farketmeni bekledim

saklandığım sandığın

ya da eski bir dolabın

araladığım kapağında

sessizce izlerken seni

bilyelerimi sıkıyordum avuçlarımda

çizilip yarlanmalarından korkarak

 

oysa ben yaralanırdım

farkedilmemekten en çok

yenilmiş ağlardım

saklandığım yerin karanlığında

bir gölge kalkar

kuşanırdı peştemalını

süslü ineklerini sağıp

yedirmek için

süzülüp çıkardı odadan

alaca karanlıkta

 

yanılıyor muyum yoksa

bir adam mı

kalkıyordu telaşla

pantolon ceket

yelek ve çerkez kayışı

yüzünde haftalık tıraşla

 

yok yok öyle değil

yüzünü bir sevdada yitiren

bir genç kızdı belki

"elimdeki şemsiye

hediyedir hediye"

 

ya da bir delikanlıydı uyanan

gökyüzünde dans eden

bir ala doğan

masasında rakı

kuru ekmek ve soğan

özleme ve aşka dair

duvarlara yazılar yazan

 

sahi o çocuğa ne oldu

açıp gizlendiği kapıları

bağırabildi mi gidenlere

"durun ben buradayım" diye

yoksa karanlığa bağırırken

yitirdi mi sesini

bir peştemalda

yelekte köstekli bir saatte

bir yaşmağa silinen

utangaç gözyaşlarında

 

ya da onca tabutlara

sarılırken mi kustu yalnızlığını

gidenlerin ardından