“Bir devletin dayandığı esaslar ‘tam bağımsızlık’ ve ‘kayıtsız ve şartsız egemenlikten’ ibarettir. Millet bu egemenlikten en küçük parçasını bile feda etmeyecektir.” Kemal Atatürk

“Hangi bağımsızlık vardır ki, yabancıların öğütleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir.” Kemal Atatürk

II. Savaştan sonra yönetim başka arayışlara girdi. Türk Milli Eğitimi Amerikalılardan ve Türklerden oluşan “komisyona” havale edildi. Köy Enstitüleri kapatıldı, pılanlı kalkınma ve sanayileşmekten vazgeçildi. (23 Şubat 1945, 27 Şubat 1946, 12 Temmuz1947, 27 Aralık 1949 Türkiye-ABD ikili antlaşmaları) Kurulan komisyonun başkanlığı ABD Büyükelçiliğine verildi. Müfredat, okunacak konular, ders kitapları, açılacak okullar ve nitelikleri, sınırsız yetkiler ve denetçilikle bu komisyona bırakıldı. Oyların eşitliğinde “elçinin oyu” belirleyici oldu.

Türk Milli Eğitimi, Türkiye’nin koşullarına ve ihtiyaçlarına göre değil, Amerika’nın istediği amaçlar doğrultusunda insan ve asker yetiştirmeye başladı. Daha Türkçeyi öğrenemeyen çocuklara İngilizceyi, Fıransızcayı, Almancayı okutan yabancı okullar ve müfredat pırogramları hazırlatıldı. 23 Şubat 1945’ten beri yapılan tüm ikili antlaşmalarda Amerika her yardımında çıkarını düşündü ve ona göre hareket etti. Türkiye’nin Nato’ya girişiyle Menderes’in yaptığı konuşmada söylediği “ölümsüz dostluk” sözüne karşılık ABD Dışişleri Bakanı John Fuster Dulles, “Amerika’nın dostu yok, çıkarı vardır” dedi.

Amerika Türkiye’deki okullarda “çıkarlarını koruyacak, gözetecek” nitelikte insan ve asker yetiştirdi, onları ABD’ye çağırdı. Türkiye ile yaptığı ikili antlaşmalarda hep çıkarını ön pılanda tuttu ve korudu. Sanırsınız ki muhtaç olan ülke Türkiye değil Amerika’dır.

Amerikan Senatosu 1956 tarihli Dış İlişkiler Raporu’nda da şöyle diyordu: “ABD yardımı, bir hükümet girişimi olarak başkalarının çıkarı için yapılan bir şey değildir. ABD, ne sadaka veren bir kuruluştur, ne de Amerikan halkının cömert ruhunun dışarıya akmasıdır. Teknik yardım, ABD’nin dış politikasını yürütmek ve ulusal çıkarlarını dışarıda geliştirmek için kullanılan mevcut araçlardan bir tanesidir.” (Piliç verdiler, kaz aldılar.)

Amerika yardımını alan her ülke, Amerika’nın denetimi altına giriyordu. Kabul edilen bir Amerika nota’sının ikinci maddesinde de “Türkiye’ye giren çıkan Amerikan askeri personelinin giriş çıkışlarını Türk Hükümeti kontrol edemeyecektir” deniliyordu. O tarihlerde Türkiye’de otuz bin civarında Amerikan askeri ve çalışanı vardı. Amerikalılar suç işlediğinde Türk yargısı onları yargılayamıyordu. Tıpkı kapitülasyon alan ülkelerin insanlarının Osmanlı’da yargılanamaması gibi. (Bugün dahi Türkiye’de tutuklu bulunan bir Amerikan vatandaşı, Amerika Başkanının bir telefonu ile serbest bırakılıp ülkesine gönderilebiliyor.)

12 Kasım 1956 Tarım Ürünleri Antlaşmasıyla “ABD Türkiye’ye buğday, arpa, mısır, dondurulmuş et, sığır eti, konserve, don yağı, soya yağı satacak.” 2. Maddesinde de ABD “Türkiye’nin ihraç edeceği tarım ürünlerini denetleyecektir.” 3. Madde de Türk-Amerikan hükümetleri Türkiye’de Amerikan mallarına talebi artırmak için birlikte hareket edeceklerdir” deniliyordu. “Türkiye Amerika’nın belirlediği zeytinyağı miktarından fazlasını satamayacaktı.” Aksi halde o fazlalık kadar yağ “Amerika’dan ithal edilecekti.” Amerika, Türkiye’nin ihraç edeceği malların miktarını belirliyordu. Hele bir petrol yasası var ki, evlere şenlik: Yabancı şirketler (ABD) onaylamadan Türk hükümetleri yasada bir değişiklik yapamayacaklardı.

Türkiye o kadar büyük bir Amerikan hastalığına yakalanmıştı ki, 5 Mart 1959’da Amerika’ya, “Türkiye’ye askeri müdahale yetkisi veren bir antlaşma” imzalamıştı. Egemenlik diyoruz da...

NOT: Meraklısı daha fazla bilgi için Gogul’a “Türkiye-Amerika İkili Antlaşmaları” yazıp girsin. Metin Aydoğan’nın “Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye” kitabını okusun.

Bu antlaşmaları yapan Amerikancı insan ve paşalarla “egemenlik haklarımızı” nasıl yitirdiğimiz görülsün. Papazların ve dincilerin nasıl Amerika sömürüsünün hizmetkarı oldukları anlaşılsın.

Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalınız…