İki yüz yirmi yıllık beceriksizliklerin, başarısızlıkların, bilimsel ve teknolojik devrimlerin dışında kalışların, dünyada olup biten gelişmeleri göremeyişlerin, yıkılan, darmaduman edilen “eski anlayış ve yöntemlerin” tükenişinden “bihaber” oluşların ve değişmeyişlerin sonucunda yaşanan Balkan Bozgunu, Trablus’un ve 12 Ada’nın işgali, cehennemi Dünya Savaşı ve ardından doğan güneşti Cumhuriyet ve Atatürk.

“Şark Meselesi” nin Türkleri “Avrupa’dan atıp geldikleri yere göndermek, ya da tarihten silmek” olduğunu bilmeyenler, bilmek, öğrenmek istemeyenler, Birinci Dünya Savaşı’nın da bir “bölüşüm, paylaşım savaşı” olduğunu anlamazlar. Bu zamana kadar yaşanan ekonomik kırizler, sorunlar, darbeler, ihtilaller, tarikat-cemaat bağlamında Cumhuriyeti zayıfa düşürecek eylemler… yönetimlerdeki kör gözlülerin, kulağı sağır olanların ve beynini kullanamayanların, tarihi bilmeden Batı ile işbirliğini sürdürenlerin, onlardan icazet alarak Cumhuriyete, Atatürk’e düşmanlık besleyenlerin, fabrika yapmadan fabrikaları satanların günahı, ve bu yaşananlar-kırizler, darbeler, ihtilaller, kalkışmalar- Cumhuriyetin ahıdır, Cumhuriyete direnenlerin akılsızlıkları, bilgisizlikleri, beceriksizlikleri, başarısızlıklarıdır.

Cahil-i cühelalar bugüne nasıl gelindiğinin anlamını bilmez, Mondros’u, Sevr’i anlamaz, kendileri çok büyük işler başarmış gibi sessiz sedasız 18 Ada’nın Yunan işgaline girdiğini görmez, Lozan’ı hezimet olarak değerlendirirler. Kurtuluş Savaşı’nı küçümser, yapılan antiemperyalist mücadelenin başkasının malı olduğunu savunur. Onlar ki birilerinin desteği olmadan tek başlarına ayakta durmasını ve yürümesini beceremezler. Onlar ki yapılanları görmeyen ve her an düşmanla işbirliğine hazır olanlardır. Onlar ki takdir etmesini beceremeyen, fakat “düşman ayağına bastığında da” cıyak cıyak bağıranlardır.

Onlar okul bitirmiş olan, fakat “beyinlerine beton döküldüğü için” öğrendiklerini düşünce, çözüm ve çıkış yolları üretmede kullanamayan zavallılardır. Onlar ki profesör, amiral, onlar ki parti başkanı, milletvekili, onlar ki genel müdür, müsteşar, bürokrattırlar; tümü de beynini, aklını, düşüncesini, sahip oldukları bilgileri hiçbir işinde kullanamyanlardır. Onlar ki beyinlerini, hayatlarını, inançlarını, kişiliklerini başkalarının ayakları altında “paspas” edenlerdir.

Eğitim “kafa gücüdür”, eğitimsizlik “kol gücü-kaba kuvvettir.” / Bilim, teknoloji, sanat, kalkınma, ilerleme akıl işidir, beyin işidir, yani birinci sınıf eğitim-öğretim görmüş, düşünmeyi iş edinmiş insanların işidir. Vurma, kırma, bağırma, nutuk atma işi değildir. / Yönetimsel başarı da dünya ölçeğinde yetişmiş insanların işidir.

Basit, sıradan, kültür tabanı oturmamış, okumuş olmasına karşın aklını, dünyasını genişletmemiş, düşüncesini derinleştirmemiş, edebiyatın dışında kalmış, 4,5-5’le, kopyayla sınıf geçmiş, “himmetle” bir yerlere gelmiş insanlardan başarı beklemek akıl işi değildir.

Bugün yönetim kadrolarında bulunan pek çok siyasi ve bürokrat siyasi, ekonomi ve kültür tarihini bilmedikleri ve edebiyatın dışında kaldıkları için, 1699-1945 yılları arasında yaşanılanları, çekilenleri, bozgunları, kayıpları, ölümleri, acıları, gözyaşlarını akılcı, bilimsel bir biçimde bilmedikleri gibi, bilenlerin bilgileri de kulaktan dolma-dedikodu özelliğinden öteye geçmemiştir; saman alevi gibi anında parlar ve sönerler...

Bu insanların sanayi devrimini, akılcılığı, değişen dünya siyasetini, Türklerin Avrupa’dan, Anadolu’dan atılmak için girişilen ittifak politikalarını, 93 Harbi’ni (1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi) ve sonuçlarını, Arnavutluk İsyanını, Balkan Savaşlarını, Arapların ihanetlerini, Birinci Dünya Savaşını, Mondros’u, Sevr’i, Kurtuluş Savaşı’nı, Lozan’ı, Cumhuriyet’i ve Atatürk’ü anlamaları ve yönetimde başarılı olmaları mümkün mü?

Şu anda yaşanılanlar Cumhuriyet’in ahı, yönetimdeki cahil-i cühelanın günahıdır.

Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalın…