Zonguldak/Devrekli yazar Metin Köse ile özellikle bir roman çalışması içinde olduğu dönemlerde kimi akşamlar bir saate yakın/aşkın telefon görüşmelerimiz olmuştur. Son kitabı “Aç Kapıyı Ben Geldim” yayımlandıktan sonra da böyle bir konuşmamız olmuştu. Şunu hemen söylemeliyim; Daha ilk anda bu kitabın adı beni sıcacık sardı diyebilirim. Çünkü öğretmenlik yıllarımızda halk oyunu yarışmaları sıralarında -hani o Bartın ve Karabük’ün de içinde olduğu büyük Zonguldak yıllarında- bu türkü kulağımızda kalmıştı.

Köse ise “Aç Kapıyı Ben Geldim”(Mayıs-2017-Doğan Yay.) adını taşıyan son romanında bu dizeyi daha geniş anlamda ve içerikte kullanmıştı. Metin Köse romanında, 1924 yılındaki mübadele ile Safranbolu’dan Yunanistan/Skydra’ya gönderilen 485 haneden 3.212 Kırandoros/Kıranköylü ile Balkanlar’dan Anadolu’ya yollanan yüzbinlerin dramını yansıtıyor. “Aç Kapıyı Ben Geldim”, yurdunu yitirenleri, toprağından edilenleri, mübadilleri, yarım kalan sevdaları içtenlikli bir dille gözler önüne seriyor.

*****

Metin Köse, kitabıyla ilgili olarak TEMPO’ya verdiği 29.Temmuz.2017 tarihli röportajda Çaycuma’yı da ilgilendiren çok önemli sayabileceğimiz bir cümleye yer vermişti:

“1924 yılında Safranbolu-Kıranköy’deki 485 hanede yaşayan 3.212 Ortodoks Hristiyan mübadil olarak Skydra (Yunanistan)‘a gönderilmiş. Gerçek isimlerine kadar bu romanda yer alıyorlar. Ayrıca Ortodoks Hristiyan Kıranköy’de 1861 yılında çıkan yangından dolayı Çaycuma’ya yerleştirilen 40 aile var.”

Aç Kapıyı Ben Geldim, shf:142’de: “28.Ağustos.1861 yılında çıkan ikinci yangın ise öyle büyüktü ki; Kıranköy’deki 200 ev ile birlikte kilise tamamen yandı. Yangından sadece 74 ev kurtulmuş, 40 aile ise evsiz barksız kalmışlardı.İşte bu 40 aile Çarşamba’ya yerleştirildiler.”

Metin Köse’ye 9.Eylül.2017 gecesi bu bilgiyi nerden aldığını sorduğumda; “Safranbolu’dan Yunanistan’a gönderilen mübadil Hristos Kiriakopulos’un Safranbolu’ya yazdığı bir mektupta” geçtiğini, “Atina’daki resmi belgelerde bu 40 ailenin adlarının var olduğunu” belirtti. Bu bilgiyi kendi kitabında ve Ünsal Tunçözgür’ün kitabında da bulabileceğimi, adını verdiği kişilerle görüşerek de öğrenebileceğimi söylemişti.

*****

Çaycuma için çok önemli gördüğüm bu bilginin hemen peşine düşmeliydim. Metin Köse’nin telefonunu verdiği Ünsal 

Tunçözgür’ü 11.09.2017’de aradım. Oraya geldiğimizde bilgi ve kitapları verebileceğini söyledi. Tam da ben bu olayları nasıl çözeceğimi düşünürken birkaç gün sonra Devrek Belediye Meclisi üyesi Faik Mekik ve İsmail Külah arayarak Metin Köse’nin 28.09.2017 tarihindeki imza günü için Safranbolu’ya gelip gelemiyeceğimi sormazlar mı? Gelmez miyim, hem de uça uça!..

O gün CHP İl Bşk.Yrd. Zeki Esen, Faik Mekik, İsmail Külah ve ben önce Çaycuma Belediyesi’nin “Gıda ve Tarım Fuarı”nın açılışına uğradık, sonra CHP İlçe Başkanı Yaşar Bükrü’yü de alarak, ver elini Safranbolu. Metin Köse’nin imza gününe katıldık. Sonra yazar-araştırmacı Ünsal Tunçözgür ile tanıştık. Hemen ayak üzeri sohbetten sonra gidip kitapları getirdi ve ücret talep etmeden bize armağan etti. Kendisine buradan çok çok teşekkürlerimi bir kez daha sunuyorum.

Metin Köse’nin verdiği bu bilgi Ünsal Tunçözgür’ün “Dünü ve Bugünü ile Safranbolu” kitabının 55.shf.de de verilmişti. “28 Ağustos.1861 tarihinde Kıranköy’de korkunç bir yangın olmuştur. 200 ev ve kilise yanar,74 yanmadan kalır. 40 aile evsiz kalırlar ve göç ederek bu günkü Çaycuma’yı kurarlar.

*****

Safranbolu’da 1861 tarihindeki bu korkunç yangında meydana gelen büyük telefiyattan sonra evsiz kalan 40 aile göç ederek Çaycuma’ya gelirler. Buradaki “Bu günkü Çaycuma’yı kurarlar” ifadesi insanı düşündürüyor açıkçası. Sanırız bu göç, devlet bilgisi altında olmalı, bu 40 aile Çarşamba/Çaycuma’ya iskan edilmiş olmalıdır. Çok iyi Türkçe konuşan, Türkler gibi yaşayan, Hıristiyan dinine mensup olan bu kişiler Çaycuma’ya yerleşirler. 1924 yılında mübadeleye tabi tutulduklarına göre 60 yıla yakın bir süre Çaycuma insanı ile bir arada yaşarlar.

Sanırım 1956 yılı idi. Bu Rumlar’dan Kemaneci Filip ve arkadaşları Çaycuma’yı ziyaret etmişlerdi. Ben sadece Filip’i uzaktan görmüştüm. Sonraki yıllarda Kadın Rumlar’ın da Çaycuma’ya ziyaret ettikleri, Diş Dr. Sabahattin Köktürk’ün bunları ağırladığı da edindiğim bilgiler arasında. Kadınların, oturdukları evleri, mahalle komşularını aradıkları söylenmişti.

Çaycuma hakkında çok geniş bilgi sahibi olan Mustafa Zeren ile 1967 yılı Üniversite Tez çalışmaları sırasında yaptığımız görüşmelerde bu Rumlar’dan Yordan Çorbacı’nın çarşıdaki bir çok binayı inşa ettiğini(örneğin Ayşe Kan’ın bulunduğu dükkan sırası), yine bir çok Türk aileye de parası olmayandan sığır ve koyun cinsi hayvan ile tarlanın ürününe borç bitinceye kadar ortak olarak ev yapıverdiğini anlatmıştı.

*****

Çaycuma’da 1967 yılında üniversite Bitirme Tezi için yaptığım derleme çalışmalarında şehir halkı ile de çeşitli görüşmeler yapmıştım. Konu ile ilgili olan 3 tanesini aşağıya alıyorum.

1967 yılında İhsan Bilgin ile yaptığımız görüşme notlarından:

Nüfus kayıtlarına göre, H. 1256 (M-1840) doğumlu ve İhsan Bilgin’in dedesinin babası olan İmamlar kariyesinden Raşit Ağa ile İmamoğlu Hüseyin, Rumlar’a şehir merkezinde yer (arazi) satarlar.

Rumlar Çaycuma’ya Safranbolu’dan 120 yıl kadar önce (1967 derleme tarihine göre) gelmişler. Tapu kayıtlarındaki arazi satışlarından bu anlaşılıyor. (İhsan Bilgin bir ara dava muakipliği (takipciliği) de yapmıştı.) Rumlar, Lozan anlaşması gereği yapılan mübadele ile gittiler.

1967 yılında Süleyman Sunar ile görüşme notlarından: (Terzi Şeref Sunar’ın babası)

Biz Çormanlı köyünden gelip buraya yerleşmişiz. Biz sanat manat bilmezdik. Bu terzilik işini biz Rumlar’dan öğrendik. Herkes de yaptığı işi, Rumlar’dan öğrendi. Biz rençber adamdık. Tarla tapan işleri yapardık. Böyle şeyleri bilmezdik. Kasap, terzi, berber vbgibi meslekleri biz hep Rumlar’dan öğrendik.

1967 yılında Mustafa Zeren ile yapılan görüşme notlarından:

Şimdiki Hükümet Binası (Şimdi Öğretmenevi), Rumlar’ın Sıbyan mektebi idi. Bahçesinde Kilisesi vardı. Kilise’nin arkasında çift taraflı olarak Papaz’ın evi vardı. Bu evin bir tarafında Zangoç, diğerinde Papaz otururdu.

Kilise sonradan restore edilip Halkevi olarak kullanılmağa başlandı. Kilise malları Devrek Maliyesi tarafından mezat yolu ile satılır. Sonraları tiyatro, konser salonu olarak kullanılan bina çok eskidiği gerekçesiyle yıkılır (1950 sonrası). (Belediye Eski Fotoğraflar sayfasında Zeren Amca’nın anlattığı binaların fotoğrafı bulunuyor.)