Değerli, kaliteli, nitelikli, düşünen ve sorgulayan insan adalete inanır, güvenir. Adaletin kestiği parmağın acımadığını bilir. Adaletin olmadığı bir dünyadaki “iğrençlikleri, çirkinlikleri, çirkeflikleri” görür. Haklıların gücüne boyun eğer, güçlülerin haklılığına asla katlanamaz. Bu yüzden çok büyük acı çeker, isyan eder. Hele siyasetle ve talimatla hareket eden yargıçları, mahkemeleri içine sindiremez. İnanır ki, “adalet, mutlaka bir gün herkese lazım olacaktır.”

Yarı başkanlık sisteminin uygulandığı Fıransa’da Başkan Sarkozi, seçimi kaybettikten sonra “görevini ve yetkilerini kötüye kullanmaktan” adaletin karşısına çıkarılarak on sekiz saat sorguda kaldı. Adaletin yüceliği ve gücüdür bu. Kılintın, salt “Amerika başkanı yalan konuşamaz, neden yalan konuştun” diye yargıçlarca halkından “özür dilettirildi.”

Siyasetin önünde ayağa kalkıp alkışlayanlar, düğmesiz cüppelerinin iliklerini kapatmaya uğraşanlar “emir ve talimatlar” karşısında adaleti nasıl tesis edecekler? Adaletli olmayan bir devlet nasıl ayakta kalacak ve yaşayacak? Vatandaşlarını nasıl ikna edip adil olduğuna inandıracak, kendine güveni sağlayacak?

Cumhuriyetin paradigmasını yıkmaya çalışanlar, aslında devlete olan inancı ve güvenci yok ettiler; devletle birlikte adaleti çürüttüler. Bu çürüme ve kokuşmadan çıkarılan derslerle bir gün değerler, eskisinden daha sağlam ve güçlü olarak geri dönecek, hayata geçirilecektir.

Doğru insan, Cumhuriyete inanmayanların getirdikleri en büyük(!) değerin(?) para-beton olduğunu görür. Paranın doğruluğu, dürüstlüğü, güveni, sevgiyi, hoş görüyü nasıl kovduğunu ve bu insani değerleri nasıl çürüttüğünü çok iyi anlar ve yaşar. Birleştirici ve kaynaştırıcı çimento olan insani değerlerin ve erdemlerin yok oluşuyla toplumun nasıl çözüldüğünü açık seçik bir biçimde acılar içerisinde kıvranarak seyreder. Nefret söylemlerinin bu değerlerin yerine yerleştirildiğini gözleri yaşlarla dolu bile olsa gözlemler.

En küçük olaylarda insanların patlamaya hazır birer bomba olduklarını, birbirlerine saygısı kalmayanların öldürme ve yaralamaya yönelik saldırılarına tanık olur. Düşünmediklerini, konuşmadıklarını, kavga ettiklerini, birbirlerine saldırdıklarını, sokakları yaşanmaz duruma getirdiklerini görür. %99’unun Müslüman olduğuyla övünülen toplumun çirkinliklerinin ve ahlaksızlıklarının içerisindeki hırsızların, vurguncuların, soyguncuların, yalancıların, ırz düşmanlarının hayal edilemeyecek kadar çok olduğu ile yıkılır, oy için sahiplenildiklerini gördükçe kahrolur; yaptıklarının yanlarına kalışıyla umutsuzluğa düştüğü zamanlar da olur.

Geldiğimiz kültürde “o…nun sahibi olur, ama hırsızın olmaz” inancı hakimdir. “Hırsız o kadar adi, iğrenç ki, kimse ona sahip çıkmaz.” Oysa bugün yüreğimiz yansa da “devlet malı deniz, yemeyen domuz” u doğrular nitelikteki “halkını sömüren memura, müfettişe, bürokrata, müteahhide, siyaset erbabına” sahip çıkılıyor, herkes(yandaş) de “payına düşeni” alıyor.

“Oy” insanların düşüncesi, bir yerde de namusudur. Sandığa gidilecek bir zamanda geçersiz oy pusulaları, “ilçe seçim kurulunun mührünün bulunmadığı zarflar” GEÇERLİ” sayıldığından, 24 Haziran’daki seçim sandıklarının “güvenliği” her yönüyle “şaibeli” duruma getirilmiştir. Şaibenin altı, kalın çizgilerle çizilmesine karşın iktidar “sandıkların güvenliği bizim namusumuzdur, oy çalınması, eklenmesi, ya da çıkarılması asla söz konusu olamaz” diyemedi, diyemiyor. Ankara Belediye Başkanlığı seçimi “çalınan, ya da yanlış sayılan oylarla”, Anayasa Mahkemesi’nin bakmadığı bir dava olarak seçim tarihindeki yerini” almıştır. Her seçimin şaibelerle dolu olması, hangi doğruluğu, hangi dürüstlüğü, hangi ahlakiliği bünyesinde barındırabilir ki? Bu lekeli durum Türkiye hakkında olumlu, güzel düşünceler yaratabilir mi? Türkiye başka ülkelerde saygınlık kazabilir mi? / Düşünen, araştıran, soran, sorgulayan, doğru haber yapan, yalancıları, halkı aldatıp kandıranları, sömürenleri açıklayan, elindeki kaleminden başka gücü bulunmayan gazetecileri TERÖRİST diyerek içeri atanlar, herkesi kin, nefret, düşmanlık söylemleriyle ötekileştirenler itibarlı olabilir mi?

Bir gün dağın ardındaki akıl, düşünce, bilim, teknoloji güneşi doğacak, ülkemi aydınlatacak…

Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalınız…