Köyler arasında bir yarış vardı. Her köy önceliğin kendine verilmesini istiyordu. Yol, su, elektirik konusunda talep çok büyümüş, devlet işin içinden çıkamaz duruma gelmişti. İç kısımlardaki köyler, kıyı köylerine bağlıydı. Kıyı köylerine yol, elektirik gelmeden yukarıdaki köylere yol da, elektirik de götürülemezdi.

 Devletin her hücresi politika koksa da, Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği “çağdaş uygarlık düzeyine çıkma” gibi bir amacı vardı. Devlet bu amaca ulaşmak için uygarlığın gereklerini yerine getirmek zorundaydı. Kara Yolları, kentler arası yolları yaparken, YSE’de köy yollarını, suyunu, elektiriğini yapacaktı. Yol, su, elektirik uygarlığın fiziksel temelleriydi. Bunlar olmadan uygarlık olamaz, uygarlık gerçekleşemezdi. Devletin olanakları kısıtlıydı. Yatırımlar için halkın ve mahalli yönetimlerin(belediyelerin)de ellerindeki olanaklarla katkıda bulunmaları gerekiyordu.

 Köyümde 1952 yılında başlayan yol yapımı, aradan yirmi yıl geçmesine karşın, tamamlanamamıştı. Kazma, kürek ve insan emeği ile ne kadar yapılabilmişse, ancak o kadar yapılabilmişti. Çevre köylerin içinde en eski başlanılan yol olmasına karşın bir türlü bitirilememişti. Akkese yolunu beton dökmüş, elektiriğine kavuşmuştu. Akkese’nin sokak lambaları pırıl pırıl yanıyor, aydınlanmada Beşikdüzü ile yarışıyordu. Akkese her yönüyle örnek alınıyordu, her köy Akkese gibi olmak istiyordu.

 Muhtar Dursun Kukul’la YSE’nin yollarını durmadan, bıkmadan, usanmadan aşındırıyorduk. Köye su almak, elektiriği getirmek, bitmeyen yolu tamamlamak gibi bir görevi vardı. Ümit kırıcı sözlerle karşılaştığımızda, hatta kovulduğumuzda yılmadık, bir kapıdan çıktık, öbür kapıdan girdik. Devlet kapısı “istek” kapısıdır, alana kadar da küsmedik. Kimi bürokratları, siyasileri devreye soktuk. Tırabzon’dan olmayana Ankara’dan müdahale etmeye çalıştık.

 Zor bir köyümüz vardı. Seçim sonuçlarına göre üç parti çekişiyordu. Birbirlerinden pek farkları yoktu. Şef çekmecesinden çıkardığı sonuçlara dayanarak zorluk çıkarıyordu. “Hiçbir parti size hizmet vermez” diyordu. Yine bir gidişimizde Eminoğun Ahmet Ağa da bizimleydi. Şef değişmeyen dikliği ve iticiliğiyle “hiçbir parti köyünüze hizmet vermez, ancak koalisyondan yardım alırsınız” deyince Ahmet Ağa, “hep siyasiler açık çek verdi. Oyunuzu bize verirseniz, size şunu şunu yaparız diye. Sayın Şefim, biz de diyoruz ki, yolumuzu yapsınlar, suyumuzu, elektiriğimizi getirsinler, köyün oyları deliksiz onların olsun. Bir kez de bize kulak versinler.” Doğal olarak seçmenin bunları söylemeye hakkı yoktu. Söylese bile, bu isteği ciddiye alacak bir parti, bir hükümet, bir iktidar o zamana kadar gelmemişti.

 Sabri Bahadır Vakfıkebir’in değişmez, tescilli belediye başkanıydı. Vakfıkebir’e, mahallelere, köylere, komşu ilçe ve beldelere, muhtacında olup ev, kamuya hizmet binaları yapmak isteyenlere elindeki olanakları seferber eder, çakıl, kum, çimento, demir…gibi malzemelerle destek verirdi. O zaman TEK belediyelere bağlıydı. Sabri Bahadır ile birkaç kez görüşmüştük. Muhasebeci Osman zaten yakasından düşmüyordu. Köyümüzün sorunlarını biliyordu ve diyordu ki, “Çamlık benim ikinci köyümdür. En kısa zamanda size elektirik vereceğim. Sizler direkleri dikin. Bana haber verin, telleri çektireyim. Evlerinizi elektirik bağlanacak duruma getirin.”

 Köyde hummalı bir faaliyet oldu. Bir yandan ormanlardan elektirik direkleri kesiliyor, kesilenler nizami açılan çukurlara çekilip dikiliyor, diğer yandan da evlere elektirik tesisatı yaptırılıyordu. Ormanı olmayanlara ormanı olanlardan direk desteği veriliyordu. Direk dikimi bittiğinde geldiler; kimi direkleri zayıf buldular, değiştirmemizi istediler. Caminin elektirik tesisatı tamamlandı. Kadoğun Osman Karabük’ten getirdiği bir avizeyi caminin tavanına astı.

 Sabri Bahadır öncelikle camiye elektiriği bağlayacak, daha sonra ana hattan ayrılacak yan kollarla köyün diğer mahallelerine teller çekilerek en kısa zamanda tüm köy ve köylüler elektirğie kavuşturulacaktı. Köyden kimileri gelişmelere inanmıyor, evlerine tesisat dahi yaptırmıyorlardı.

 1974 Şubat’ının ilk haftasının perşembeyi cumaya bağlayan akşamında Kadoğun Yusuf’un kırkı okutulacaktı. Sabri Bahadır, Kadoğun Yusuf’un oğlu Mehmet’in ricasını kırmayarak elektirği camiye bağladı. Elektirğin köye geleceğine ihtimal dahi vermeyenler evlerine tesisat çektirmek için “usta eletirikçi” bulmakta zorlandılar.

 Elektirik uygarlıktı, yol uygarlıktı, su uygarlıktı. Köyüm Çamlık’a elektirik gelmişti. Mevlitte köyümün ve köylülerimin yüzü pırıl pırıl, ışıl ışıldı. Acımız olmasına karşın herkes gülüyor, Sabri Bahadır’a dua ediyordu.

 Barış ve esenlik dileklerimle…

 NOT: Emeği olup da bu dünyadan göçenlere, hizmeti bulunanlara sonsuz minnet ve şükranlarımı sunuyor, rahmetler diliyorum.