Üniversitede okuduğumuz ilk yıllarda DTCF’nin o büyük Farabi salonunda aydabir “Şiir Dinletleri” düzenlenirdi. Bazan Ankara’nın genç şairleri de çağrılı olur, şiirlerini kendi seslerinden dinlerdik. Bazı etkinlikler müzikli olurdu. Grup kuran genç öğrenci müzisyenler çalar, söylerlerdi. Salon her etkinlikte dolu olurdu. Bazan program sürerken şiirsever gençlerin arada dersi olanlar gider, ders bitiminde yeniden salona geldikleri de görülürdü. Dersi  pas geçenler de olurdu elbette.

1965 yılının dönem tatili yaklaşırken bir soru kafamın çengeline asıldı, gitmiyor. “Biz Çaycuma’da böyle bir şiir dinletisi  yapabilir miyiz?”. Artık eskiden parmakla gösterilen “okumuş adam” sayısı da son yıllarda üniversite, yüksek okul, öğretmen okullarında okuyanlar olarak epey artmıştı. İnanırsak, olabilirdi.

Dönem tatilinin sanırım ikinci haftasında arkadaşlarla görüşerek, Gazino bahçesinin yan tarafındaki binanın altındaki “Şehir Kütüphanesi”nde toplantı yapmaya karar ettik.Tabii ki daha önceden Kütüphane memurundan izin almıştık. Orada arkadaşlara okuldaki gözlemlerimi ileterek,  Çaycuma’da da böyle bir etkinliği Gazino salonunda  kendi koşullarımıza göre yapabileceğimizi anlattım. Bir süre tartıştıktan sonra hep birlikte böyle bir şiir dinletisini yapmağa karar verdik.

 Grubun içinde Türk Dili ve Edebiyatı okuyan ben vardım. O nedenle branş gereği yükün ağırı bende olacaktı.  Önce, şiir sanatının doğuşu, Ortaasya Türk Destanları, İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı, İslam Kültürü Etkisindeki Türk Edebiyatı, Batı Kültürü Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı ve Günümüz Edebiyatını da içeren bir sunum hazırlıyacaktım. Her yüzyılda öne çıkmış bir Divan Şairi ve bir Halk şairi okuyacaktık. Şair ve şiir sayısı artabilirdi.

Sahne düzeni olarak; Sahnede ben geride küçük bir masa ve bir mikrofon ile idare edecektim. Esas büyük mikrofon sahne ortasında duracaktı. Kuliste bekleyen arkadaşlarım, adlarını  bildirdiğimde sahneye gelip, ezbere ya da kitap veya defterden şiirlerini okuyacaktı. Esas olan şiiri etkili okuyabilmekti. Bir kişi, birkaç kez şiir okuyabilecekti.

 Bu arada arkadaşlar “Müzik de olsa iyi olur” dediler. Müziği nereden bulacaktık. O sırada bir arkadaş Dr.Kemal Turan’ın TK 40 teybi olduğunu söyledi. Eskiler hatırlıyacaktır, kocaman bir makinaydı o teypler. Ama nasıl alacaktık? “Sen halledersin” dediler. Babamın çok iyi arkadaşıydı. Bana göre de “en büyük ağabeyimizdi” sanki. İyi güzel de dostluk başka, alış-veriş başkaydı. Gerçi Çaycuma’da başta eğitim ve sağlık olmak üzere her yardımlaşma, dayanışma etkinliğinde Dr. Kemal  işin başında olurdu. Olmasa da getirilirdi.

            Bizim de başka çaremiz yoktu. Bir gün Doktor Ağabeyimizin Ecza Dolabı’na gittim, güç-bela derdimizi anlatabildim. Dr Kemal, hiç ikiletmeden “Olur, kullanın, ama dikkat de edin” dedi. Bende bir sevinç ki sormayın. Ama kim kullanacaktı makineyi? Ya bir de bozulursa? Bedelini ödeyebilecek durumumuz da yoktu. Tam çıkacakken, birden durdum, geri döndüm. “Kemal Ağabey, yeğeniniz Alaaddin de gelsin, o kullanmasını biliyor nasıl olsa”, dedim. Kabul etti.  Alaaddin’i, “Makinaya kimseye el sürdürmiyeceksin, sadece sen kullanacaksın,” şeklinde uyarmıştım. Sonra da “Gözün bende olsun, elimi şöyle kaldırınca sesi yükselteceksin, aşağı indirince sesi kısacaksın” diye de yapması gerekenleri belirtmiştim.Bu iş de tamamdı.

            *****

1965 ŞUBAT, MEVSİM KIŞTI

Mevsim kıştı, hava soğuktu. Aradabir kar da sepeliyordu. Ama “Çaycuma Yüksek Tahsil  Gençliği Şiir Gecesi” de hazırlıkları tamamlanmıştı. 11 Şubat.1965 gecesi sahne almağa hazırdık. Şimdi elimde Gazino sahnesinin kulisinde değerli can dostum Foto Serap İsmail Nalcıol tarafından çekilmiş  bir fotoğraf var. Görevli arkadaşlarla program öncesinde, gazyağı ile yanan bir ısıtıcı başında toplanmışız, keyifliyiz, sevinçliyiz. Fotoğrafta soldan: Ergin Şen, Reşat Bilgin, Hamit Kalyoncu, Cahit Girgin, Ali Osman Odabaş, Mehmet Yapalak; Önsırada; Atilla Yurtbay, Erkan Özdemir, Aysel Kazancı, Metin Yurtbay, Alaaddin Turan, Tümer Peker, Gülşirin Dirlik. Foğrafta Nurdan Tekin ve Hüsnü Köktürk geciktikleri için yer alamamışlardı.

Şimdi bu fotoğrafta gülümseyenlerden; Reşat Bilgin, Cahit Girgin, Mehmet Yapalak, Metin Yurtbay, Tümer Peker ve Hüsnü Köktürk ne yazık ki aramızda yoklar. Işıklar içinde uyusunlar. Diğerlerine sağlık ve esenlikler dilerim.

Böyle bir “Şiir Dinletisi” etkinliği Çaycuma’da ilk kez yapılıyordu. Başlangıcından itibaren geniş kapsamlı bir sunum ardından Halk şiiri ve Divan şiirinden parçalar, sonra Batı edebiyatına yöneliş örnekleri ve arkadaşlarımın günümüz şiirinden seçmeleri, bir teypten bahtımıza çıkan müzikler eşliğinde izleyicilere sunulmuştu.

Ankara’daki etkinliklerde, en azından şiirsever gençlerden oluşan bir topluluğa şiirler okunuyordu. Çaycuma’da ise, bir kısım memur, esnaf, ticaret erbabı ve halktan kişiler vardı. Bir de okuyanın da dinleyenin de anlamadığı Osmanlıca ile yazılmış şiirler de okuyorduk. Bu yanıyla biraz riskli idi yaptığımız iş. Bizim taşıdığımız taş daha ağırdı aslında.

İlk kez yapılan bu etkinlik için orta karar bir ücret belirlenmişti. Bu işleri her zaman olduğu gibi Muzaffer Çelik Ağabey hallederdi.Biz bu işi de ona havale etmiştik gene. Gençlik Kulubüne veya bir okula bağış yapılmış olmalıydı.

Etkinliğin yarınki günü Erkan Özdemir’le esnaf dükkanlarını, daireleri dolaşmıştık. Görmüştük ki; “Çok güzeldi”, “Her ay böyle bir gece yapın”, “Afferin size” diyenleri duydukça içimiz içimize sığmıyordu.Başarmıştık.Helal olsundu hepimize.  1965 yılının Şubat ayında içimizde bahar yelleri esiyordu..