Türkiye’nin etkin bir deprem kuşağı üzerinde olduğunu bilmeyen var mıdır? Japonya, Yunanistan, İtalya, İspanya, Meksika, Amerika aynı kuşak içerisindedir. Kırıklar-faylar parçalanıp son şeklini alana kadar bu depremler olmaya, yaşanmaya devam edecektir.

Depremlerin nedeni ahlaki ya da dinsel kuralların çiğnenmesi değildir. Depremler, insanların içki içtiği, zina, ahlaksızlık, kötülük yaptığı yerlerde olduğu gibi, insanların yaşamadığı, içkinin, zinanın, ahlaksızlığın ve kötülüğü olmadığı çöllerde, denizlerde, okyanuslarda da olabilmektedir. Yani zina, ahlaksızlık, kötülük ve içki depremin sebebi; oluşu da Tanrı’nın bir “gazabı” değildir. Deprem yer kırıklıklarının bulunduğu her yerde olabilir. Bunun için: İnşaatlar yer kırıklarının bulunduğu, zeminin çürük, bataklık, dere yatağı olduğu yerlere yapılmamalıdır.

Buna karşın “kırıklar-faylar üzerinde yaşama, bina yapma zorunluğu” doğuyorsa o zaman “depreme göre, depreme uygun, depreme dayanıklı binalar yapmak” gerekir. Eğer bina yapılırken deprem göz önüne alınmıyor ve buna etkililer, yetkililer engel olmuyorsa depremler-ölümler, “ortak cinayete” dönüşür. Yasa koyucudan, denetçiden başlayarak müteahhide kadar herkes deprem ölümlerinde “azmettiriciler” zincirinin halkaları olurlar.

Japonya depremin en çok görüldüğü ülkedir. Japonlar depremle değil, deprem sonrası çıkan yangınlardan, oluşan su ve deniz-tusunami-basmalarından ölmektedir. Japonya’da artık binalar “depremde yıkılmıyor.” Dünya, depreme yenilmeyen yapı tekniklerini Japonya’dan öğrendi. Yerin yapısına ve en şiddetli depremlere göre üretilen binalar nerdeyse depremlerde ölüm oranlarını sıfıra(0)kadar indirdi. Bilime göre değil de safsatalara göre üretilen binalar “kumdan heykeller gibi” kısa bir sallantıda “enkaza” dönüşüyor.

Ülkemde bir sürü deprem oldu, oluyor, olacak da. Bu depremlere “kader, Allah’ın gazabı, Allah verdi” demek, zinayı, içkiyi, ahlaksızlıkları, kötülükleri sebep göstermek, depremlerin gerçek nedenlerini “örtmek, gizlemek”, sorumluları “koruyup saklamak” demektir. Hiçbir binayı Allah yapmadı. Tüm binaları yapanlar insanlar-müteahhitlerdir. Sorumlular teknik elemanlarla onlardır. Hiç kimse “müteahhidi kurtarmak” için “Allah’ı işe karıştırmasın”.

Depremden sonra uzmanlar konuşuyor ve diyorlar ki, “deprem öldürmez, bina öldürür.” Hangi bina öldürür ve katil olur? Bu soru sorulmasın, cevabı alınmasın mı? Her depremde onlarca, yüzlerce, binlerce, on binlerce hırsızlığa uğramış bina yıkılmakta; binlerce, hatta yüz binlerce (Çin) insanın ölümüne neden olabilmektedir. Bunun yanında sayısız bina da ayakta kalmakta, insanların canını kurtarmaktadır. “Bu bir imtihandır” dendiğinde “ölen mi sınavı kazanıyor, hayatta kalan mı?” Ezbere konuşulup kafalar çıkar için karıştırılmasın. Bir şey bilen varsa, “depreme dayanıklı bina yapsın, tıpkı o yıkılmayan binalar gibi.”

Yaklaşık yirmi bin kişini canının kaybettiği bir deprem yaşandı bu ülkede. Yirmi yıl içerisinde başka canların gitmesine Van, Elazığ depremleri neden oldu… Siyasiler bu millete söz verdiler. “Siz deprem vergilerini ödeyiniz, biz, çürük, depreme dayanıksız binaları yıkıp yerine sağlam, can güvenliğinizi tehlikeye sokmayacak binaları yapacağız” dediler.

Hala deprem vergisi ödeniyor ve toplanan paralar yola, köprüye, tünele harcanıp dayanıklı binalar üretilmiyor. Ama ne deniyor, “zina çoğaldığı, içki içenler ve ahlaksızlar arttığı için deprem oluyor”. Bunu demektir: “Ben deprem sorununu çözmek istemiyorum” demektir. “Hırsızları, demiri, çimentoyu, işçiliği çalanları”, / binaları “çürük, bozuk, bataklık zeminlere, dere yataklarına kuranları, iki-üç kat yerine sekiz-on kat yapanları, / kolonları, kirişleri kesip alan genişletenleri, / bilime ve yapı tekniklerine göre inşaat yapmayanları koruyarak sorumlu tutmak istemiyorum” demektir. / Yasalara uygun olmayan binalara “barış affı” getirerek “alınan üç-beş kuruşla” binaları mezara dönüştüren kafalara hesap sormamak demektir.

Bunların yaşandığı ülkelerde deprem “nitelikli ya da kasten insan öldürmeye teşebbüs veya taammüden insan öldürmedir.” Enkazın-molozların altından saatler sonra birkaç insanın çıkarılması “mucize” değil “cinayetin eksik kalan tarafı, adaletsizliğidir.”

Binalar sağlam yapılırsa “pusu kuran hiçbir deprem insanı öldüremez; insanların da burnu kanamaz. Düşünün “aynı şiddette bir deprem pek çok ülkede iki-üç kişi öldürürken bizde yüz on beş kişiyi” öldürüyor.

Ölümler Allah’tan ya da içkiden, zinadan, kötülüklerden değildir. Depremde ölümler, sorumluların görevlerini kötüye kullanmalarından, deprem koşullarını yerine getirmeyişlerinden, müteahhidin demirden, çimentodan, işçilikten çalmasından, susuz kalan betonun yanmasından doğan ortak cinayet nedenleridir.

Aradan 21 yıl geçtiği halde kentsel dönüşümler tamamlanmadı. Toplanan paraların ne olduğu bilinmiyor. Kimse sorumluluklarını yerine getirmiyor, kaçıyor, hesap sorulmuyor.

Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalınız…