Geçtiğimiz hafta sonu Çaycuma Belediyesine yapılan silahlı saldırı, basında ve sosyal medyada geniş yankı buldu. Kentini seven, beğenen, izleyen herkes tarafından şiddetle ve nefretle kınandı.

Ancak şu son zamanlarda “geleceğine umutla bakan Çaycuma”da daha önce benzeri görülmeyen olaylar da yaşanmağa başladı.

Başkan Kantarcı, Çaycuma’nın çağdaş bir görünüme kavuşması için gecesini gündüzüne katarken, bir yandan da kentin kültürel değerlerini yeni kuşaklarla kucaklaştırma çalışmaları da yürütüyor.

Önemli yazar ve şairimiz, Çaycuma Ortaokulu’nda öğretmenlik de yapmış olan İ.Behçet Kalaycı için, Ankara’da yaşayan ailesinin de katılımıyla bir etkinlik düzenlenmesine önayak oldu. Ancak, tam program başlarken “Trafo patladı” ve etkinlik ileri bir tarihe ertelenmek zorunda kalındı.

Çaycuma’nın ünlü türküsü “Aman Of Gidiyom gidemeyom” adlı türküyü, 1950’li yılların başlarında Ankara Radyosunda “Mahalli sanatçı” olarak ilk kez çalıp söyleyen ve bütün Türkiye’ye dinleten Hüseyin Çakır’ın (Doğ.: 18 Kasım 1924 / Ölm: 3 Ağustos 1969) anıtını yaptırıp cadde üzerine koydu ki, herkes sanatçısını bilsin tanısın diye. Bir süre sonra anıttaki bağlama kolu ile sanatçının parmaklarının “meçhul kişi-lerce” testere ile kesildiği haberi yasıdı basına.

Daha yakın tarihte, Belediye tarafından yapılan “İstasyon Mahallesi Çocuk Parkı”nın “meçhul kişi veya kişilerce” bütün oyun aletleri üzerine benzin dökülerek yakıldığı haberi yer aldı gazetelerde.

Tek tek bakıldığında “münferit olaylar” gibi geliyor. Ama bir “vandallık” olduğu da ortada. Sanki karanlıkta bir kuduz köpek/köpekler kültürel değerlere saldırmadan edemiyor. İ.Behçet Kalaycı etkinliği tam başlarken trafo patlamıştı!. Bize öyle anlatıldı, biz de öyle kabul ettik, inandık..

Kentin önemli bir müzik adamı, bağlama sanatçısı Hüseyin Çakır’ın anıtı neden kesilir anlamak mümkün değil.. Hele bir Çocuk Parkı nasıl, neden yakılır? Anlayan varsa beri gelsin. Bu çağdışı, çirkin, insanlıkdışı, kendi sanatçısının anıtına, kendi çocukları için yapılan parka suikast düzenleyen insan, insan olabilir mi?

Çaycuma Belediyesi’nin, kentin kültürel değerlerini sergilemek, yeni kuşaklara tanıtmak amacıyla yaptırdığı anıtlar ve yakılan park bütün Çaycumalılar’ın ortak malı, değeri değil midir?

Son olarak basına yansıyan; Aktaş Tepesi’nin (Aşıklar Tepesi) doğu eteklerinde başlayan yüzey yangınının rüzgarın da etkisiyle kısa sürede yukarı ve Batı’ya doğru yayılması ile bahara yeni gözünü açmış yeşil dokunun önemli ölçüde tahrip olması olayı var.

Basında “Anız yakıldı” diye verilmiş bu haber. Anız: Ekin biçildikten sonra (Haziran-Temmuz ayı) tarlada kalan kısa saplarıdır. Mart başında ekin biçme olamıyacağına göre “anız yakma” da olamaz. Ancak, yeni bitmeğe başlayan yeşil dokunun, ya da topraktan başını kaldıran ekinlerin -dilim varmıyor ama- belki yakılması olayı olabilir.

Belediye binasına yapılan silahlı saldırı ise hiç beklenmeyen bir olaydı. Elbette bu konuda da söyleyeceklerimiz vardır. Ancak, sanık yakalanmış, adalete teslim edilmiştir. Bundan ötesi mahkemenin işidir.

*****

Bülent Kantarcı’nın Belediye Başkanı seçilmesinden sonra, donanımı ve bilgi birikimi ile, bilgi ve görgünün doğru yerde, doğru zamanda kullanılmasıyla Çaycuma, “çağdaş kent”

olma yolunda büyük adımlarla ilerlemeğe başladı. Bölgede kuşkusuz “yıldız kent” olarak görülmeğe, övgüler almağa başlayan bir kent oldu.

Bu sokaklarda büyüyen, gençliğini yaşayan, bir gözü ve kulağı ile kentini görmeğe, dinlemeğe çalışan bir kişi olarak, kentimizin Bülent Başkan önderliğindeki gelişmesi ve yükselişi, elbette herkes gibi bizleri de mutlu ediyor, gönendiriyor. Kendisini, yaşamını kente adayarak yaptığı çalışmalarından, geleceğin Çaycuma’sını kurma gayretlerinden ötürü içtenlikle kutluyorum.

*****

Belediyeler halkın kurduğu, başkan ve meclisini seçtiği kurumlardır. Demokrasinin beşiğidir. Asla tasvip etmediğimiz Belediye binasına silahlı saldırı yapılması -belki- münferit bir olay gibi düşünülebilir. Ancak; belediyenin yaptığı çocuk parkı yakılıyorsa, anıtları kesiliyor, kırılıp dökülüyorsa, diğerlerini de göz önüne alarak, bunları Çaycuma’ya ve bu kentte yaşayan Çaycumalılar’a karşı işlenen suçlar çerçevesinde düşünmek gerekmiyor mu?

Kentimize nasıl sahip çıkacağız? Önce Belediyemize sahip çıkarak.Bunu yapmak için Belediye Başkanını sevmemiz gerekmiyor. Ama belediyemize ve yapılanlara sahip çıkmamız gerekiyor. Beğenmediğimiz konular, durumlar mı vardır. İyi, olumlu, saygılı ilişkiler içinde dile getirilmelidir. Olmadı, yazılı olarak iletilmelidir. Olmadı, basın yoluyla duyurulmalıdır. Haksızlığa mı uğradık, aynı yollarla birlikte, hukuki kanalları kullanarak hak ve hukukumuzu arayabiliriz. Ama asla silah çekerek, yapılanları tahrip ederek değil..

Çaycuma, bulunduğu coğrafi konum itibariyle geleceğin büyük bir “anakenti” olmağa aday bir kenttir. O nedenle kentimizi, çocuklarımız ve torunlarımız için hep birlikte sahiplenmeyi, geleceğe taşımayı bilmeliyiz, becermeliyiz. Bu hepimizin görevidir.