Sözlükler pek çok tanımlama getirdi. Kafamızın içindeki sınırlı anlamların dışına çıkmak için bilgi dağarcığımızı yoklayıp biraz genişletelim. Düşman: “Birinin kötülüğünü isteyen, ondan nefret eden, ona zarar vermeye çalışan kimse, yağı, dost karşıtı. / Birbirleriyle savaşan devletler ve bu devletlerin asker, sivil tüm uyrukları. / Aralarında birbiriyle çatışmaya varacak ölçüde anlaşmazlık olan taraflar. / Bir şeyin yaşamasına, var olmasına, barınmasına engel olan güç. / Bir şeyi büyük ölçüde kullanıp tüketen kimse…”

Bunca gerçek düşman var iken “hayali düşman” yaratmaya gerek var mı? Yaratılacak hayali düşmanlar, gerçek düşmanları örtmeye, gizlemeye, onların reklamını yapmaya yarar. Gerçekten FTÖCÜ olmayana, PKK’lı olmayana, PYD’li, İŞID’lı olmayana “FETÖCÜ, PKK’lı, PYD’li, İŞID’lı demek dikkatleri başka yöne çevirmek, enerjiyi boşuna tüketmek olur. Terör örgütleri, Amerika, İsrail, İngiliz, Fıransız, Rus, İran… gizli örgütleri dururken kendinden olmayanları düşman ilan etmek ne demektir?

Düşman, bireysel, toplumsal sosyo-ekonomik değerlere bilerek, isteyerek, metodik-sistemli biçimde zarar veren, bu değerlerin işleyişine, çalışmasına engel olan kişi, kurum, kuruluş ve devletlerdir. Düşman, bu kişi, bu kurum, kuruluş, örgüt ve devletlerle çıkar ilişkisi kurarak kendi ulusuna, devletine zarar verenlerdir. Örneğin: Terörün içindeki bu örgütlere, “bilgi, belge, eğitim, para, silah, mühimmat, yiyecek, araç-gereç…” desteğini esirgemeyen, onları koruyan, kollayan ülkeler var. Bunların dostlukları(!) sorgulanmıyor, “sıtratejik ortaklıklarından” söz ediliyor. Oysa Türkiye’ye, Türk toplumuna, Türk devletine zarar veren kim olursa olsun “düşmandır.” Düşman, emperyal çıkarlarını, terör örgütleri ve yerli işbirlikçilerle verdikleri zararlarla sağlarlar. Bu, nasıl görülmez?

Siyonizmi, masonizmi, Taliban’ı, El-Kaide’yi, El-Nusra’yı, İŞID’ı, İhvan-ı Müslüm’ü, PKK’yı, FETÖ’yü bilmeyen var mı? Tümünün arkasında da Amerika, İngiltere, Fıransa, Rusya, İsrail gibi ülkeler duruyor. Bu ülkeleri “dost” kabul etmek, aklı peynir ekmekle yemektir. Onlara inanarak, güvenerek yatırım yapmak, onların çıkarlarını düşünmektir. Onlar “benim ihtiyaçlarıma göre” değil, kendi çıkarlarına göre yatırım yaparlar. “Yola, köprüye, tünele, betona” para verirler, fabrikaya vermezler. Faizle, yardım(!) ettikleri ülkeleri serumla yaşamaya bağlarlar. O devletlere inanmak, güvenmek, emperyalizme teslim olmaktır, “emeği, yeraltı, yerüstü kaynaklarını sömürmeye izin vermek demektir. “Neyi alıp neyi satacağıma, kiminle alışveriş yapacağıma karar ver” demektir. “Güvenlik sistemimi, tüm sırlarımı, kozmik odayı öğren” demektir. “Yurt içinde ve dışındaki tüm bilgi toplayıcılarımı öldür” demektir.

Lozan görüşmelerinde en çetin mücadele “kapitülasyonların kaldırılmasında” yaşandı. Ne İngilizler, ne Fıransızlar bir adım geri adım atmak istemediler. Fakat Türk heyetinin inada varan direnci onların pes etmesiyle sonuçlandı. Yüzyıllardır Osmanlı’dan çaldıkları düzenin Mustafa Kemal Atatürk’le de sürmesini istediler. Bunlardan dost olur muydu, onlara inanılır, güvenilir miydi? Lozan’da onlardan söke söke aldıklarımızı, özelleştirme adı altında, birer birer geri verdik. Rekabet gücümüz yoktu. Cumhuriyetin değerlerini, fabrikalarını, şirketlerini, bankalarını sattık; Gümrük Birliği Antlaşması’yla onlara teslim olduk. Onlar kimdir: Yüzyıllardır, kapitülasyonlarla kanımızı, iliğimizi emen, sömüren düşmanlarımızdır. Onlardan nasıl “dost” olabilir, onların örgütlerine nasıl güvenilebilirdi? Şu anda sömürgeleri gibiyiz. Bağımsız, çıkarlarını koruyacak, ihtiyaçlarına göre karar alabilecek durumda değiliz. Yıllardır aynı bataklıkta debelenip duruyor, silkinip bir türlü kendimize gelemiyoruz.

Düşman emperyalizmin kendisi, kullandığı araç-gereçler, örgütleridir… Dil emperyalizmini göremeyenler, ekonomik emperyalizmin ayırtına varamayanlar, kültür emperyalizmine kulaklarını tıkayanlar Türk ulusunun varlık sorununu kavrayamayanlar, düşmanın ortaklarıdır.

Düşman, Kur’an kurslarını, İmam-Hatipleri, İlahiyat fakültelerini açarak halktan görünüp halkın emeğini, alın terini ve tüysüz yetimlerin haklarını yiyenlerdir.

Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalınız