- Şemsettin GÜNAY’A-

Türk Dil Kurumunu suçlamak, aşağılamak ve başarısız göstermek için hangi geri zekalı söyledi “uydurukça” yı bilmiyorum, ama “uydurmak” da sözcük yapımında, “birleştirme ve türemenin yanında” kullanılan bir yöntemdir. (Bileşik sözcük: İki ya da daha çok sözcüğün birleşmesinden oluşan yeni sözcük-sivrisinek; türemiş sözcük: kök ya da gövdeye yeni ekler getirilerek yeni anlam kazandırılmış sözcük-tapınak, göz-lük-çü. Kök halindeki kimi tek heceli sözcükler tamamen uydurmadır, yapılışlarının nedenleri, niçinleri belli değildir: Taş, baş…)

 Türkçenin bilim ve teknolojik gelişmelere ayak uydurmasını, başka dil ve kültürler yanında gelişmesini, yabancı dillerin boyunduruğundan kurtulmasını, “dil ve kültür emperyalizminin” “normalmiş gibi” görülmesini isteyenler Türk Dil Kurumu’nun çalışmalarını beğenmiyor ve “uydurukça kelimelerle dili zorluyor, dili doğal akağından saptırıyorlar” diye itiraz ediyorlar.

 Dil sosyal ve toplumsal bir olaydır. Kendine özgü kuralları ve yasaları vardır. Dil, bu kuralların ve yasaların içerisinde su gibi akar gider. Ancak dilin kullanımı bireyseldir. Türkçe kuralların dışına çıkıldığında “konuşma ve yazı dili” sırıtır, çirkinleşir. Dili kullanan herkes bir biçimde bu kuralları öğrenmek ve onlara uymak “zorundadır.” Hiç kimse, hiç kimseye “şu sözcükleri kullanacaksın, ya da kullanmayacaksın” deme ve dayatma hakkına sahip değildir. Ama “ihtilal, darbe” hükümetleri listeler yayımlar, “Öz Türkçe” sözcükleri yasaklar, Arapça, Farsça, Latince, İngilizce kökenli Türkçeleşmiş sözcükleri kullanmayı dayatırlardı: “Medeniyet varken uygarlık, misal varken örnek diyemezsin, yazamazsın” derlerdi. Kimi insanlar da “iyi günlerin” yerine “hayırlı günleri” dayatıyorlar. Zannediyorlar ki, “iyi günler” yerine “hayırlı günleri” söylemekle dinsel bir görevi yerine getiriyorlar.”

 Sözlükte “zorlama: Zorlamak işi. / Zorlamak: Bir şeyi yaptırmak amacıyla güç kullanmak, boyun eğdirmeye çalışmak, mecbur etmek. / Açılması, kırılması, sökülmesi gereken şeyler için güç kullanmak. / Üstelemek, ısrar etmek… / İçten gelmeden, kendiliğinden olmadan yapmak…” anlamlarına gelmektedir.

 “Dilde zorlama olmaz” sözü, dil amaçlı bir yargıdan çok “siyasi içerikli bir söylemdir.” Çünkü gözlemlediğim kadarıyla Türk Dil Kurumu’nun çalışmalarını “istemeyen, ürünlerini reddeden” insanlar, aynı zamanda T.C Devletine, Atatürk’e, ilke ve devrimlerine, akla, bilime, uygarlığa, ilerlemeye, gelişmeye de karşı olan insanlardır ki, onlara söyleyecek hiçbir sözüm yoktur. Çünkü onlar “bağımsızlığa, özgürlüğe” de karşıdırlar, haktan, hukuktan yana değildirler, bilerek ya da bilmeyerek “emperyalizmle aynı saflarda” yer alırlar. Türkçenin bağımsızlığı ile ulusun bağımsızlığının bir olduğunu göremezler, çukurun içindedirler. Yabancı dillerden giren sözcüklere müdahale edilmesini istemezler, “dilde zorlama oluyor” derler.

 İngilizler işgal ettikleri ülkelere ilkin “İngilizceyi ve İngiliz kültürünü” götürmüşler, işbirlikçileri ile dili ve kültürü halka indirgeyip dayatmışlardır. Ruslar “Demir Perde ülkelerine Rusça öğrenmeyi zorunlu kılmışlardır. “Emperyalizm öncelikle beyinleri ele geçirir.”

 Bir soruşturulsa “Türkçe mi Arapça mı” diye, yüzde kaç Türkçe, yüzde kaç Arapça çıkar dersiniz?

 “Dilde zorlama olmaz” sözünün, “bilimde, teknolojide, eğitimde, öğretimde, sanatta, kültürde, hukukta, fizikte, kimyada, mühendislikte, mimarlıkta, hafızlıkta…zorlama olmaz” sözüyle bir farkı olmadığı kanısındayım. “Zorlama” yı “üstelemek, ısrar etmek, içten gelmeden, kendiliğinden olmadan yapmak” anlamlarında almak gerekir. Eğitim, öğretim, öğrenme… her beyinsel ve mesleksel yetişme “bir disiplin”, bir kural işidir. Zorlamadan, o disipline girmeden olmaz. İstesek de, istemesek de, canımız çekse de çekmese de o disipline, o kurallara uymak zorundayız. Okurken, kaçımızın kafasından okulu bırakmak ve çekip gitmek geçmemiştir? Ama okumak “zorundaydık.” Kaç hafız zorlanmadan o koca Kitabı ezberleyebilmiştir? Arapça, Farsça, Latince, İngilizce, Fıransızca… sözcükler kendiliğinden

mi Türkçeye giriyor ve öğreniliyor? Türkçe karşılıkları olmalarına karşın gazetelerde, radyolarda, televizyonlarda yabancı sözcükleri kullanmak “Müslüman mahallesinde” bilerek, isteyerek “salyangoz satmak demek değil midir?” Osmanlı “kevniyyat” derken, “kozmoloji”ye geçti. Türk Dil Kurumu “kozmos’ a evren”, “kozmolojiye de evrenbilim” dedi de kötü mü oldu? “Etimoloji” ye “kökenbilim” dedi de dili mi zorladı? Kevniyyatı, kozmolojiyi, etimolojiyi… nasıl öğrenmişsek, evrenbilimi de, kökenbilimi de öğreneceğiz. Bu çalışmaların neresinde reddedilecek, bilim dışı kabul edilecek, aşağılanacak bir taraf vardır? Bugün dilin gelişmesine karşı çıkanlar da dahil herkes İtalyanca “(i)skonto” sözcüğünü mü kullanıyor, yoksa Öz Türkçe dedikleri “indirim” sözcüğünü mü kullanıyorlar? Arapça “izafiye”, Fıransızca “rölativizm” i kullanmak mı Türkçeden yana olmaktır, yoksa Türk Dil Kurumunun türettiği “bağıntıcılık, görecelik” sözcüklerini kullanmak mı Türkçeden yana olmaktır? Gelir getiren, kar sağlayan işlere “rantabl” demek mi Türkçedir, “verimli” demek mi Türkçedir? “Egzersiz” mi diyelim, “alıştırma” mı, “müstahsil” mi yazalım, “üretici, yetiştirici” mi, yoksa “tüketici”ye “uydurukça” deyip “müstehlik”i mi kullanalım? “Tedai” ye “çağrışım”, “konsensüs” e “uzlaşı, uzlaşma”, “ekoloji” ye “çevrebilimi” dersek ağızımız mı eğrilir?

 Zorlama olmadan eğitim olmaz, öğretim olmaz, disiplin de olmaz.

 Sözüm Türkçeden, bağımsızlıktan, özgürlükten, akıldan, bilimden, uygarlıktan yana olan, emperyalizmin her türüne direnen herkesedir: Değişimi, gelişimi ve Türk Dil Kurumunun başarılarını açık seçik görebilmek için lütfen Ferit Devellioğlu’nun Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Lugat’ına, Türk Dil Kurumu’nun Türkçe Sözlük’üne, Ali Püsküllüoğlu’nun Öz Türkçe Sözlük’üne bir göz atınız, inceleyiniz. Tüm engellemelere karşın Türkçe nereden nereye gelebilmiştir? Ve Türk Dil Kurumu olmasaydı on binlerce sözcüğü Türkçe kazanabilir miydi? Her fırsatta TDK’na karşı çıkanların, TDK’nu suçlayanların nasıl da “pırıl pırıl bir Türkçe kullandıklarının” ayırtındayız. Dil sosyal ve kültürel bir olaydır; toplumun tüm bireylerini etkiler. Kimse bu etkinin, değişimin ve gelişimin dışında kalamaz. Her insanın dille doğal bir bağı vardır ve mutlaka dilin her değişiminden ve gelişiminden etkilenir.

 Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalın…