-Kubilay Şener’e_

Değerli insan: Doğru, dürüst, namuslu, çalışkan, adaletli; kimsenin malında, mülkünde, karısında, kızında, ırzında gözü olmayan; kendi işiyle uğraşan, yanlışlığa, haksızlığa, hukuksuzluğa, çalmaya-çırpmaya göz yummayan, susmayan; ne pahasına olursa olsun hakkın, hukukun, adaletin yanında yer alan; hayatı okul kabul edip durmadan araştıran, öğrenen; insanların hizmetine koşan; açık, dobra dobra konuşan insan demektir. Bu insan:

1) Arabasını park ederken, “mutlaka yanıma birisi gelir” diye düşünür, mekanı cimri kullanır ve demokrasiye inanır gibi başkalarının hakkına “kendi hakkı” gibi saygı duyar, sahip çıkar ve korur…

2) “Din, örtü, Allah, Peygamber, kitap, sünnet” deyip paradan, maldan, mülkten, servetten başka değer tanımayan ve acımasız kapitalizmi getirenleri; “vatan, millet, bayrak” diyerek emperyalistlerle işbirliği yapanları görür ve mücadele eder…

3) Özelleştirme adı altında, vatan olan “fabrika, şirket, maden, devlet kurum ve kuruluşlarını” satan vurguncuları, soyguncuları çok iyi görür ve unutmaz…

4) “Çağdaş uygarlık düzeyi” diye bir amaç bırakmayan; bilimi, teknolojiyi, sanayiyi görmezden gelerek, illa da yerlerde sürünen İslam ülkeleri gibi olmayı hedef sayan “çapsız, kalitesiz, beyinsel algılamaları son derece yetersiz olanları” önder sayanları, “yönetici” konumuna getirenleri çok iyi tanır ve gerekeni yapar…

5) Siyaseti, yalan, dolan, aldatma, kandırma, sahtekarlık, ikiyüzlülük olarak getirip “doğru, dürüst, namuslu Müslüman” ayaklarına yatanları asla unutmaz…

6) “Din patentli siyasetle” dine en büyük kötülüğü yaparak “ilahiyat ve İmam hatip kökenli” insanların “deizme” kayışlarını görür. “Nedenler, niçinler araştırılmadan” /, “deizme iten nedenler” ortadan kaldırmadan /, “neden deizm”, sorusu yanıtlanmadan suçlayanların dine kötülüklerini de görür, anlar.

7) Cumhuriyet’i suçlayıp aşağılayan, yetersiz gören, “gelişen ve değişen dünya koşullarına ayak uyduramayan bir paradigması var” diye küçümseyen Neo liberallerin, bilgiçlik taslayan Serbest Piyasa ekonomistlerinin yerinde şimdi yellerin estiğini görür. Atatürk’ün zamana, sorunlara, yaşanan çelişkilere, yapılan yanlışlara doğrularıyla, gerçekleriyle meydan okuyan duruşunu gözünden kaçırmaz.

8) İnsanlar birbirlerine inanmıyor, güvenmiyor, sözlerine itibar etmiyor, gelecek kaygısı ve endişesi taşıyorlar; torunları için korkuyorlar. Akrabalar arasında sevgiye, saygıya, güvene yer bırakmadılar. / Adalet, hukuk ve devlet çürüdü. Kimse, iktidardakiler bile devlete, adalete inanmıyor, güvenmiyor, yarınlarından da emin değiller.

9) Hele oyun renginin “iktidarla” ölçülür duruma getirilişi, “iktidara oy verenleri vatanperver, milliyetperver”, muhalifleri, oy vermeyip eleştirenleri, “hain ve terörist” diye suçlanmaları, ülke insanlarına yapılabilecek en büyük kötülüktür, ülke insanlarını çıkarları için bölmektir, parçalamaktır; çapsızlık, kalitesizlik, küçüklüktür; düşmanlıktan nemalanmaktır.

10) Türk üniversitelerinin dünya üniversiteleri arasında adı yok. Övünç kaynağımız bir İTÜ, bir ODTÜ, bir Hacettepe, bir İstanbul Üniversitesi, bir Boğaziçi’nden söz edemiyoruz artık. İşgüzarlıkla bilimin ve bilim merkezlerinin ne olduğunu bilinmeyenler üniversiteleri bölmeye başladı. Üç yüz yıllık, beş yüz yıllık dünya üniversiteleri yanında biz ağzımızı dahi açamıyoruz. Tarihle birlikte “toplumun belleği” de siliniyor.

11) “Sağlıkta devrim” diyerek popülist politikalarla dünya ölçeğindeki tıp fakülteleri ve hastanelerimizi ayağa düşürdüler. Bir Hacettepe, bir Gazi Tıp, bir Cerrahpaşa ve diğerleri sağlık ocakları gibi çalışır duruma getirildiler. Sağlık pazarlık konusu oldu, hasta da müşteri. “Her şeyin başı sağlık” dediğimiz insanın değerini siz düşünün.

12) Değerli, kaliteli, nitelikli bilim insanları artık konuşmuyorlar. Ortalığı “akademik titrleri” olan “siyaset şarlatanları” aldı. (SÜRECEK)

Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalın…