tonyahaber @ hotmail.com

Memleket nereye gidiyor?

Sorunun yanıtını herkes kendine göre verebilir.

Kimi güllük gülistanlık bir ülkede yaşadığını söyler; kimi ülkenin derin bir yıkıma doğru yol aldığını...

Nereden baktığınıza bağlı…

Nereden baktığınız da yeterli değil.

Nasıl baktığınız da önemli, ne amaçla baktığınızda…

***

Bir yıl oldu, koronavirüs salgını ile alt üst olduk. Bazen kapandık, bazen normale döndüğümüz söylendi. 65’liler kovid-19’un sorumlusuymuş gibi açık cezaevi koşullarına mahkum edildi. İkinci aşıları yapıldığı halde mahkumiyetleri sürüyor.

Düğünlere sınırlama getirildi, cenazelere 30 kişi sınırı konuldu. Kahvehaneler ve pek çok işyeri kapatıldı.

Öyle de, protokolün katıldığı cenazelerde virüs bulaşmıyor mu?...

Binlerce kişinin katıldığı kongrelerde de bulaşmıyor besbelli…

***

Ekonomide kriz yaşanıyor.

TÜİK ne derse desin, vatandaşın enflasyonu cep yakıyor.

Memura, emekliye Ocak ayında verilen maaş farkı çoktan eridi…

Paket üstüne paket açıklanıyor, ancak değişen bir şey yok.

***

Siyaset kazanı fokur fokur kaynıyor…

1990’lı yıllara mı dönüyoruz ne?

O dönemde beş milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılıp Meclis’ten yaka paça götürüldüklerini unutmadık.

Şimdi de Ömer Faruk Gergerlioğlu benzer durumla karşı karşıya…

Yoğun olarak yaşanan parti kapatmalar yeniden gündemin ön sıralarında yerini aldı.

Herhangi bir siyasi görüşteki partiyi ne kadar kapatırsanız kapatın, başa çıkamazsınız.

Milli Nizam Partisi’nin kapatılması ile başlayan süreçte kaç parti kapatıldı? Gelinen sonuç ne?

HEP, DEP, HADEP… ve daha niceleri kapatıldı. Yerlerine yenileri gelmedi mi?

Siyasi partileri kapatma, parti tabanının kendi içinde daha da kenetlemesine yol açar…

***

On yıla yakın süredir, bir “Andımız” tartışması ülke gündeminden düşmedi. Son Danıştay kararı konunun bir kez daha alevlenmesine neden oldu.

1933 yılında ilkokullarda okunmaya başlanan, Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip’in yazdığı “Andımız”ın amacı, o yıllarda yeni kurulan Cumhuriyetin yurttaşlarına ulusal bütünlük, ulusal bilinç vermeyi hedefliyordu. Zaman zaman yapılan değişikliklerle yaklaşık seksen yıl okundu.

Sonra, birileri çıktı, ülkedeki “Kürt sorunu”nun temel sorumlusu “andımız”mış gibi bu metni sorguladı. Okullarda okutulmasını yasakladı.

Eee!...

Andımız okunmayınca Kürt sorunu kalktı mı ortadan?

***

Konu, Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Arap… konusu değil.

Konu, Cumhuriyetle, Cumhuriyetin kazanımları ile hesaplaşmadır.

Başka örnek mi arıyorsunuz?

Danıştay, devlet madalyalarındaki Atatürk kabartmasını da kaldırdı…

Tebrikler!...

Atatürk’ün adının verildiği pek çok kurumun adı değiştirildi. En son, İstanbul’da yeni bir hava alanı yapıldı. Yeşilköy’deki Atatürk Hava Alanı sökülüp yenisine taşındı. Ama adını taşımadılar.

Sonra da Atatürk Hava Alanı’nın bir bölümüne sahra hastanesi yapıldı.

Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi (AKM) de operaya dönüştürülüyor, Atatürk adı kaldırılıyor.

Atatürk’ün adını, izini yavaş yavaş silme çabasıdır bunlar…

Yerseniz!...

Cumhuriyetin Milli Eğitim Müdürü(!), emir veriyor: İstiklal Marşını sesli okumayın. Banttan okunsun, siz içinizden eşlik edin…

Gerekçe, sesli okursanız virüs daha çok yayılır.

Belli ki müdürün maske ve mesafeden haberi yok!...

Müdürün İstiklal Marşının anlamından ve öneminden de haberi yok.

Bir zamanlar Konya’da, İstiklal Marşı okunurken oturanları da unutmadık…

***

Dincilerin linç girişimine karşı Marmara Üniversitesi’ndeki görevinden istifa ederek emekliye ayrılan İlahiyatçı Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Almanya’da bir üniversiteden davet aldı.

Prof. Öztürk giderayak sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şöyle dedi:

“Yerli ve milli tımarhanede herkese ruh sağlığı dilerim...”

1930’lu yıllar…

Almanya’da Hitler zulmünden kaçan üniversite öğretim üyeleri, Atatürk Cumhuriyetine sığınıyordu.

Dünya tersine mi dönüyor, ne dersiniz?...