Köylerde ve çeşitli sohbetlerde edindiğim bir izlenim var: Herhengi bir şeye inanan bir insanı ikna etmek, inandığının yanlış olduğunu anlatmak kadar zor bir şey yoktur. Çünkü; siz sözlerinizi kanıtlara dayandırırsınız, ama karşınızdakinin inancı kanıtalara değil, kalıp halindeki inanmaya dayanır.

Eğer kişi aldığı bilgiyi değerlendirebiliyor, yorumlayabiliyor ve aklında yeni yollar açabiliyorsa, yeni fikirlere açık oluyor demektir. Aksi taktirde inanılanlar, kalıp halinde kafalara yerleştirilenler, kişiyi, sorgulamayan, gelinen durumun nedenini araştırmayan, sadece kendi yandaşlarının dediklerine inanan “kalıp insanlar” çıkarır ortaya.

Bu nedenle eğitim sadece okullarla sınırlı tutulmayacak kadar yaşamsal bir konudur. En önemli ve gerçekçi eğitim; görerek, yaşayarak yapılan eğitimdir. Okullarda ve hayatın içinde öğrendiklerimizi ne kadar gündelik hayatımızda kullanabiliyorsak, o kadar başarılıyız demektir.

Ünlü bilgin Albert Einstein; “Eğitim, insanın okulda öğrendiği her şeyi unuttuğunda arta kalandır” diye görüşünü ortaya koymuş.Ülkemizde son 10-15 yıldır bilimsel eğitim yerine okullarımıza ve çocuklarımıza sadece dinci anlayışı önceleyen dersler sokuşturuluyor. Bir karşılaştırma yapmak gerekirse; İsrail’de her 10 çocuktan 9’unun seçmeli dersi: Elektrik-Elektronik, Bilgisayar, Motor, Denizcilik, Havacılık, Mekanik, Tasarım..

Ülkemizde her 10 çocuktan 9’unun seçmeli dersi “Kur’an” ve “Hz. Muhammet’in hayatı” olarak belirlenmiş. Başka ülkelerde havacılıkta, teknolojide uzman beyinler çıkar, bizde de imam-hatipleştirilmiş okullarımızdan kafaları daraltılmış, her söylenene inanan, araştırmayan, sorgulamayan “papağan insanlar” yetişir.

İmam hatip liseleri “imamlık, hatiplik gibi dini hizmetlerin yerine getirilmesi ile görevli elemanları yetiştirmek üzere kurulmuş liseler” olmasına rağmen, meslek liselerinin çeşitlenerek artırılması gerekirken; daha sonra İmam-Hatip Ortaokulu, Anadolu İmam- Hatip Lisesi, Kız İmam-Hatip Lisesi gibi okullar da faaliyete geçirildi. Bir siyasetçinin “İmam-Hatipler bizim arka bahçemizdir” anlamına gelen sözler etmesi boşuna değildi.

*****

“Eğitim” denince çoğumuzun aklına 1970’li yılların Almanya’sındaki bu burjuva eğitim sistemi eleştirisini yapan Ernst Alexsander Rauter’in, “Düzene Uygun Kafalar Nasıl Yetiştirilir?” adlı kitabı gelir. Kitap kapağındaki farklı boy ve kilodaki çocukların okula giriş ve çıkış resmi tam da günümüz eğitimini anlatır gibidir. Okula girişte, her biri ayrı telden bir görüntüye sahip çocuklar, çıkışta, tornadan çıkmış gibi tek tip haline gelmişlerdir.

“Okulda insanlar imal edilir. İnsan yapma olayına eğitim denir” cümlesi çok etkilemişti beni. Oysa “Aile çevresi, sinema, televizyon, tiyatro, radyo, gazeteler, kitaplar ve afişler de bir anlamda okuldur”. Amacı olmayan hiçbir bilgi yoktur. İnsan yapımında kullanılan bilgiler, yapmak istediğimiz insan türüne uygun olmak zorundadır. Bizi “yapan” bilgileri, en önemli uğraşları mal, üretmek ve satmak olan kişiler seçer. Roket satan bir insanın, okullarda roketin korkunç bir silah olarak tanıtılmasından hiç çıkarı olabilir mi?” Çünkü eğitim plancılarımız, bilgileri bizim yararımıza değil, kurulmak istenen düzene göre müfredata koyarlar.

“Aile çevresi, sinema, televizyon, tiyatro, radyo, gazeteler, kitaplar ve afişler de bir anlamda okuldur”. Bu cümle yaşamımızda her yerin bir okul değerinde olduğunu anlatıyor. Çünkü bizler, izlediğimiz sinemalardan, televizyon dizilerinden, yapılan konuşmalardan, gazete haberlerinden, okuduğumuz kitaplardan etkileniriz. Kimi zaman bunları tartışırız.

Öğrendiklerimizi pekiştiririz. Politikacılar da demiyor mu “eğitim düzeyi arttıkça bizim oylar azalıyor” diye.

Politikacının her dediğine inanan bir toplum oluşturulmuşsa, yanlış bilgileri, yalan söylenilenleri, tarihsel çarpıtmaları doğrulamak artık çok zor olmaktadır. “Kafa karıştırmak” denilen olay budur. “Kafalar iyice karıştırılmalıdır ki, halkımız bizden başkasına asla inanmasın, kanmasın.” Politikacının istediği ortam böylesi olmalıdır.

Şimdi soralım: Ülkemizde Anayasa değişikliği için yapılacak halk oylamasında “Hayır” diyecek olanlar: “Terörist” midir? Fetöcü müdür? PKK’lı mıdır? Bunu ülkemizin en yetkili ağızları söylüyor durmadan. “Bizim yararımıza yönlendireceğim, insanların kafasını karıştıracağım, yurttaşlarımızı ürküteceğim, korkutacağım” diye böyle çarpıtmalar söylenmeli midir? Bunları ileri sürmek, meydan meydan tekrar etmek hangi akla, vicdana sığar? “Devlet adamı” böyle konuşmalı mıdır?

Devlet tümüyle ellerinde. Ordu kontrollerinde. Yüksek Yargı denetimlerinde. Hakimler, Savcılar sindirilmiş durumda. Üniversiteler, rektörler iktidardan yana düzenlendi. Emniyet elde sayılır. Valiler, kaymakamlar, bütün yönetimsel kadrolar yeniden atandı. Müftüler, İmamlar dini görevmiş gibi iktidar davulu çalar durumda. Televizyonlar, radyolar her saat iktidardan yana yayınlar, tartışmalar, konuşmalarla dolu. Sokaklar afişlerle donatılmış bir güzel..

“EVET” diyen baş köşede.. “HAYIR” diyen, “neden dedin, nasıl dedin” diyerek “az mı yersin çok mu yersin” havasında dersini alıyor.

Halkı “Evetçi” ve “Hayırcı” diye; “inanlar” ve “inanmıyanlar” olarak ikiye bölmüşsünüz. Kimsenin kimseye güveni, inancı kalmamış. Avrupa’ya, Amerika’ya posta koyarak ilişkilerimiz zedelenmiş. Irak’ta, Suriye’de neler olduğundan haberimiz yok..En son da Bulgaristan ile aramız gerginleşmiş!..

İşte böyle bir ortamda ülkemiz Anayasa değişikliği için, halk oylamasına gidiyor. Tanrı bizi ve ülkemizi korusun dileğinden ve halk oylamasında “HAYIR” demekten başka çaremiz yok!..