“Herkes dindar, herkes imam hatip mezunu, herkes “dini bütün Müslüman” olmaya çalışırsa… Okullar, Kur’an kursları cayır cayır Kur’an ‘öğretir’, Arapça, Farsça, Doğu yaşayışı ve felsefesi her şeye hakim olursa…”

“Fiziği, kimyayı, biyolojiyi, matematiği, nükleer fiziği, kuantum fiziğini, evrenbilimi, nano teknolojileri kim öğrenecek ve fabrikaları kim kuracak? / Yolları, köprüleri kim yapacak, tünelleri kim açacak? / Limanlar, hava alanları, silikon vadileri nasıl oluşacak? / Karnımızı kim doyuracak? Nasıl gelişecek, ilerleyecek ve nasıl kalkılınacak? / Yolumuzu aydınlatan yıldız nasıl parlayacak? Hep el açıp yalvaracak mıyız? Hep dışarıdan mı gelecek teknokratlar, teknolojiler, hesap uzmanları? Sorunlarımızı kimler çözecek?

Savaşların dualarla, hatimlerle kazanılmadığını, Osmanlı’nın dualarla yenilgilerden kurtulmadığını, Çanakkale’de düşmanı silahla ve iki yüz elli bin şehidin durdurduğuna tanık olduk. Dualarla, hatimlerle Kurtuba’nın düşmesine, Mekke ve Medine’nin İngilizlerce işgaline engel olunamadı. Dualarla dış ticaret açığı kapanmadı; tırafik ölümleri durdurulamadı. İnsanlar, çocuklar dualarla açlıktan, hastalıklardan, ölümlerden kurtulamadı. Verem, kanser, tansiyon, kalp, beyin kanamaları dualarla tedavi edilemedi. Yapacak hiçbir şey kalmadığında dualarla Allah’a sarılıyoruz.

Gelişmiş ülkelere karşı kendimizi nasıl koruyacağız, nasıl savunacağız? Silahları nereden alacağız, nasıl temin edeceğiz? Üretim yapmadan, fabrikaları açmadan, sanayiyi, tarımı ve hayvancılığı ihtiyaç fazlasını üretecek düzeye çıkarmadan ileri ülkelerle rekabet eder duruma nasıl geleceğiz? Onların karşısında nasıl hayata tutunacağız?

Osmanlı taşıma su ile değirmeni döndüremedi. Güçsüz, zayıf olduğu için itibarsızlaştı, üstelik parasını peşin ödediği savaş gemilerini bile alamadı, hak bile iddia edemedi.

Bir ulusun güçlü ve saygın olmasını sağlayan belirli yolar vardır: Aklı ve bilimi egemen kılmak, halkın ihtiyaç duyduğu malları üretecek sistemleri kurmak, sağlam, dirençli bir ekonomiye sahip olmak ve emperyalistlere karşı kendini savunacak ve koruyacak düşünceleri geliştirecek “silahları” yapmak… Bunlara sahip olmayan ülkeler emperyalizmin oyuncağı olmaktan, yerlerde sürünmekten, ayakta yürümek için emeklemekten kurtulamaz, kötürüm kalır. Bırakınız yürümeyi, hasta eder, öldürmez, serumla yaşatırlar.

Üretmeden, fabrika olmadan güçlü olmak mümkün değildir. Hep dışarıdan satın alarak güçlü olunmaz. Muhtacında olanlar güçlü değildir. Salt başkalarının ürettiklerini satın almakla yaşanmaz. Üretmeden yaşayanlar yerlerde sürünmekten, dilenmekten, itilip kakılmaktan kurtulamazlar. İslam ülkelerine şöyle bir bakınız: Ölümü pahasına kaçanlar (neden) Suudi Arabistan’a değil de, Avrupa ülkelerine gidiyorlar? İç huzuru sağlayacak, refahı artıracak, üretimi yeterli kılacak, yeni kaynaklar yaratacak insanlar yetiştirmeden kalkınma olmaz. Asıl yatırım insana yapılmalıdır. Çok yönlü kalkınmanın temelinde “akıl” vardır, bilim, teknoloji, sanayi vardır; bilimsel ahlak, bilimsel çalışma disiplini vardır.”

Bugün Diyanet’in bütçesi on bakanlığın bütçesinden daha büyük… Diyanet, ülke üretim ve refahında ne kadar bir paya sahiptir? Duanın, hazır yemenin ve “rutin” işlerin dışında ne yapar? Ekonomi onların yükünü taşırken, onlar toplumun hangi sorunlarını sırtlayıp çözümlüyorlar? Diyanet mensupları fabrika kurabiliyor mu? Yol, köprü, baraj yapabiliyor, elektirik santralleri çalıştırabiliyorlar mı? Maden çıkartma, işletme tekniklerini biliyorlar mı? Özellikle düşüncede, dinde “nakliyecilikten” kurtulup dünya düşünce tarihinde etkin rol alabiliyorlar mı? Üretime, refaha ne katkı sağlıyorlar? (Aydınlığın Yıldızı’nda sürecek)

Barış ve esenlikle dileklerimle, sevgiyle kalın…