Benim ülkemde haksız yere kumpaslarla, baskınlarla, bilim ve düşünce insanları, amiraller, generaller, subaylar, gazeteciler tutuklandı. Kimileri de isnat edilen suçlardan ötürü “açığa alındı.” Hakaretler yağdırılarak, henüz ne olduğu anlaşılmadan “suçlandı”; itibarları, hizmet yılları, değerleri yerlerde süründürüldü.

Kimileri kanser oldu, tedavilerine izin verilmedi. Kimilerinin anne, baba ve kardeşleri öldü, cenazeye gönderilmediler. Kimileri dürüstlüklerinin zirvesinde onurlarına yediremedi, intihar ettiler. Tümü de insanlık dışı hareketlere uğradılar.

Kimileri de önyargılı oturdukları koltuklarında “peşinen suçlu gördükleri(!) insanları” dinlemediler. Oysa suç belgelenip sabit görülene kadar insanlar masumdur, suçsuzdur, günahsızdır. Bunu en iyi yargıçlar ve savcılar bilir. Mahkeme konuşma, haklıyı haksızı ayırt etme yeridir. Ama yargıçlar heyeti (!) konuşturmadılar bile.

Kimilerini “Karun kadar zengin” diye reklam ettiler, “Ergenekon’un kasası” dediler. Kanserden öldüğünde cebinde on beş kuruşu çıktı. Dindar ve kindar bu insanlarda(FETÖCÜ) “insani diyebileceğimiz” duygu ve düşünceden iz yoktu. Irakta “Müslüman’ın kafasını kesen IŞİDCİden farklı değillerdi.

“Ergenekon” dendi, “Balyoz” dendi, “Fuhuş, Casusluk” dendi, en akla hayale gelmeyecek suçlarla suçlandılar. En adi suçları işlemiş insanlardan “gizli tanık” yaptılar. Yargıya inancı, saygısını olan orduyu tutuklayarak paramparça ettiler. Savaş gemilerini komutansız bıraktılar. Orduyu çökerttiler. Amerika’nın “1 Mart Tezkeresinin” intikamı aldılar. Amerika FETÖCÜlerle bunu yaparken hükümet seyirci kaldı, işlerini kolaylaştırdı.

Tutuklanan bilim insanları, paşalar, gazeteciler, Tanrı’ya hesap verir gibi uğradıkları zulmü, haksızlığı, adaletsizliği, mahkemelerdeki suçlarının bilinmezliği ile yargılanmalarını kitaplarla yazmaya çalıştılar. Duygularını, düşüncelerini, FETÖCÜler tarafından suçlanmalarını, ahlaksızca yargılanmalarını, cezaevinin insanlık dışı koşullarını, Türkiye’ye kurulan kumpası, tüm ülkeye ve dünyaya anlattılar. Bu kumpasın gizli-saklı hiçbir tarafını bırakmadılar. Yaşanılan olayların tanıklığını yaparak geleceğe not düştüler. Hele Necip Haplemitoğlu’nun Köstebek’ i yazması ve “barış içerisinde” öldürülmesi “etkili ve yetkililerin” kulaklarını delmedi, gözlerini açmadı. İktidardan kimse inanmadı.

Herkes bu kumpası öğrendi, bildi, anladı. Bir tek hükümet, hükümetin başı öğrenip anlayamadı. 17-25 Aralık kumpası kendilerine yönelince işi anladılar, ama bir ders de almadılar. Hiçbir itirafta bulunmadan, hiçbir özeleştiri yapmadan “yanıldık, Allah’ım ve halkım affetsin” demekle yetindiler, işin içinden sıyrıldıklarını zannettiler. Eğer “ders alınmış olsaydı”, eğer özeleştiri yapılsaydı, eğer yakın tarih ve II. Mahmut’a direnenler öğrenilseydi, eğer Atatürk’ün tekke, tarikat ve zaviyeleri neden kapattığı anlaşılsaydı 15 Temmuz yaşanmazdı, 250 insanımız şehit olmazdı.

Ankara, İstanbul gibi metropollerle, kimi kentlerin seçilmiş belediye başkanları “metal yorgunluğu” gerekçesiyle görevden alındılar. Kimileri çocuklar gibi ağladı. Fakat hiçbirisi yargıya başvurarak hakkını aramadı. Öyle ya suçları ne idi? İtiraz etmedikleri, direnmedikleri gibi seslerini de çıkarmadan tıpış tıpış gittiler. Hiçbirisi hikayesini anlatmadı, hiçbirisi halka, aldıkları oyun hesabını vermedi. Niye seçildiler, niye görevden alındılar? Yorumların, tahminlerin dışında bilen var mı? Yolsuzluk mu? Zimmete para geçirme mi? Yoksa görevi kötüye kullanma mı? Yasaları mı çiğnediler? Hiçbir itiraf, hiçbir açıklama duyan, kafada uyanan soruların yanıtını bulan var mı? Doğru, dürüst, namuslu insanlar gerekli itiraflarla, geleceğe ışık tutacak açıklamaları yapmak, geleceğe tanıklık etmek zorundadırlar. Bugünün tarihi yazılırken kimin hatıralarına başvurulacak? Başbakanlar mı yazdı itiraflarını, içişler bakanları mı yazdı, cumhurbaşkanı mı yazdı? Kendinde hata görmeyen itiraf yazar mı?

Belediye başkanları seçilmiş olmalarına karşın neden görevden alındılar, şu on yedi yıllık sürecin yanlışlarından bir tane itiraf, özeleştiri duyan var mı?

Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalınız…