Genel seçimler bitti ve koltuklar sahiplerini buldu. Cumhurbaşkanımız, bakanlarımız, vekillerimiz 81 milyon önünde, “laik, demokratik sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetini koruma” konusunda ant içtiler. Görünene göre Bakanlar Kurulu Cumhurbaşkanı tarafından belirlendi, Meclis’te güven oylaması kaldırıldığından göreve başladı, devlet aygıtı kaldığı yerden çalışmağa devam ediyor.

24 Haziran seçim sonuçlarına bir daha göz atarsak; Cumhurbaşkanı seçimlerinde Türkiye genelinde; Recep Tayyip Erdoğan %52.56, Muharrem İnce %30.67, Selahattin Demirtaş %7.32, Temel Karamollaoğlu %0.89, Doğu Perinçek’in ise %0.20 oranında oy aldığı açıklandı.

Milletvekili seçimlerinde ise Adalet ve Kalkınma Partisi %42.50, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) %22.68, Halkların Demokratik Partisi (HDP) %11.63, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) %11.13, İyi Parti (İYİ PARTİ) %10.01, Saadet Partisi (SAADET) %1.35, Hür Dava Partisi (HÜDA-PAR) %0.32, Vatan Partisi (VP) ise %0.24 oranında oy aldı.

Bu sonuçlar elbette beklentileri karşılamamış, hayal kırıklığı yaratmıştı. Üzerinde çok söz söylenecek, çok eleştiri yapılabilecek sonuçlar almıştık. Ancak, iktidar cephesi sessizce, gürültüsüz-patırtısız işlerini yoluna koyarken, CHP’de hemen kazan kaynamağa başlatıldı. Parti, seçimlerde iktidar partisinden 20 puvan geride kalmıştı. Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce de AKP adayından 22 puvan gerideydi.

Şapkaları önümüze koyup nerede yanlış yaptığımızı düşünecek yerde, parti içinde kimilerine göre Muharrem İnce “lider” gibi algılanmağa başlandı. Genel Merkez yönetimi ve Genel Başkan gitmeli, yerine Muharrem İnce Genel Başkanlığa getirilmeli, Merkez yönetimi de değişmeli. Kurultaya gitmek için delegelerden imza toplanmağa başlanmalı. Bu durum ise Türkiye kamuoyu önünde yeni bir kurultay kavgası demekti. Oysa, il ve ilçe örgütlerinden başlayıp Parti içindeki eksiklikleri arayıp bulup onarım yapacak yerde ki buna şiddetle ihtiyaç vardır, sorunu genel başkanlık koltuğunda ve yönetiminde aramağa başlamıştık.

Bu arada CHP Genel Başkanı ile Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce eşleri ile birlikte bir de yemek yemişlerdi. Bu görüntü partiiçi işlerin, duyguların ve ihtirasların değil, aklın ve sağduyunun gösterdiği biçimde yürüyeceğine işaretti. Ancak yemek sonrasında Muharrem İnce, Genel başkana “Onursal başkan olmasını, genel başkanlığı kendisine bırakmasını önerdiği” açıklamasını yaptı. İnce miting meydanlarında aldığı rüzgarı, şimdi de parti içinde kullanmak istiyordu.

GEÇMİŞTEKİ ACI DERS

SHP yıllarında bir seçim dönemi. Zonguldak’ta bir miting yapmışız ki dillere destan. Ulucami önünden Asma Taksi Durağına kadar adım atacak yer yoktu. Öylesine büyük bir kalabalık vardı. Yüzlerimiz gülüyordu. O gece evde birkaç arkadaş ve eşleri kendimizce kutlama bile yapmıştık.

Seçimler yapıldı, barajı aşamamıştık. CHP ve Muharrem İnce mitinglerindeki kalabalığa bakarken hep geçmişteki bu acı ders tırmalıyordu aklımı. Çünkü Ankara-İstanbul-İzmir mitingleri ve Anadolu illerinde yapılan mitingler içimizde kuşlar uçuruyordu. Doğru adayla yola çıkılmıştı, birşeyler değişecekti.

24 HAZİRAN’ın ANLAMI

24 Haziran günü yapılan seçimler ülkemizin geleceği için büyük önem taşıyordu. Bu bir anlamda Türkiye için bir kader seçimiydi. Parlamenter demokratik sistemle mi, yoksa Tek Adam tercihlerine dayalı bir yöntemle mi yönetilecektik.

Türkiye’de artık, bu seçimlerle tam anlamda yetkilendirdiğimiz tek bir kişinin dilek ve istekleri doğrultusunda şekillenen yeni bir rejimle başbaşayız. KHK’larla (Kanun Hükmünde Kararname) yönetim devam ediyor.

Ne yazık ki, başta CHP ve diğer muhalefet partileri, bu gidişi önleyebilecek, “dur” diyebilecek bir yöntem oluşturamadılar. Aksine yaptıkları yanlışlarla, söylemlerle iktidara yol açtılar denilebilir.

YEREL SEÇİMLERE DOĞRU

Seçimler bitti, sonuçlar ortada. Önümüzde, öne alınması ihtimali güçlü olan yerel seçimler var. Muharrem İnce de sıkı bir seçim dönemi yaşadı. Genel başkana kendince “onursal başkanlık” önereceğine, “Yahu arkadaşlar, evet bu rüzgar, bize çok vekil ve bana başkanlık getirmedi ama, önümüzde çok çok önem taşıyan yerel seçimler var. Bu seçimlere nasıl hazırlanacağız, nasıl bir örgütlenme içinde olacağız, gelin bunları konuşalım, tartışalım, yol yöntem belirleyelim” deseydi bence daha değerli ve yararlı bir iş yapmış olurdu.

Diğer yandan parti tabanında da benzer öneriler ortaya çıkıyor. Görünen o ki, Partinin ihtiyacı seçim ve koltuk kavgası değil, bir an önce kendini toparlaması doğrultusunda yapılacak çalışmalardadır. İl ve ilçe örgütlerinde parti tabanının sesini öne çıkaran, sağduyu ile eleştiri yapılabilinen, eksikleri, yanlışları ortaya koyabilen, tüm üyelere açık değerlendirme ve danışma toplantıları da yapılabilir.

Parti örgütleri içe kapanmakla ancak kendini soyutlar. Kendi varlığını sorgulatır hale gelir. CHP’nin yeni bir dil ve söylem, geliştirme ihtiyacı vardır. Kadın ve gençlik kolları ve parti üyeleri gerektiğinde eğitimle daha aktif hale getirilebilir. Ancak bu yolla örgüt tabanı ile birliktelik sağlanabilir. Yapılacak eleştiriler ve öneriler inanıyorum ki yeni yol ve yöntemlere kapı açacaktır. Yerel seçimler için doğru ve halk arasında karşılığı olan adaylarla da yola çıkılması esas olmalıdır.

PARTİYE ÇEKİ DÜZEN VERME

Bütün bu süreçler geçildikten sonra şapkayı önümüze koyma, hesap verme dönemi gelecektir. İl ve ilçe örgütlerinden Genel Merkez’e kadar gerekiyorsa bir yenilenmeye gidilme yolu açılabilir.

İl ve ilçe yönetiminden memnun musunuz? Genel Merkez’den memnun musunuz? İzlenen politikalardan memnun musunuz? Soruları elbette çok kişinin aklını kurcalıyordur. Demokratik mücadele içinde partiye çeki düzen verme yolu tüm üyelere açıktır. Elbette bir çok üyenin sert sayabilecek eleştirileri vardır. Ama bunlar hemen şimdi değil, zamanı gelince sıralanmalı.

Bu parti hepimizin. Partiyi kırıp dökmek yerine, yürür değil, koşar hale getirmek de bizim elimizdedir. Bilelim ki CHP Türkiye’nin sigortasıdır. Bunu unutmadan, partiyi, örgütsel yapıyı, politikaları sağduyu ile ele almak gereklidir. CHP’ye yakışan da budur.