Pek çok din adamı radyolarda, televizyonlarda, özellikle ramazanda, hikaye, masal, gerçek dışı olayları “din” diye anlatarak insanları uyuşturuyor ve uyutuyor. Yüz binlerce lirayı, “ne verdim de alıyorum” demeden, cebe indiriyor, debdebe ve şaşaa içinde son derece “vicdanlı(!)” ve “ünlü” bir biçimde yaşıyor. Memleketim insanı onları “keramet” derecesine çıkarıyor. Dinle uğraştığını söyleyenler de, “canım insanımı ahrete hazırlarken, bu dünyayı kendilerine ayırıyorlar.”

Sayıları parmakla gösterilecek kimi “hocalar” da bilim insanı gibi, Tanrı’yı ve dini düşünerek, dünyayı, siyasileri hesaba katmadan “salt gerçeği dillendirmek” amacıyla, kişiliğinden, inancından ödün vermeden, yalakalığa sapmadan, yalan konuşmadan eserlerini veriyor, konuşmalarını yapıyor, ama sürüm sürüm süründürülüyorlar.

Bu ender “din adamlarından biri” şöyle diyor: “Türkiye’de 85 bin cami, 850 İmam-Hatip Lisesi ve bu okullarda okuyan en az bir milyon öğrenci var. 86 İlahiyat ve İslami Bilimler Fakültesi, bunlara ek olarak yüzlerce tarikat, cemaat, vakıf ve dernek okulları, kursları insanların eğitim, öğretim ve yetişmeleri için uğraşıyor. Yüzlerce radyo, televizyon ve İslami neşriyat kaynak yaratıyor. Kur’an, insanları ıslah etmek için geldi. Allah, ‘siz İslam’ı anlatın, her şey düzelir’ diyor.”

“Bunca okullar, ilahiyat ve İslami Bilimler fakülteleri, dernek, cemaat ve vakıf kuruluşları İslam’ı anlatıp amaçlarına ulaşabildiler mi? (İnsanları istedikleri gibi yetiştirebildiler mi?) Son on yılda suç oranı % 434 yükseldi. Uyuşturucu bağımlılığı % 678 arttı, ilkokullara kadar indi. Fuhuş korkunç bir çoğalışla son on yılda % 734 rakamına ulaştı. Bu yüzdeler, rakamlar devletin ilgili kurum ve kuruluşlarından alınmadır.”

Gerçeği, doğruyu söyleyen, anlatan din adamlarına, korkudan radyo ve televizyon kanallarında yer verilmiyor, onlarla program yapılmıyor. Bu yetmiyormuş gibi “icat ettikleri” suçlarla “dine ve kutsal değerlere hakaretten, halkın inançlarına saygısızlıktan ötürü” dava açarak, yer değiştirerek, sürerek sindirmeye çalışıyorlar. İktidar, “tüm memurlar benim isteklerime göre hareket etsin, konuşsun, en çok da din adamları…” ve onları da ideolojisine göre kullanıyor. Oysa doğruluğu, dürüstlüğü, namusluluğu, ahlakiliği gerçekçi, kişilikli, sağlam duruşlu din adamlarından ve bilim insanlarından öykünerek öğreneceğiz. Hayatımızı zenginleştirerek derinleştirecek olan bu insanlardır. Hokus pokus, masal, hikaye anlatan hocalardan(!) bu milletin öğreneceği bir şey yoktur.

Gerçeği arayan ve gerçekle yoğrulan kimi papazlar, rahipler Ortaçağ’ın karanlık duvarlarını yıktılar, aklın ve bilimin aydınlığının yayılmasına katkı verdiler, teknolojinin, sanayinin gelişmesini, sağladılar, çağdaş düşünceyi bize kazandırdılar. Bizim hocalar da vip cenaze, vip hac, vip umre törenleriyle birlikte her işle uğraşıyor, ama düşünceyle, bilimle uğraşmaya vakit bulamıyor, bugüne, yarına hiçbir katkıları olamıyor. Ortaçağ’daki diğer papalar, papazlar gibi siyasetçilerin yanında makam-mevki, servet peşinde koşuyorlar, dünyalıklarını yapıyor, “gerçek” karşısında susuyor, duymuyor, kör oluyorlar. Kimilerinin hakkını yemeyelim: “Altı yaşındaki kız çocuğuna nikah kıyılır” fetvasını tüm insanlığa veriyorlar.

Atatürk tekke, tarikat ve zaviyeleri kapatarak “dini tacirlerin” elinden almış, bilenlere teslim etmişti. Tacirler “düşünceyi, bilim yolunu” değil, kolay olanı seçmiş, Atatürk’e düşman olmuş, o gün bugündür de, cumhuriyete, laikliğe saldırıları bitmiyor.

Değerli bilim insanı İlber Ortaylı Cumhuriyet sürecinde yaşanılanları tarihe veciz bir biçimde not düştü: “Herkes Kur’an’ı Türkçe okusa, din adamları villada oturamaz, lüks makam araçlarına binemez, şeyh-tarikat da kalmaz. Arapça da ısrar bu yüzden…”

Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalın…