Ömrünün son birkaç yılını Zonguldak’ta yaşayan, M.Çelikel Lisesi’nde okuyan, bu şehirde kader arkadaşı Rüştü Onur’la şairliğe adım atan, arkadaşıyla “Zonguldaklı şairler” olarak tanınan, bu şehrin hastanelerinde şifa arıyan ve genç yaşta yaşamını yitirerek bu şehrin topraklarına gömülen şair Muzaffer Tayyip Uslu üzerine 2012 yılından bu yana bir araştırma ve kitap çalışması içinde olduğumu yakın dostlarım, edebiyat sanatla uğraşanlar bilmektedir. Bu uğraşın kısa hikayesi kitap çalışmasının baş tarafında yazılmıştır.

Bu çalışma sırasında Ankara Milli Kütüphane’ye de birkaç kez gitmiş, değerli dostum Nihat Yasa’nın yardımıyla 1940’lı yıllar dergi ve gazete sayfalarında araştırmalar yapmıştım. Nihat Yasa saptadığımız yazıları, şiirleri özellikli makinesiyle fotoğraflamış, 90 adet Windovs dosyası halinde 17.03.2016’da bana göndermişti. Ben de içlerinde Muzaffer Tayyip, Rüştü Onur, eski Zonguldak, Devrek, Ereğli ile ilgili yazılar bulunan metinleri ayrıca bir belleğe yüklemiştim.

Devrek’te daha önceki yıllarda Rüştü Onur üzerine çalışmalar da yapan İbrahim Tığ’ın bürosuna uğramış, yaptığım çalışmaları anlatmıştım. Bu tür söyleşiler daha önceden de aramızda oluyordu. Gerektiğinde aramızda paylaşımlarda, yardımlaşmada bulunuyorduk. Bana gönderdiği çeşitli dosyaları, yazıları inceliyerek düzeltiyor, dergi veya gazetesinde yayınlanmak üzere geri gönderiyordum. Milli Kütüphanede yaptığım çalışmaları öğrenince ısrarlı isteği üzerine, kıskançlık göstermeden 90 adet dosyayı flaş-bellekten kendi bilgisayarına aktarmasına izin vermiş, ancak “Muzaffer Tayyip ile ilgili dosyaları asla kullanmamasını” istemiştim. İbrahim Tığ’a edebi açıdan bu ilk kıyağım değildi. Daha önceki yıllarda da isteği üzerine çeşitli yazılarının düzeltilmesinde, kitap tanıtımlarında, panel konuşmalarında bilgim ve görgüm dahilinde olan her konuda ona yardımcı olmuştum.

*****

Nihat Yasa ile 2017 yılında Milli Kütüphane’ye bir kez daha uğradık. 1940’lı yılların gazeteleri dergileri arasında birdenbire Muzaffer Tayyip’in bir fotoğrafına rastladım. Nasıl zıpladım yerimden anlatamam. Çünkü Muzaffer Tayyip’in flu bir boy görünümünden başka fotoğrafı yoktu, yüzü ise hiç bilinmiyordu. Hazırladığım kitap yoluyla Muzaffer’in yüzünü de edebiyat dünyası ve kamuoyuna gösterecektim. Büyük mutluluk içindeydim açıkçası. Muzaffer Tayyip’in fotoğrafına uzun uzun baktım. Demek Muzaffer buydu. Nihat Yasa bu fotoğrafı bir çok kez çekmişti.

Devrek’e geldiğimde, sevinçten uçuyordum. Yeni bulduğumuz belgeleri inceleyip, kitabı bitirme yoluna girmiştim. Bu arada bu fotoğrafı Muzaffer Tayyip’in yeğeni Tansev Hanım’a da göndermiştim. Kendisinin arayıp da bulamadığı fotoğrafın bu olduğunu söylemişti. Bu aralar İbrahim Tığ’a da uğradım. Ankara çalışmaları ve kitabım hakkında bilgi verdim. Bir sakınca görmediğim için Muzaffer’in bir fotoğrafını bulduğumu da söyledim kendisine. Görmek için yalvar-yakar olunca 17 Şubat 2017 tarihinde “Asla yayınlanmaması konusunda yemin-billah ederek verdiği söz üzerine” gmail adresine gönderdim. Kitabı da bitirme aşamasındaydım.

*****

Haziran ayı içinde Telgrafhane Yayınları sorumlusu Taylan Özbay ile kitabın basımı konusu üzerinde görüşmeler yapıyorduk. Ben Muzaffer’in doğum tarihinin 1 Temmuz, ölüm tarihinin 3 Temmuz olması hesabıyle, 1 Temmuz’da 95. Yaş günü pastasını keserek hem kutlama yapmayı, hem de yazdığım kitabı, Muzaffer Tayyip’in gerçek yüzüyle/fotoğrafıyle kamuoyuna sunmayı istiyordum.

23 Mayıs 2017 tarihinde Muslu Belediyesi “Zonguldaklı Değerler Gecesi” adıyla GMİS salonunda bir etkinlik düzenlemiş. Program içinde şair-yazar İbrahim Tığ da sahneye davet edilmiş. İbrahim Tığ, orada yaptığı konuşmada; “İnternette dolaşan fotoğrafın Muzaffer Tayyip’e ait olmadığını, kendisinin yaptığı araştırma sonrasında gerçek Muzaffer Tayyip fotoğrafına ulaştığını ve bunu da yakında yayınlayacağını” dile getirmiş. İbrahim Tığ’ın bu konuşması birkaç gün sonra benim de kulağıma geldi. Ancak, kendisine bu kadar destek olduğum, edebi yardımlarda bulunduğum kişinin “verdiği sözü tutacağını” sandığım için, onun tarafından “bir ihanete uğrayacağımı” hiç düşünemedim.

Ve bir akşamüstü (22.Haziran) Devrek Briç Kulubü önünde arkadaşlarla otururken İbrahim Tığ gelip yanımıza oturdu. Çayları içerken kendisine bu olayı sordum. “Yaptığın konuşmada araştırdım, buldum” demişsin. “Benim kitap 1. Temmuz’da çıkacaktı, ama çeşitli nedenlerden ötürü Eylül ayına erteledik. Sana o fotoğrafı yayınlamaman koşuluyla gönderdim, sen de söz verdin, kendi sözünü tutman gerekir” dediğimde ise “Abi ben bunu derginin bu sayısına koydum” diye yanıtladı. O an başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Kendisine “Eğer öyle bir şey yaparsan, bu durumu kamuoyuna açıklarım” dedim. Anladım ki İbrahim Tığ, dergi dağıttığı edebiyat çevresinden “aferin alabilmek için”, insan değerlerinden vazgeçebiliyor. Verdiği sözü tutmayarak, çıkarcılığı, ikiyüzlülüğü kabul edebiliyor.

İbrahim Tığ’ın birçok çalışmasında katkım ve emeğim vardır. Bunları o da inkar edemez. Ben onun çeşitli çalışmalarının eksiksiz çıkması için çaba göstermiş bir kişiyim. O ise benim kitabımın önemli bir esprisini baltalıyor. Ama hatırlatalım, bu konuda daha bilmedikleri de var. Vakti zamanı geldiğinde öğrenecektir.

Yani benim “söz verdiği için güven duyduğum İbrahim Tığ” açıkça “benim emeğimi değersiz kılıyor”. Çıkarcı davranıyor, işine geldiği gibi konuşuyor. Bunu yaparken de yüzü kızarmıyor, utanma duygusu yaşamıyor. Verilen sözü tutmamanın ise, kişinin karakteri ile ilgili bir durum olduğunu biliyordur sanırım. Her zaman yardımcı olduğum, yanlışlarını düzelttiğim kişinin, “benim verdiğim bir fotoğrafı, söz verdiği halde yayınlamasının” hiçbir kalıba sığmıyacağını ve ahlak dışı bir davranış olduğunu da bilmesi gerekir. Böyle bir arkadaşlığın-dostluğun, şairliğin-yazarlığın benim anlayışımda yeri yoktur.

Not: Bu yazı Şehir Dergisi’nin Temmuz sayısı çıkmadan kaleme alındı. Konuya tekrar döneceğiz.