Deprem olgusu her haliyle korkutucu, ürkütücü. Her gün bir başka yerden deprem haberi geliyor. Beşik gibi sallanıyoruz. Ülkemizin bir deprem kuşağı içinde olduğu görülüyor. Her sarsıntı geride onmaz acılar, yıkımlar bırakıyor. Ülkemizdeki büyük depremleri incelediğimizde bu acı gerçek, bütün çıplaklığıyla ortaya çıkıyor.

Durum bu olunca “ülkemizin İnşaat Mühendisliği. Fakülteleri ne iş yapıyorlar acaba” diye bir soru takılıyor insanın aklına. Tv ekranlarında izliyoruz; gelişmişliğiyle büyük ülkelerde çok daha şiddetli depremler oluyor, ama bizdeki gibi hasar olmuyor, can kaybı meydana gelmiyor. Bu ülkelerin kullandığı yapı tekniğini biz neden kullanmıyoruz?.

Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Bölgesel Deprem-Tsunami İzleme ve Değerlendirme Merkezi,  verilerine göre Zonguldak merkez ve ilçelerini etkilemiş olan  depremleri şöyle sıralayabiliriz:

TARİH  

Saat     

YER                                                                                                             

 

20.6.1943

17:32

Hendek (ADAPAZARI) 

 

6.6

        336

   2240

27.11.1943

00:20

Ladik  (SAMSUN) 

 

7.2

     4.000          

40.000

1.2.1944

05:22

Gerede-Çerkeş (BOLU) 

 

7.2

     3.959

20.865

7.9.1953

05:58

Kurşunlu (ÇANKIRI) 

 

6.0

            2

      230

3.9.1968

10:19

Bartın (ZONGULDAK) 

 

6.5

         29

  2.478

17.8.1999

03:01

Gölcük (KOCAELİ) 

 

7.4

  17.480

73.342

12.11.1999

18:57

DÜZCE 

 

7.5

       763

35.519

6.6.2000

05:41

Orta (ÇANKIRI) 

 

6.1

           1

  1.766

* ****

Annem, bunlardan birini şöyle anlatmıştı: Birbuçuk-iki yaşlarında falandın sen. Üst katta uyuyordun. Sabah namazı sıralarında bir deprem başladı ki sorma. Merdivenleri çıkamıyordum sarsıntıdan. İki kere geri yuvarlandım. Güç bela çıkabildim. Seni kucakladığım gibi merdivenleri tuta tuta aşağı inebildim ve sokağa çıkabildim. Bir hafta kadar sokaklarda kaldık.

Bu deprem, büyük olasılıkla 3.959 kişinin öldüğü 7.2 şiddetindeki Gerede-Çerkeş depremi olmalı. Çünkü Kandilli Rasathanesi kayıtlarında yukarıdakilerden başka deprem kaydı bulunmuyor.

1968-Bartın depreminde Ankara’da bulunuyorduk. Ancak Çaycuma’ya geldiğimde Yeni Cami minaresinin sağa-sola büyük ölçüde sallandığı/yattığı anlatılmıştı. Kimi insanların bu sarsılmayı görünce ellerini gökyüzüne açıp, şimdiki Belediye binası önünde, minareye bakarak yüksek sesle dua ettiğini de  öğrenmiştim. Demek ki o derece etkilemişti/ korkutmuştu insanları..

17.480 kişinin can verdiği 1999 Gölcük (7.8) ve 765 kişinin yaşamını yitirdiği Düzce (7.5) depremlerini de Zonguldak’ta yaşamıştım. Büyük sarsıntılardı..

*****

Okuduklarımızdan, Tv programlarından ve dinlediklerimizden anlıyoruz ki, deprem bir doğa olayıdır. Bilim adamları, depremin nedenlerini, fayların istikametlerini çoktan saptamış, haritalarını çizmiş, gerekli raporları hazırlamıştır. Bizim birinci işimiz, yurttaşlarımızı bilimsel düşünceler doğrultusunda eğitmek, buna uygun inşaat tekniği geliştirmek ve bundan asla ödün vermemektir.

  Depremlerin dağılım ve şiddetinin fay hatlarına bağlı olduğu konusunda bilim dünyası kesin kurallarını koymalıdır. Yoksa birtakım şıhlar, şeyhler çıkar, “deprem duası, deprem muskası” gibi şarlatanlıkları devletin gözü önünde yapar. Depremlerin doğasal olaylar sonucu değil, insanların işlediği günahlara göre oluştuğu  safsatasını ortaya atar.

*****

Çok geçmişte meydana gelen büyük depremlerden sonra Hristiyan  dünyasında şöyle yorumlar yapılmış:

İmparator I. Justinianos İstanbul’daki depremin nedenini eşcinselliğe bağlar. 557’deki İstanbul depremi sonrası Kilise, depremin günahkarların günahlarını cezalandırmak içinmeydana geldiğini ileri sürer.

İstanbul’da 1063 yılında olan deprem, Psellos’a göre ilahi bir cezadır. Psellos şöyle der: Tanrı öfkesini dolaylı yolla, doğadaki kaosla göstermek istedi."

Antakya’da 1053 yılında olan büyük depremin nedenini Tarihçi Mateos İncil’in yakılmasına bağlamıştı. Mateos Antakyalıların başına gelen bu felaketin sebebini şöyle ifade etmiştir: Antakya halkı, türlü türlü günahlarından dolayı adil hâkim olan Allah’ın bu cezasına çarptırılmıştır."

1750’deki Londra depremini Londra Piskoposu günahkar insanlar üzerine inen takdiri ilahidiye açıklar.

1 Kasım 1755’te Lizbon’da 60-100 bin kişinin öldüğü bir deprem olur. Katolik mezhebinin önemli bir merkezi olan Lizbon’daki bu depremi, Cizvit tarikatına mensup dindar bir Portekizli,Lizbon’daki ahlâk bozulmasına Tanrı’nın gönderdiği bir ceza olarak" olarak yorumlar. (Taylan Kara’dan alıntı)

*****

Bilimsel düşüncenin ve tekniğin gelişmediği geçmiş zamanda hristiyan din adamları böyle der de bizimkiler durur mu? İşte yakın zamanda sosyal medyada izlediğim bir video görüntüsünün özeti: “Spil dağının üzerinden Manisa üzerine siyah bir bulut halinde çöktü. Allah beni görevlendirdi. Ben de “Gelmesin” dedim. İkinci defa gene hücum etti. Ben yine “Gelmesini” istemedim. Bulut yine geri gitti. Deprem üçüncü defa yine bulut halinde Manisa’ya hücum etti. Ben yine rabbimden gitmesini, Manisalılar’ın evlerinin yıkılmamasını istedim. Allah bunu kabul etti”.

Çok eskiden “Dünyanın öküzün boynuzları arasında durduğu, öküz başını salladığında deprem olduğu” inancı vardı. 1964’te bir gazete haberi: İnsanoğlu bütün gücüyle Ay’a gitmeğe hazırlanıyor. Ama bizim bir imam efendi “Ay’a gidemezler Ay kırılır” diyor.

            Bilimi, bilgiyi, teknik gelişimi reddederek yapılan bu yorumlar elbette gerçek dışıdır. Çünkü,  geriliğin, gericiliğin zamanı zemini olmaz. Bin yıl geçse de aynı mantık değişmez. Dünyanın farklı ülkelerinde, farklı kültürlerde dahi yobazlık birbirinin kopyası gibidir.

Yobazlık deprem gibi bir doğa olayı karşısında dahi insanları dinsel duygularıyle, inançlarıyle karşı karşıya getirebilmektedir. Bu ayrışma din üzerinden değil, yobazlık anlayışı iledir. Yobaz zihniyete hiçbir şey yapılamaz,iletişim ve diyalog kurulamaz. Bu kafalara hoşgörü göstermek ise bir toplumsal yıkıma ortak olma sonucunu doğurur. Mücadele edilmezse eğer; “Gavur İzmir”, “Günahkar zinacılar”, “7.4 yetmedi mi?” diyebilen gerici kafalar, “Allah ile konuştuğunu söyleyen şeyhler”, deprem duası, deprem muskası yazan din bezirganları çıkar.

*****

                Çağdaş dünyada yaşama ölçeği bilimsel düşünceye dayanır. Orada safsatalar, hurafeler, dinsel kurmacalar yoktur. Büyük Atatürk 10. Yıl Söylevinde: “Türk ulusunun elinde ve kafasında tuttuğu meşale müsbet ilimdir” demiştir. Bizim fakültenin ön cephesinde ise : “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” yazılmış daha 1925 yılında.  Büyük önder ulusuna en doğru, en gerçek yolu göstermiş on yıllar öncesinden. Biz ne yapmışız bunca zamandır?