Siyasetçilere takılıp kalır, onların dinlerseniz görüş farklılığı açısından artı (+) ve eksi (-) kutupları arasına büyük bir "ikilem" anaforuna düşer, apışıp kalırsınız.

Bunalırsınız.

Birinin "ak" dediğine diğeri "kara" dediği ortamda  elbette böyle bir durumu yaşar insan.

Hangisine inanabilirsiniz ki?..

Sadece siyasetçiler mi?

Eski deyimle "basın", zamane adıyla "medya"  da böyle bir şaşkınlık ikilemi içinde...

Mesleğin onurunu hiç düşünmeyenler var maalesef.

***

Siyasetçiler, ülkenin ekonomi alanında "büyüme-küçülme" kavramlarını tartışırken birbirlerine karşı kullandıkları dilin/söylemin kirliliğiyle kendi kimliklerini karaladıklarının farkında bile değiller.

Öte yandan demokrasi kültürü gelişmemiş kimi yurttaşlar da seçim zamanı kapıldıkları "particilik havası"nda  siyasal rekabeti horoz dövüşü sanıyorlar. 

Böyleleri senin horozun, benim horozum sahiplenmesiyle körü körüne siyasetçilik bahisi oynuyor.

Ülkenin geleceği ise hep unutuluyor.

Benim partim... 

"Benim partim" kör siyaset  anlayışıyla tökezleye-tökezleye bugünlere gelebildik.

Şimdi de aynı havalar yaşanıyor. Kimse de bu kısır döngülü oyunun bitmesini istemiyor.

Kimse seçimin önemini düşünmüyor. 

Var da, yok da benim partim!..

***

Böyle bir "particilik" anlayışı çoğunlukta olunca da sorunlar işte bu noktada başlıyor.

Demokrasi tarihimiz, kimi siyasetçilerin yanlış tutum ve düşünceleri yüzünden "partiler  mezarlı"ğı olmuş durumda...

Tabii ki, Türk demokrasi tarihinde kalıcı bir iz bırakamadan göçüp giden siyasetçilerle de...

Partiler, ilkbahar-sonbahar süreci gibi kalıyor siyaset sahnesinde...

Siyasetçiler de öyle...

İsterseniz, bir bakınız 1946'dan bugüne değin kurulan, kapanan/kapatılan siyasal partiler sayısına...

Bu kadar parti açılmış ve de kapanmış, bunlardan ön plana çıkmış, şaibesiz millet gönlünde taht kurmuş kaç siyasetçi var?

Şükürler olsun, siyaseti beceremiyoruz ama, ülkemiz düşe-kalka yine de büyüyor.