tonyahaber @ hotmail.com

Geçenlerde bir okuyucum, yeni eğitim sistemi ile ilgili değerlendirmelerimi merak etmiş.

Nesini yazalım, nesi kalsın…

Eğitim de sistem mi var?

Konuyu biraz eskiden ele alalım.

Osmanlı yıkıldı, yerine Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. Osmanlı da biziz, Cumhuriyet de… Bunda kuşku yok. Osmanlının son yıllarındaki tartışmalar, Cumhuriyet’e yön verdi bir anlamda.

Önce yazı değiştirildi, ardından okuryazar sayısını artırmak için mücadele sürdürüldü. 1941’de açılan Köy Enstitüleri ile eğitime yeni bir yön verildi. Köye eğitim girdi bu yolla.

İnsanların aydınlanmasını istemeyenler, Enstitülerin kapatılmasında başarılı doldu maalesef.

Köy Enstitüleri sınıfsal bir temele mi dayanıyordu?

Nereden baktığınıza bağlı.

1940’lı yılların sonu... Milli Eğitim Bakanlığına ABD’li uzmanlar (!) çöreklendi.

Önce tarih kitaplarını değiştirdiler. Türk Tarih Kurumu’nun hazırladığı tarih kitapları yerine, hamaset kokan, kahramanlık hikayeleri anlatan tarih kitapları geldi.

“Siz dediler, şanlı bir tarihe sahipsiniz. Çocuklarınıza bu kahramanlıkları neden okutmuyorsunuz?”

Okuttuk…

Birkaç yıl sonra dünyanın öteki ucundaki Kore’ye ölüme gönderdik çocuklarımızı.

Kore’ye Türk askeri gönderildiği dönemde, zamanın ABD Dışişleri Bakanı Dulles, Türk askerinin kendilerine maliyetinin “23 sent” olduğunu söylemişti.

Ünlü ABD’li darbe finansörü spekülatör George Soros,  “En iyi ihraç malınız, askeriniz!” derken bir gerçeğe parmak basıyordu.

1961 Anayasası’nın sağladığı özgürlük ortamında eğitimin kalitesi üzerinde emek verilmişse de 1982 Anayasası bütün çabaları silip süpürdü.

Kenan Evren’in “Türk İslam Sentezi” üzerine oturttuğu eğitim sistemi ile geldik bugüne…

1980’de beş yaşında olan çocuklar, bu sistemle eğitildi. Şimdi, ülkeyi yöneten yaş grubu bunlar.

Geldiğimiz nokta ortada…

Ülkeyi 15 yıldır yönetenler bile “Eğitimde başarılı olmadıklarını” açıkça söylemiyor mu?

Sekiz yıllık ilköğretim, 4+4+4 uygulaması ile darmadağın edilmedi mi?

Ülkelerin ciddi bir eğitim politikaları olur. Gelen iktidarlar da bu politikayı uygular, günün koşullarına göre de günceller.

Bırakın iktidarın değişmesini, aynı hükümette bakan değiştiğinde, müsteşar ya da genel müdür değiştiğinde eğitim politikamız değişiyor.

Buna yazboz tahtası denmez de ne denir?

Son on beş yıla bakın, kaç kez müfredat değişti, kaç kez sınav sistemi değişti…

Şimdi de 4+4+4 kaldırılacak, 5+7’ye dönülecek.

Yaz babam, boz babam!...

Okulların adı değişti, ama eğitimin kalitesinde bir arpa boyu yol alınmadı.

Fen Liseleri, Anadolu Liseleri, Çok Programlı Liseler, Kolejler… vs hangi kaliteyi artırdı?

Okuduğunu anlamayan, düşündüğünü ifade edemeyen, beş seçenek arasına sıkıştırılmış bir kuşak…

Törenlerde, “Araştıran, sorgulayan gençler yetiştireceğiz.” sözlerini çok duyduk; sonuçta biat eden gençler yetiştirdik.

Eğitim vakıfların, derneklerin, özel okulların işi değil, devletin işi.

Ezberci değil, öğrenilenin uygulandığı bir model gerekli…

Üniversitelerde felsefe bölümlerinin yerinde yeller esiyor.

Fizik, Kimya bölümlerine öğrenci aranır hale geldi.

Kimya okuyan, fizik okuyan gençler polis olmak için başvuruyor. Daha pek çok bölümde de durum aynı.

Felsefenin, fiziğin, kimyanın okunmadığı bir ülkede hangi temel üzerine bilim yapılacak?

Atatürk’ün, “Hayatta en gerçek yol gösterici bilimdir, fendir. Bilim ve fenden başka yol gösterici aramak gaflettir, dalalettir, cehalettir.” sözü unutuldu.

Adam, üniversitede hoca, rektör yardımcısı, sonra da YÖK üyesi. Söylediği söz evlere şenlik!

Ne diyor zat?

“Okuma oranı arttıkça beni afakanlar basıyor. Ben daha çok cahil ve okumamış, tahsilsiz kesimin ferasetine güveniyorum bu ülkede…”

Halkı cahil bırakarak rahat yönetmek için sürdürülen eğitim politikasını(!) bundan daha iyi açıklayacak bir söz olur mu?

İşte eğitimin durumu bu…

Çağdaş, bilimsel bir eğitim modeli kurmak için, yürürlük maddeleri hariç, bir maddelik yeni bir yasa çıkarılmalı.

“Eğitim sistemi lağvedilmiştir, yenisi kurulacaktır.”