İslam, insana “eşref-i mahlukat-yaratılmışların en şereflisi” dese de, şeref, “haysiyet, izzet-i nefis, onur” gibi toplumsal sıtatüyü belirlese de, kapsamı çok daha geniş olup “insanı değerli kılan tüm özellikleri” içermektir. “Şerefsiz” ise, “şerefi, yani insani ve toplumsal özellikleri, onuru olmayanları” anlatmaktadır.

İslam toplumlarında “şeref” sözcüğü ahlaksal sınırların ötesine geçerek, insana değer kazandıran “akla, bilgiye, düşünceye, bilgi üretmeye, bilgi depolamaya, bilgi kullanmaya, bilgiyi geliştirmeye” yönelmedi. Deneye, gözleme, araştırmaya, incelemeye yer verilmedi.

Siyaset, aklı ve bilgiyi ön pılana çıkaranların ya derisini yüzdü(Hallacı Mansur) ya da zehirli şerbet içirdi, (İmamı Azam Ebu Hanife)öldürdü. İslami (!) siyaset, “kendi gibi düşünmeyenleri”(Hz. Ali), kendine destek vermeyenleri-biat etmeyenleri, (Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin) çoluğu, çocuğu, akrabalarıyla yok etti. Aykırı düşünenleri ya da düşünceye soluk aldırmak için “aykırı düşünce üretenleri” ortadan kaldırdı, “farklılığa” yaşama hakkı tanımadı. İnsanı yüceltecek, geliştirecek düşünceleri saltanata-siyasete-iktidara feda ettiler. İbn-i Rüşt, İbni Sina, Farabi, El Biruni gibi İslam alimleri “aklı ön pılana çıkardıkları için, bugün dahi Siyasi İslamcıların baş tacı ettikleri “vahiy varken akla gerek yoktur” diyen Gazali tarafından(!) “zındık” diye suçlandı, aşağılandı.

Böyle düşünenler ezberi getirdi. Okuryazar olmayanı, anlamayanı, öğrenip düşünce üretmeyeni, “iktidara-güce” kölelik yapanı “alim” tanıdı, ulemadan saydı.

Aslında Gazali’nin suçladığı, aşağıladığı o alimler değil, insanlığın ortak değerleri olan akıldı, bilgiydi, düşünceydi, insandı. Siyaset, saltanat-iktidar aklın, bilginin, düşüncenin önüne geçerse, o zaman düşünen, bilgi üreten insanları, zindandan, sürgünden, ölümden kim kurtaracak, kendileri gibi düşünmeyen ve inanmayanlara yaşama hakkını kim tanıyacak? Tarihi kanla yazan sayısız düşünür, bilim insanı, sanatçı, yazar, şair var. Ya zindanda, ya sürgünde, ya da darağacında can verdiler. Her birinin öldürülüşü çağının siyaset adamlarının silinmez kan lekeleridir. İnsanlığı bir adım öteye taşıyanlar bu aykırı düşünen insanlardır, insanlık onlar sayesinde gelişmiş ve soluk almıştır.

İnsanın akıl çapı bilgiyle, düşünceyle genişler, değer ve onur kazanır. Kısırdöngüler içinde kıvranıp duranların, sığ denizlerde yüzenlerin, derinliği olmayan beyinlerin gelecekte yaşama şansı yoktur. Kısa sürede unutulup giderler.

Tarihe iz bırakanlar, hala varlarsa “bunu neye borçludurlar?” Görmek gerek. Yaptıklarını, düşündüklerini, düşünce-beyin-akıl çaplarının büyüklüğünü bilmek gerek. Düşünceleri, eserleri, insanlığa hizmetleri, büyüklüklerini ve derinliklerini gösterir.

Hitler, Mussolini, Sıtalin tarihten fırlayan Neronlardır. Ölümün adresi, zalimliğin simgesidirler. Milyonlarca insanın ölüm anlamıdırlar. İyiliği, güzelliği, erdemi, barışı, sevgiyi, kardeşliği değil, düşüncede, inançta ölümü seçtiler. Her biri bir başına ülkeleri ve insanlık için “ölüm tanrısı” oldular. Bu dört “liderin” derinliği, ölümdü, öldürmekti ve bu dört lider ölümle, öldürmekle “ölümsüzleştiler.” Dünya durdukça bu özellikleriyle anılacak, okunacaklar. Bir de akşamdan sabaha eskiyenler vardır ki, onları anmaya değmez. Sokrat’ı öldürenler unutuldu gitti, ama Sokrat hala yaşıyor, yaşayacak da.

Abbasi Halifesi Ebu Cafer el-Mansur İmamı Azam’ın katilliğinden, Emevi Halifesi Muaviye, Hz. Ali ve oğlu Hz. Hasan’ın, Muaviye’nin oğlu Yezit de Hz. Hüseyin ve ailesinin Kerbela’daki katilliklerinden kurtulamayacaklardır. Osmanlı-İslam ve dünya tarihi hem saltanat, hem de kapris ve ihtiraslarla işlenen sayısız cinayeti sayfalarında barındırmaktadır. Sultanların, şahların, kıralların ve hanedanların tarihine, Osmanlı haremine bir göz atınız, “devletin bekası” için işlenen sayısız kardeş ve çocuk cinayetlerini göreceksiniz.

Yetişmemiş, akıl çapı küçük yöneticilerin başvurdukları en etkin yol, aykırı düşünenleri yasaklamak, sürgüne göndermek, zindana atmak, ya da darağacına çekmektir. Öyle ki ailesinden bir fert kalmayıncaya kadar yok edilenleri de vardır.

Ezber yaptırılıyor, bilgi verilmiyor, düşünme öğretilmiyor. Soruların peşinden gidilerek tarihin kirleri, yanlışlıkları, despotlukları bilinmesin, insanın değeri, anlamı ortaya çıkmasın, yalanla örtülsün diye gücü eline geçirenler her yola başvuruyor, sebep-sonuç ilişkilerini kapatıyorlar. Düşünceye soluk aldırmıyorlar.

Oysa güç öldürmede, silahta, sürgünde ve zindanda değil, güç akılda, bilimde, düşüncede, adalettedir.

Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalınız…