Dünya Sağlık Örgütü, (DSÖ ya da World Health Organization) 7 Nisan 1948 tarihinde kuruldu.

Merkezi İsviçre’nin Cenevre şehridir.

Başkanı Etiyopyalı Tedros Adhanom Ghebreyesus’tur. Şu an görevde olan bu başkan aynı zamanda örgütün ilk Afrikalı başkanıdır.

Kurulduğundan şu ana kadar (1948-2020) bu örgütte sırasıyla Kanada, Brezilya, Danimarka, Japonya, Norveç, Güney Kore, İsveç, Hong Kong ve Etiyopya’dan başkanlar görev yapmıştır.

DSÖ'nün bütçesi 2 yıllık dönemler halinde belirleniyor. Her ülke DSÖ'ye bütçesine, nüfusuna göre katkıda bulunuyor; bu, üyelik ücreti olarak da adlandırılıyor. Üye ülkeler dışında Avrupa Komisyonu ve Bill Gates Vakfı da en fazla katkıda bulunan kuruluşlar olarak öne çıkıyor.

Türkiye, bu örgüte 1949 yılında üye oldu.

Kuruluşundan hemen sonra bu örgüte üye olmasına rağmen Türkiye’nin örgütte esamesi bile okunmuyor.

DSÖ’nün üç ana çalışma alanı şunlardır:

1-Her ülkede tüm vatandaşları kapsayacak genel sağlık sigortası için çalışmalar yapmak.

2-Acil durumlarda önleyici politikalarla hemen harekete geçmek.

3-Herkes için sağlıklı yaşam konusunda bilinçlendirme çalışmaları yürütmek.

Görevlerinden bazıları da şunlardır:

-Epidemik, pandemik vb. hastalıkların ortadan kaldırılması yolundaki çalışmaları teşvik etmek ve geliştirmek.

-Ruh sağlığı alanında özellikle insanlar arasında uyumlu ilişkilerin kurulmasına ilişkin her türlü faaliyetleri kolaylaştırmak.

-Sağlık alanında her türlü bilgi sağlamak, tavsiyelerde bulunmak ve yardımlar yapmak.

-Sağlık bakımından aydınlatılmış bir kamuoyu oluşumuna yardım etmek.

Örgüt, çiçek hastalığı ve çocuk felcine karşı küresel mücadeleye öncülük etti. Bunun yanı sıra Ebola ve Zika virüsüne karşı da uluslararası sağlık çalışmalarını koordine etti.

Ancak Ebola virüsü, sars, mers, deli dana, domuz gribi, kuş gribi ve şu anda dünyayı kasıp kavuran koronavirüs salgını ile mücadelede sınıfta kaldı.

Gelelim, DSÖ’nün koronavirüs ile mücadelesindeki son durumuna.

Önce bunun bir salgın olmadığı söylendi.

Ardından COVİD 19 sebebiyle pandemi ilan edildi.

Çin’in salgındaki rolü gizlendi.

Ülkelere defalarca sınırlarınızı kapatmayın çağrısı yapıldı.

Önce virüsün insandan insana bulaşmadığı iddia edildi.

Daha sonra bu söylemden çark edildi.

Önce maske takmanıza gerek yok denildi.

Daha sonra maske takın tavsiyesi getirildi.

Şimdi de asemptomatik (taşıyıcı) vakalarda bulaşma oranı az deniliyor.

Yine şimdi de sonbaharda ikinci bir pandemi dalgasının gelebileceğinden bahsediliyor.

32 ülkeden 239 bilim insanı DSÖ'ye yazdıkları açık mektupta, korona virüsün havada küçük parçacıklar halinde insanlara bulaştığına dair kanıt olduğunu belirtti ve Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) salgınla ilgili tavsiyelerini gözden geçirme çağrısında bulundu.

New York Times’ın haberine göre Dünya Sağlık Örgütü ise virüsün havadan bulaştığına dair kanıtın inandırıcı olmadığını belirtiyor.

Son durum ABD, Dünya Sağlık Örgütünden ayrılarak desteğini çektiğini açıkladı. Bu örgüte de en büyük parasal yardımı da ABD’nin yaptığını unutmayalım.

Ne kadar ekmek, o kadar köfte misali…

Covid-19’un aşısı bulundu mu? Yok.

Covid-19’un ilacı bulundu mu? Yok.

Şimdi dünya çapında insan sağlığının en üst çatısını oluşturan bu örgütün ne kadar inandırıcı olup olmadığına kararı sizler verin bizahmet!