İnsan beyni olduğu için düşünür, görür, koklar, duyar, hisseder.

İnsan beyni olduğu için bilgi üretir, saklar, depolar, korur, gereksinim duyduğu zaman da anımsar, kullanır, sorunlarını çözer.

İnsan beyni olduğu için karşılaştırır, mukayese eder, kıyas kurar, ayrımları, farklılıkları ortaya çıkarır, akıl yürütür; yeni ufuklar, bakış açıları yaratır.

Her beyni olan canlı düşünmez, bilgi üretmez. İnsan beyninde düşünmenin, bilgi üretmenin, korumanın,…her özelliğin ayrı bir merkezi ve yönetim yeri vardır. Bu merkezler insanın dışında hiçbir hayvanda yoktur. İnsan beynindeki bu farklı merkezlerden ötürü beyni olan diğer hayvanlardan ayrılır. Düşünme, bilgi üretme, saklama, karşılaştırma, muhakeme, kıyas kurma, yeni yollar, yöntemler, bilgiler arama, merak etme… gibi beyinsel merkezleri olmayan canlılar insanın dışında kalır.

Akıl, tüm beyinsel merkezlerin ürettikleriyle koordineli bir biçimde “dengenin” kurulmasıdır. İnsan sahip olduğu bilgileri, duyguları, düşünceleri, deney, gözlem, araştırma, inceleme sonucu elde ettiklerini değerlendirebildiği, kullanabildiği ölçüde akıllıdır; kullanmazsa, “sırtına kitap yüklenmiş eşeğe benzer.” Bir sümüklünün peşine giden generalleri, amiralleri, profları, doçentleri düşünün. Hiçbirisi aklını, yani bilgisini, düşüncesini kullanmamış, sormamış, sorgulamamış, “sırtında kitap taşıyan eşekler gibi söylenenlere düşünmeden inanmışlar ve yaşamışlardır.” Onların beynine beton dökülerek düşünmeleri, düşünce üretmeleri, üretilen bilgileri kullanmaları engellenmiştir.

Hayvanların aklı yoktur deniliyor. Düşünemedikleri, bir adım sonra neler olabileceği konusunda hiçbir öngörüde bulunamadıkları, dün ile bugünü, bugün ile yarını birbirine bağlayamadıkları, deneyimlerini değerlendiremedikleri… için akılları yoktur. Ama kimi hayvanların içgüdüsel olarak görme-duyma-hissetme, koku alma özellikleri insanların çok üzerindedir. Ama bunları geliştirecek, yaygınlaştıracak ve diğer hayvanların hizmetine sunacak beyinsel eylemleri yoktur. İnsan sürekli değişir, gelişir, yeni düşünceler, yenidünyalar, yeni kentler, yeni evler, yeni fabrikalar kurar. Hayvanlar mutasyonun dışında hiçbir değişikliğe uğramaz, başlangıçta “yuvalarını nasıl yapmışlarsa, kolonilerini nasıl kurmuşlarsa, milyonlarca yıldan beri de öylesine sürdürürler yaşamlarını.

İnsan eksiklerini, yanlışlarını görebilen, deneyimleyerek kendi kendini değiştirip mükemmele erişebilen tek canlıdır. İlerleme, gelişme, olgunlaşma, üretilen bilgileri kullanma ve geliştirme, ulaşılan noktaları yetersiz bulma ve uzayın derinliklerine, sonsuzluğa açılma hep bu “akıl ve bilgi” sayesinde olmuştur. Evrimi kabul etmiyoruz, ama dünkü aklımızı da bugün beğenmiyoruz.

Bilgi çoğaldıkça, “aklın, düşüncenin, beynin çapı genişler.” Daha iyi, daha doğru “düşünülür”, göz daha iyi “görür”, kulak daha iyi “duyar”, burun daha iyi koku “alır ve tanır”. İnsan eksiklerini düzeltir, yanlışlarını giderir, “daha iyiyi, daha güzeli, daha mükemmeli” yaratır. Kimi insanlara-tüm kuşlardan özür diliyorum-“kuş beyinli”, kimileri-güdülerinin gösterdiğini, beynin, aklın emrettiğini değil-yaparlar-anımsamazlar “balık hafızalı” olurlar. Kimilerine de “maymun, eşek, tilki”… gibi hayvan sıfatları takılır. İnsani özelliklerinden-insanı insanlaştıran beyin merkezlerini kullanıp geliştirmedikleri, hayvanların özelliklerini taşıdıkları, yaşadıkları için bu sıfatları alırlar... Kimilerine de karınca denir, ağustos böceği, yılan denir, akrep, sülük, kene denir. Bir düşünün, bu sıfatlar kimlere yakıştırılır?

Filozoflar insanı diğer beyni olan canlılardan ayırmak için en önemli ve değerli farkı “düşünme” olarak görmüşler ve insanı “düşünen hayvan” diye tanımlamışlardır. Fiziksel organlar bakımından beyni olan hayvanlar ve insanlar arasında büyük farklılıklar yoktur. Bunun için ilaçlar, pek çok yönden insanlar gibi oldukları için ilkin hayvanlar üzerinde denenir.. Bir düşünün… (İnsana ezber, bilgi yüklenilir, “düşünme” öğretilmez. Neden? Sürecek)

Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalınız…