Toplumsal yaşamın ilk başlangıç noktası Hz. Adem ile Havva anamızın birlikteliği olduğunu biliriz. Yüce Rabb, bu ikilinin dünyaya çoğalarak yayılmasında  yarar görmüş olmalı ki, insanoğlunu renk renk yaratıp dört bir yana dağıtmış...

        Yaşamlarını sürdürmeleri için de onları nimetleriyle ödüllendirmiş... Ama, bunun karşılığında gösterdiği şekilde yaşamalarını bildirmek ve öğretmek için peygamberlerler görevlendirmiş. Onlara, öğretici kutsal kitaplar vermiş...

        Belirtilen kurallara uymayanları ise; "Nuh Tufanı" örneği zaman zaman cezalandırmış... İnsanlar örnek alsınlar; bir daha azmasın, sınırı aşmasınlar diye...

        İşte dünya yaşamının başlangıcından bugüne geçen süreçte hiç bitmeyen, hiç tükenmeyen, üstelik her an yenilenerek çoğalan; Adem ve Havva ile başlayan "sevgi birlikteliği" bugün  -ne yazık ki- "cinsiyet eşitliği" noktasında tartışılıyor.

       Toplumsal cinsiyet eşitliği; bugün dünyanın hiçbir ülkesinde sağlanmış değil. Hatta, bu konuya az-çok çözüm getirmiş ülkelerde bile cinsiyet eşitsizliği zaman zaman çok geniş boyutta tartışılıyor. Ama sonuçta ortada çözümsüzlük kalıyor.

       Şöyle toplumsal yaşama bir bakar mısınız? İş yaşamından, siyasete, eğitimden, sağlığa, sosyal yaşamın her alanında kadınların varlığını görmeyen var mı?

                                                               ***

        Aile yaşamında ve sosyal alanda  kadın olgusunun varlığını geliştiren/artıran günümüz toplumlarının; refah düzeyindeki gelişmişliğini dikkatlerimizden kaçıramayız. Bu bakımdan sosyal hayatta, kadın ve erkeğin her alanda eşit hak ve sorumluluklarla birlikte çalışmalarının gerektiğine inanıyoruz.

        Çalışma dünyasına kadınların tam katılımlarını sağlayacak yasal düzenlemeleri yapacak grubun erkeklerden oluşması;  bir olumsuzluk olarak görüldüğü/yaşandığı sürece  eşitsizliğin yarattığı  olumsuzlukların da artarak devam edeceğini unutmayalım.

        Kadınların  özgürleşmediği, güçlenmediği toplumların kalkınmasının çağdaş anlamda olamayacağını bilmek gerekir bu noktada.

                                                              ***

        Türkiye;  çağdaş yaşamın gerektirdiği yasal hakları kadınlara tanıma konusunda Avrupa ülkelerinin önünde olmasına karşın; zaman içinde gelişmeleri takipte yaya kalınca günümüzün sorunlarını yaşıyoruz.  Oysa, kadınların eğitimine önem verip; onları erkekler kadar toplumsal yaşama ortak etseydik, siyasal arenada onlara çok daha hak tanıyıp TBMM'ye gönderseydik, çok daha farklı/renkli bir sosyal yaşamın huzurunun/rahatlığının keyfini yaşardık bugün.

        Toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda öncelikle kadınların iş yaşamında istihdamı ve eğitimi ile TBMM'de oransal anlamda daha çok temsilleri  için düzenlenecek yeni seçim yasasına hükümler mutlaka, ama mutlu konulmalı.