Günümüzde de çıkıyor ama, 1950'li yıllarda Osman Nebioğlu merhumun yayımladığı "Bütün Dünya" dergisinde "Biz bize benzeriz" diye bir köşe  vardı. Derginin çoğu sayfaları, ABD dergilerinden tercüme edilmiş yazılarla  doldurulurdu. Bir sayfasında da ülkemizde yaşanan ilginç olaylara yer verilirdi. İnsanımızın başından geçen/yaşadığı ilginç olaylar... Sanki başka ülke insanlarının başından böyle olaylar geçmiyor, yaşanmıyormuş gibi sayfanın adına "Biz bize benzeriz" vermişlerdi.

        Sayfada okurlardan gelen yaşanmış olaylar kısa kısa anekdotlar şeklinde yer alırdı.

        Diğer tercüme yazılar kadar, bu sayfadaki ilginç küçük notları severek okurdum. 

        Biz nasıl oluyorduk da; bize/kendimize benziyorduk?

        Kafamda çengelli bir soruydu... Her ay yeni derginin gelmesini beklerdi benim gibi çoğu okur. Nereden mi biliyorum. Dergi çok satıyordu da ondan.

        Bu tür yaşanmış ilginç olaylar;  bugünkü gazetelerde/dergilerde de yazılsa yine okurum.

        Çok isterdim, örneğin ülkemiz demokrasisi  konusunda yaşanan olaylar da yazılsa... Keşke zamanım olsaydı; böyle olayları derler, bir kitap yapmayı çok isterdim.

        Bana kalırsa demokrasimizin bugün geldiği noktaya değin geçen süreçte yaşanan trajikomik olaylar yazılmalı... Böyle bir kitap okunduğunda hem demokrasinin ne olup olmadığı konusunda okuyan bilgi sahibi olur; hem de demokrasi meyvemizin niçin bir türlü olgunlaşmadığı da anlaşılır kolayca.

                                                                      ***

        Demokrasimizin geçen bunca zamana karşın olgunlaşıp tadılacak/yaşanılacak kıvama/tada  ulaştığını kim söyleyebilir?

        Demini almamış çay gibi bir durum var ortada... Demini almamış demokrasiyi, kimilerine fincanda, kimilerine incebel bardakta, isteyenin zevkine zibilli/gazelli servis edip duruyoruz yıllardır.

        Demokrasi konusunda ortak bir görüş/düşünce ortamı yaratıp bunu toplumsallaştıramadığımızın bile farkında değiliz bugün...

        Hani, halk ağzında "yuvarlanıp gidiyoruz" derler ya; tıpkı demokratik yaşamımız da öyle.

        Demokrasiyi tüm kurumlarıyla yaşanılan bir ortamı bilerek/isteyerek bu ülkede yaratmıyor, ülkeseverliği bir kenarda unutup partisel/kişisel çıkarları ön plana koyup demokrasicilik oynamıyor muyuz?

        Bu noktada oluşturduğumuz manzara;  "Biz bize benzeriz"lik değil de ne?

        Böyle bir ortamda ülkeseverliği de, demokrasiyi sahiplenmeyi de, diğer ulusal/milli değerlendirmeleri de hep "Biz bize benzeriz" yerelleştirme gayretiyle acayip bir ortama çekiyor, olaylara göre kendimize demokrasi kuralı icat ediyor, aklımızla demokrasicilik oyunu oynayıp duruyoruz.

        Var mı itirazı olan?