Kişisel olarak  bir konseri, bir sinema filmini izlediğinizde; buradaki güzel müzik nağmelerini kulağınızla duyup, bir doyum yaşamayı kim istemez?

        Her insan böyle durumu/manzarayı özler ve yaşamak için sanatsal etkinlikleri bunun için izler.

        Ama ne yaparsınız ki, kulağınız doğuştan arızalıysa; ya da daha sonra, yaşamınızdaki olaylardan kaynaklanan nedenlerden ötürü duymuyor  iseniz üzülmekten başka elinizden ne gelir ki? 

        Olaylar arasında işinize gelmeyeni de, geleni de görürsünüz, ama aynı kişi olarak duyma/işitme noksanlığınızı/eksikliğinizi yaşar gidersiniz bu dünyada...

        Ama... 

        Beyinsel duymazlık/algısızlıktır en kötüsü yaşamın...

        Duyarak, doğruyu arayıp bularak yaşamak, her çağda olduğu gibi bugün de onurlu bir görev herkese...

        Duyarlı olmamak geri kalmış toplumların hastalığı olmaya devam ediyor ne yazık ki bu çağda da...

        Çare olarak burada; ülkesel ve toplumsal birliğin/bütünlüğün önceliği yanında; duyarlılığının da egemen olması, bu olguyu herkesin kutsal bilip önemsemesi gerekiyor öncelikle...

        Konser izlerken duyulan sesin özündeki nota uyumunun; benliğimizde yarattığı hoşluğu, doyumu;  toplumsal olarak bir büyük heyecanla birlikte  yaşamak gibi..

        Birlikte yaşarken, birlikteliği yoğunlaştırarak yaşamaktır önemli olan...

 

                                                     ***

        Ey millet!..

        Duyuyorum, söyle!..

        O zaman,  can kulağı  ile dinle lütfen...

        "Sağır sultan"lığa soyunup duymamış rolü oynayanları görmüyor musun çevrende?   Gördüğü, duyduğu halde; susarak "Dilsiz Şeytan" olma rolüne soyunanları nasıl görmezsin?

        Sen görmezsen kim senin adına görür? Yazık!..

        Gerçeği bildiği/gördüğü halde, "duymadım, bilmiyorum, görmedim" sahteciliğine soyunan kişilikleridir demokrasilerin en büyük düşmanı...

        Bir tür "Demokrasi kenesi" yani... 

        Gerçek, gün gibi ortada iken;  söylemleriyle/duruşlarıyla körün fili tarif eder rolünü oynayanlardır toplumsal yaşamın çirkin, iğrenç yüzü...

        Hep esen rüzgara göre çıkar yelkeni açar böyleleri...

        Günlük yaşar bu tipler..

        Siyaset bezirganlarının etrafında fır döner, önlerinde takla atmayı hüner bilirler kendilerine... 

        Bukalemun, renk değişiminde  böylelerinin yanında yaya kalır. 

                                                       ***

        Kimi insanların; doğrulukta, dürüstlükte, üstün erdemlerde örnek oluşları, yaşamda örnek alınışları; birer sosyal pusuladır, sosyal barometredir toplumu oluşturan diğer bireyler için...

        Örneğin: Akıl, akılla bilenir... Biri diğerinin bileği taşı olur. Böylesi  durumlarda yeni  yeni ufuklar açılır toplumlara.

        Ama bir koşulla: Akıl ile akıl karşılaşır ve tartışırsa...

        Siyaset sahnesine dikkatlerinizi ve nazarlarınızı çeviriniz lütfen... 

        Hangi akılla; nasıl bir akıl, yarış yapıyor?

        Kararı size bırakıyorum.