Birinci Dünya Savaşı’nı anlamadan Çanakkale’yi anlamak mümkün değildir. Çanakkale salt şehitliklerde, yeşil sarıklılarda, salt yiğitlik, kahramanlık ve destansı öykülerde değildir. Bizi insan yerine koymayan, Türkün ölüsüne “insan” diye saygı duymayan İngiliz’e, Fıransız’a, Anzaklar’a savaş sırasında gösterdiğimiz insanlık örnekleri mitolojik bir anıt olmaktan öteye gitmez. Çanakkale Anzakların sabah ayinleri, dünyaya gösterdiğimiz ince hümanist ayrıntılar da değildir. Ama “Çanakkale neden yaşandı”, çok iyi düşünmek ve bilmek gerekir:

Uçuş mesafesi 3165 km olan İngilizlerin, 2799 km olan Fıransızların, 1941 km olan İtalyanların, 12441 km olan Avusturalyalı ve Yeni Zelandalıların benim ülkemde, Çanakkale’de ne işleri vardı, niye gelmişlerdi ve Türklerden ne istiyorlardı? Hadi Yunanlarla, Ruslarla kapı komşuluğumuzdan ötürü sınır davamız olabilir. Ya ötekiler? Her biri ile aramızda binlerce km mesafe olan o devletlerin dertleri, sıkıntıları, ne alıp veremedikleri vardı Türklerle?

Birinci Dünya Savaşı’nın anlamı ve amacı: Sömürmek ve aralarında bölüşmek, “Türk’ü tarih sahnesinden silip süpürüp milletler çöplüğüne atmak…”

 

Sanayi devrimini tamamlayan, yelkenliden buharlıya, buharlıdan dizel motora geçen İngilizler, Fıransızlar, İtalyanlar, Almanlar ve Ruslar doymak bilmez ihtiras ve kaprisleriyle kurdukları sömürge imparatorluklarına taze kan ve yeni kaynaklar bulmak zorundaydılar. Tüm dünyayı alsalar yetmiyordu. Ama burunlarının dibindeki "hasta ettikleri adam Osmanlı” onlar için bulunmaz bir nimetti.

Fıransızlar, İtalyanlar, Yunanlar, İngilizler ve Ruslar bir birliktelik oluştururken Almanlar, Avusturyalılar ve Osmanlılar da karşı bir birliktelikte yer aldılar. Başlangıçta Osmanlı bu savaşta yoktu. Fakat Almanların yardım vaatleri, kışkırtıcılığı ve kazandırdığı boş hayallerle “93 Harbinden buyana Osmanlı’nın kaybettiği toprakları geri almak istemesi ve Panislamist bir ideolojiye yönelmesi, Enver Paşa’nın kimseyle konuşup görüşmeden itilaf devletleri donanmasından kaçarak Çanakkale Boğazından geçen iki Alman savaş gemisi Goben ve Breslav’ı “satın aldık” demesi, bu gemilerin personeline Osmanlı kıyafeti giydirerek Karadeniz’deki Rus gemilerini batırması, Rus kıyı limanlarını ateş altında tutması, Osmanlı’nın savaşa girme nedenleri olmuştur.

Çanakkale Savaşı, itilaf donanmasının boğazları geçerek ittifak içerisine girdikleri, Almanların çok zor durumda bıraktığı Ruslara yardım ulaştırmak amacını durdurmak ve emperyalist emellerine engel olmak için yapılmıştı. Tarihin kaydettiği en kanlı savaşlardan biriydi. Savaşın çok dar bir alanda yapılmış olması, her iki tarafın da verdiği ağır kayıplara neden olmuştur. Osmanlı’nın kaybedilen toprakları geri alması şöyle dursun, ülkesi elinden gidiyordu. Bu yüzden Çanakkale “yurt sevgisinin, bağımsızlığın, özgürlüğün ve emperyalizme karşı direnerek varoluşun” savaşıydı. Ülkenin yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin korunması, düşmana verilmemesi savaşıydı.

Dün sömürmek için milyonlarca insanın ölümünü düşünmeyen bu ülkeler, bugün petrolün, uranyumun, altının, boraksın…bulunduğu her yerde “demokrasiyi” bahane ederek “ekonomik ve kültür emperyalizmiyle, savaş, terör çıkartıp, mevcut iktidarlara yardım eder görünerek amaçlarına ulaşabilmektedirler. Her iki büyük savaşta ne idiyseler, bugün de odurlar: Tek dertleri çıkarlarını korumak ve sömürmek olan bu ülkelerin düşündüğü hiçbir insani erdem yoktur. Değil mi ki onlar, yaptıkları “yardımlarla” az gelişmiş ülkelerin kanını mutlu bir biçimde yaban sülükleri gibi emmektedirler. “Özelleştirme” masalıyla ülkeleri uyutarak soyup soğana çevirmektedirler. Oysa özelleştirme kapitülasyonların yeni adıdır.

Çanakkale 18 Mart 1915’te geçilmedi, ama 16 Mart 1920’de İstanbul resmen işgal edildi. Tüm azınlıkların düğün-bayram havası içerisinde karşıladıkları itilaf devletlerinin askerleri gelip “payitahta” yerleştiler. “İki yüz elli bine yakın insanımız Çanakkale’de neden ölmüştü acaba?” Ve bugün kimi kafalar İstanbul’u, Anadolu’yu işgal edenleri, Mondros’u, Sevr’i imzalayanları değil, Anadolu’yu, İstanbul’u işgalden kurtaranları düşman görüyor, kustukları kine öfkeye bir türlü doymuyorlar. Zannediyorlar ki, Osmanlı’yı yıkanlar İngilizler, Fıransızlar, İtalyanlar, (Amerikalılar) değil de Mustafa Kemal ve bir avuç yiğit arkadaşıdır.

Hala göremiyorlar Sevr’i yeniden boyatarak Büyük Ortadoğu Pırojesine dönüştürdüklerini. Ve hala anlamıyoruz Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı’nın “kaybettikleri toprakları geri almak” için ava giderken nasıl avlandığı tuzağı… Ve hala o tuzağın içinde olduğumuzu.

Barış ve esenlik dileklerimle…